KIRŞEHİR’DE ARKEOLOJİK KAZILARIN DÜNÜ BUGÜNÜ VE KÜLTÜR TURİZMİ…

Tarih: 19 Haziran 2014 08:29
KIRŞEHİR’DE ARKEOLOJİK KAZILARIN DÜNÜ BUGÜNÜ VE KÜLTÜR TURİZMİ…

KIRŞEHİR’DE ARKEOLOJİK KAZILARIN DÜNÜ BUGÜNÜ VE KÜLTÜR TURİZMİ…

  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
 
         ARKEOLOG MEHMET GÖKTÜRK’LE GAZETEMİZ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEHMET EMİN TURPÇU’NUN KIRŞEHİR TARİHİ VE KÜLTÜR VARLIKLARI ÜZERİNE YAPTIĞI SÖYLEŞİYE DEVAM EDİYORUZ. BU BÖLÜMDE “İLİMİZDE ARKEOLOJİK KAZILAR TARİHİ VE KÜLTÜR TURİZMİ” KONUSUNU SUNUYORUZ.
 
        TARİHİ VE ANITLARI IŞIĞINDA KIRŞEHİR MEZAR TAŞLARI YAZARI MEHMET GÖKTÜRK: KIRŞEHİR MEKÂNLARI, OLAYLARI, KİŞİLİKLERİ, FİKİRLERİYLE SON DERECE İLGİ ÇEKİCİDİR. BÜTÜN BUNLARI ÜLKEMİZE VE DÜNYAYA GEREKLİ ÖLÇÜLERDE TAŞIMALIYIZ. ARKEOLOJİK KAZILAR KIRŞEHİR’İ DÜNYAYA TAŞIMA ALANINDA BİRİNCİ DERECEDE İMKÂNLAR SUNUYOR.
 
Mehmet Emin TURPÇU: Önce genel olarak turizm alanında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan söz eder misiniz?
Mehmet GÖKTÜRK: Öncelikle almış olduğum sanat tarihi-arkeoloji eğitimi ve Kırşehir Müzesi’nde görev yapıyor olmam mesleki görevlerimin yanında daha baştan itibaren tabii olarak turizme ve Kırşehir turizmine ilgimin başlamasını sağladı. Kısa süre sonra anladım ki ilimizin somut veya somut olmayan kültür varlıklarının değerlendirilmesi korunması için lokomotiflere, dinamiklere başvurulmalıdır. Bunlar arasında tanıtım ve turizm faaliyeti başta geliyor. Özellikle 1997 yılından itibaren turizm ve Kırşehir turizmi araştırmalarına ağırlık verdim. İlimizin turizm varlıklarını, gerçekleştirilecek çalışmaları panoramik olarak anladığım ve kavradığım kanaatindeyim. Şahsım için “Kırşehir turizmi araştırmacısı” sıfatını uygun buluyorum. Söyleşimizin seyri esnasında sanıyorum okurlarımız bunu teyit edecekler.
Turizm konusundaki pratik alanda çalışmalarıma gelince; 2004 Şubat’ında çok sayıda dijital (CD) şekilde hazırlayarak ilgili ve yetkililere ulaştırdığım “Kırşehir’in Kültür ve Turizm Kılavuzu”çalışması bir deneme olarak geniş etkilerinin devam ederek geldiğini görüyorum.
2006 yılından itibaren TURSAB Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nin internet sitesinde yayınlanmaya devam eden “Türkiye’de görülecek çok yer var; Kırşehir” başlıklı 8 sayfalık tanıtım yazım Kırşehir üzerine yazılmış; ilimizin cazip yönlerini ortaya çıkaran, davet edici bir tanıtım açısından oldukça başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Büyük bir boşluğun bir kısmını layıkıyla doldurdu.  Çünkü 8 yıldan beri biri yabancı olmak üzere 12 internet sitesinde birden uzun yıllar yer alıyor. Bu yazımız ve başkaca turizm yazılarımız 4 ulusal dergide ve yerel gazetelerde yayımlandı. Böylelikle çalışmamız ülkemizde geniş kitleye ulaştı.
Örneğin “Bozkırdan AB’ye” projesinde yer aldım. Zaman içinde birçok ulusal ve yerel televizyon kanalına kılavuzluk ile birçok gruba rehberlik yaptım. Her nokta için defalarca inceleme, araştırma imkânım oldu. Arazideki incelemelerim devam ediyor. Kırşehir turizmi konulu toplantılarda bilgi ve görüşlerimi sundum. Son çalışmalarımdan biri önemli bir turizm ve tanıtım hizmeti olarak Ahi Evran Türbe ve Zaviyesi ile Cacabey Medresesi’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası’na alınması çalışmasını yaptım. Bunlar yanında pek çok çalışmamı saymak burada geniş yer tutar.
Mehmet Emin TURPÇU:  Sayın Göktürk ülkemizin ortasında gelişen, büyüyen bir il ve kent olan Kırşehir’in  tarih ve kültür hacminin dünya değeri haline getirilmesi konusunda arkeolojik kazılar ve araştırmaların rolü konusunu açıklar mısınız? 
Mehmet GÖKTÜRK:  Kültür turizmi konusuna “ilimizde arkeolojik kazılar ve araştırmalar geçmişi” açısından bakmak isabetlidir. Zira arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları tarih ve tarih öncesine ait çok miktarda önemli-değerli kalıntı ve buluntuları gün ışığına çıkarıyor, “sesgetiriyor.” Kazıların bilimselliği, özellikle uzun soluklu ve meşakkatli olması bölgenin ve ülkenin dünya çapında tanınmasına ileri katkılar sağlıyor.
İlimizde ilk arkeolojik kazı 1931 yılında başlanan ve 1940’larda birkaç yıl süren Has Höyük kazısıdır. Aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi’nin ilk arkeolojik kazılarındandır. İtalyan De la Porte başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Kazıların 1940’lı yıllarında Halet Arkeolog Halet Çambel’i de görüyoruz. Has Höyük kazıları Eski Tunç Çağı’na, beşbin yıl öncesine (M.Ö. 3000-2000) ait kalıntı ve buluntularıyla bilinir. İlimiz ve şehrimizin tarih ve kültür araştırmaları alanında önemli bir başlangıç olduğunu, yerel tarih ve kültür araştırmacıları için o yıllarda yol açıcı olduğu anlaşılıyor. Modern anlamda ilk Kırşehir tarihi çalışmaları 1930’lu ve 1940’lı yıllarda gerçekleşiyor. 1925 yılında yayın hayatına başlayan Kırşehir Vilayet gazetesinde Kırşehir tarihi ve şehrin çeşitli kültürel konularına dair çok sayıda yazı neşrediliyor. Bu konuyu Yeni Aşık Paşa Gazetesi’nin ileri sayılarında anlatmayı planlıyorum.
Şimdi Nevşehir ili sınırları içinde kalan Topaklı Höyüğün hafiri İtalyan Meriggi’nin Topaklı kazıları esnasında Kırşehir höyüklerinde gerçekleştirdiği arkeolojik yüzey araştırmaları var.
1947 yılında Hindoloji profesörü Walter Ruben ile asistanı Aydın Sayılı, Cacabey Medresesi kapalı avlusunda ve dışında kazı gerçekleştirir. Medrese kubbesi altında 10 metre derinliğinde kuyu açığa çıkarılır. Medresenin yeri bir ölçüde selgah konumunda olduğu için zamanla çevresine dolan alüvyal toprağın temizleme işlemi yapılır. Ardından Aydın Sayılı tarafından medrese bilim dünyasına “rasathane” olarak tanıtılıyor. Bu meyanda çalışkan bir araştırmacı olan Walter Ruben Kırşehir’de, Kayabaşı Mahallesi’nde enterne edildiği birkaç yıl içinde ayrıntılı araştırmalar yapmış olduğunu ve geniş bir “Kırşehir” eseri hazırladığını belirtmeliyim.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanların Anadolu kültürü ve arkeolojisine ilgisi yoğunlaşıyor. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Alman filolog Th. Helmuth Bossert ve asistanı Dr. U. Bahadır Alkım Kırşehir merkezinde yer alan Kale Höyük’te arkeolojik yüzey araştırması gerçekleştirirler.Elde edilen çanak çömleğin tarihlendirmesi yapılır, çevre yerleşimlerin çanak çömleğiyle karşılaştırılır.
1964 yılında Semavi Eyice kent merkezinde, mezarlıklarda araştırmalar yapar. İnsan figürlü Osman oğlu Halil mezar taşını tespit eder ve yayınlar. Taburoğlu Köyü’nde Üç Ayak Kilisesi’nde bir sezon sondaj kazısı yapar. Kısa süreli mevsimlik kazı olmakla birlikte yapının plan ve kesitlerini çıkarır, makale halinde yayınlar. Kazı esnasında bir “kitabe” açığa çıkar. 1998 yılında Sanat Tarihçi Semavi Eyice ile yaptığım telefon görüşmesinde Eyice; “Kazıdan kısa süre sonra konuya dair hazırladığı makaleyi Fransa’ya giderek yayımladığını, orada yaptığı çalışma nedeniyle Hıristiyan din adamlarının kendisine ilgi gösterdiklerini” söyledi. “Kilisenin kesit ve planlarının hazır olduğunu makaleyi geliştirerek yeniden yayınlayacağını” ifade etmişti. Özellikle bugün mevcut olmayan “kitabe” ilgi çekmiş. Telefon görüşmesinden sonra aradan geçen birkaç yıl sonra Üç Ayak Kilisesine dair makalesini Türkiye’de Türkçe olarak yayımladı.
Mehmet Emin TURPÇU: Kaman Kale Höyük ve çevresindeki kültür yatırımları hakkında neler söylersiniz?
Mehmet Göktürk: 1985 yılında Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına Japon ekip Kaman Kale Höyük’te yüzey araştırması gerçekleştirir, takiben 1986 yılında arkeolojik kazıya başlar. Kazıyla beraber 1990 yılından itibaren “Japon bahçesi” ve 2005 yılında içinde laboratuar ile kütüphane yer alan Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü ve müze tesis edilir. Türkiye’deki Japon kültür çalışmaları merkezi Japonya’da olan Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi adına yürütüldüğübilinmektedir.
Kaman Kale Höyük Eski Kervan yolu üzerinde yer alır. Yapılan kazılar sonucu Eski Tunç Çağı’ndan itibaren A.T.K.Ç (Asur Koloni Çağı), Erken Hitit, Geç Hitit, Erken Frig, Geç Frig, Helenistik, Roma ve Osmanlı Dönemleri’nde iskân edildiği anlaşılmaktadır. Kaman Kale Höyük’ün Asur Ticaret Kolonileri Çağında (M.Ö. 2000-1850) “Wabartum” adı verilen küçük Pazar yeri niteliği taşıdığı belirtilmektedir.  Bununla birlikte son yıllarda ele geçen ana tanrıça biçimli figürün Kale Höyük yerleşmesinin Neolitik Çağ’a (M.Ö.7000-5500) kadar uzanabileceğini göstermektedir.
Kaman Kale Höyük’te gerçekleştirilen arkeometrik ve arkeobotanik araştırmalar sonucu bölgenin doğal yapısı, bitkisel varlığı ve doğa insan ilişkileri alanında bilgi sahibi olunmuştur. Kazılarda ele geçen aslan, leopar, geyik vd hayvanlara ait kemikler yaban hayatına ilişkin bilgiler vermektedir.  
Kaman Kale Höyük kazısı uzun yıllardan beri devam ediyor. Zamanla tanıtımı gerçekleşti. Japon bahçesi, enstitü ve müze ile tüm Türkiye’de tanındı. Hatta dünyada bir ölçüde tanınıyor. Gerek ulusal, gerekse uluslararasında tanınırlığı gün geçtikçe artıyor. Ancak ileri ölçüde tanınır olmasına rağmen kültür turizmine hitap edecek otel, motel, lokanta gibi turistik tesisler henüz ne Çağırkan Kasabası’nda ne de Kaman’da mevcut değil. Diğer bir deyişle, ileri ölçüde kültür tesisi mevcudiyeti ve tanınırlığa rağmen turizm destinasyonunda bugün için eksikler var. Zamanla tamamlanacağınainanıyoruz.
Mehmet Emin TURPÇU: Kaman Kale Höyük Müzesi’nin ülke çapında ilgi çeken müzelerden olduğunu biliyoruz.
Mehmet Göktürk: Kaman Kale Höyük Arkeoloji Müzesi küçük ölçekli bir müze sayılmakla birlikte özgün uygulamalar ve dijital yöntemlerle yapılan sunumlar ilgi çekiyor. Höyük şeklinde yapılmış olmasıyla müzecilik alanında yerinde ve yaratıcı bir uygulamadır. Doğal çevre açısından olumlu mesaj veren yaratıcı bir uygulama… Japon bahçesi yanında inşa edilen müze, höyük-tepe biçimiyle bahçe planına dâhil edilen bir tesis olmasıyla dikkati çekiyor. Müzenin bir köşesinde Kaman Kale Höyük’ün maketine yer verilerek maket üzerinde bugüne kadar yapılan kazılarla açığa çıkan kültür katmanları ve yapı tabakalarının bir kısmının sergilenmesi müzecilik açısından özgün uygulama kabul edilmektedir. Müzenin bir başka özgün uygulaması ise höyükten elde edilen tüm haldeki eserlerin yanında çok sayıda çanak çömlek parçalarının ahşap kutularda sergilenmesidir. Bu tür uygulamalarla ziyaretçinin müzeye, kültür varlıklarına yakınlaşması sağlanıyor.
Yukarıda saydığımız imkânların turizm ve tanıtımda azami şekillerde değerlendirilmesi doğaldır, ülke hayatı içim elzemdir. Bununla birlikte söz konusu tesisler ile Kaman Kale Höyük Arkeoloji Müzesi’nin “dar alanda kalan müze” nitelendirmesinden uzaklaşabilmesi için dış ve iç turizmden yeterli payı almalı, çok sayıda dış ve iç turist tarafından ziyaret edilmelidir kanaatindeyim. 
Somut ve somut olmayan kültür varlıklarımız turizmi; turizm ticareti; ticaret yatırımı; yatırımlar istihdam ve üretimi; sonuç olarak gelişme ve kalkınmayı getiren müteselsil (zincirleme) bir süreç yaşanmalıdır. Bu meyanda belirtmeliyiz ki Kırşehir’in turistik hacmi ve çeşitlenmesi gün geçtikçe yükseliyor. “Küçük şehir, küçük il burada eğlenecek, vakit geçirecek yer yok” yakınması eskiden de geçerli olmadığı gibi şimdi de geçerli değil…
Mehmet Emin TURPÇU: Sayın Göktürk Yassı Höyük Kazısı ile bu çevrenin ilimiz kültür turizmi açısından gelecek vaat ettiğini söylüyorsunuz.
Mehmet Göktürk: Evet görünen o ki önümüzdeki yıllarda Yassı Höyük çevresinde, ulusal ve uluslararası yol üstünde ileri kültür ve turizm gelişmeleri gerçekleşecek ya da gerçekleşmesi beklenir.
Yassı Höyük civarında turizm açısından önemli avantajlar var. İlk etapta Yassı Höyük’ün Kırşehir’in birinci derecede yatırım alanlarından olan Çayağzı Kavşağı bölgesinde yer aldığını belirtmeliyiz. Bu çevrede, TŞOF - Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nun otel, lokanta, satış yeri vd hizmet birimlerinden oluşan yol boyu tesisi var. Yine biri Yozgat yol ayrımında olmak üzere birkaç yol boyu tesisi dikkati çekmektedir. Daha önemlisi yakın civarda yer alan Çoğun Baraj Gölü, ağaçlandırmalar ve göl kenarındaki lokanta ile cazibe noktalarından biridir. Villa tipi evler ve bahçe düzenlemeleriyle günümüzün cazip bir yerleşimi görünümündedir. Pansiyon turizmi için elverişlidir. Kısaca Çoğun, turizm yatırımları bakımından önemli rezerv noktadır.
Yine yakınlarda açık cezaevine ait alan; lokanta ile çevresi yüksek çam ağaçları ve iri vazolarla geliştirilmiş peyzaj düzenlemeleriyle cazibe noktası haline gelmiştir. Bence açık cezaevi çevresi turizm yatırımları açısından rezerv niteliktedir.
Önemli noktalardan biri de kazı alanına 5 kilometre mesafede yer alan Çayağzı beldesi olup kültür ve tabiat varlıkları açısından potansiyeli de göz önüne alındığında -belde halkının da gayretiyle- pansiyon turizmi alanında elverişli durum oluştuğu görülür. Hem kamu hem de vatandaşlar tarafından Cemele Havzası’nda yapılan ağaçlandırmaların genişletilmesi ileri gelişmeler sağlayacak. Beldenin tarihi gerçeklikle inşa edilmiş köy odaları ve köy konakları restore edilerek turizm çalışmalarında değerlendirilmesi gelişmenin kanatlarından olacaktır. İsim yapan ‘Cemele Biberi’ ve ‘Cemele Patlıcanı’ önemli bir destinasyondur. Beldenin kültür turizmi ve kırsal turizm alanında önemli imkânlar sunacağı doğrultusunda kuvvetli kanaatimi koruyorum.
Yukarıdaki izahlarımızdan anlaşılacağı üzere kavşakta ve Yassı Höyük civarında günümüzde bir ölçüde turizm alt yapısı oluşmuştur.
Yapılan araştırmalar sonucu Asur Koloni Çağı merkezlerinden olduğu anlaşılan Yassı Höyük’teJapon ekip tarafından 2009 yılında arkeolojik kazı çalışmalarına başlandı. Yassı Höyük’te gün ışığına çıkarılan kalıntı ve buluntular yüksek kültüre ait haberler veriyor. Yapılan araştırma ve kazılar sonucu özellikle M.Ö. 2000-1850 tarihlerine ait Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri Çağına ait önemli merkezlerden olduğu görülüyor. Kırşehir’i dünya ölçeğine taşıyacak arkeolojik noktalardan olduğu anlaşılıyor. Yassı Höyük’ü çevresiyle düşündüğümüzde kültür ve doğa turizmine dair sınırsız gelişme rezervleri ve imkânları sunduğu anlaşılıyor. Ancak henüz bu farkındalıklara ve bölgede yapılması gereken planlamalara dair işaretleri göremiyoruz.
Japonlar özellikle çalışma anlayışlarıyla dünya çapında ilgi çekiyorlar. Onların Kırşehir’de arkeolojik kazı yapmaları ilimiz ve şehrimizin turizm-tanıtımında avantaj gibi görünüyor. Kaman Kale Höyük Kazısı’nın uzun süre devamı ile 1990 yılından itibaren inşa edilen “Japon bahçesi” ve müzetanıtımlarda tamamlayıcı unsur olduğu anlaşılıyor. Biraz önce açıkladığımız üzere Yassı Höyük civarında yer alan Çoğun, Açık Cezaevi, TŞOF ve Çayağzı beldesindeki lokanta, otel, pansiyon gibi tesislerin zaman içinde nitelik ve sayıca yükseltilerek bölgenin turistik destinasyonunda yükseltilme sağlanması gereği anlaşılıyor. Gelecek hafta Yeni Aşıkpaşa’da yayınlanacak “Çayağzı Çevresi”ne ilişkin söyleşimizde konuyu açmaya çalışacağız. 
Mehmet Emin TURPÇU: Yassı Höyük’te yapılan kazılar hakkında bilgi verir misiniz
Mehmet GÖKTÜRK: Yassı Höyük’ün Orta Anadolu’nun büyük höyüklerinden olduğu biliniyor. Büyüklük sıralamasında Konya Kara Höyük’ten sonra geldiğini sanıyorum. 2004 yılında hazırlayarak ilgili ve yetkililere ulaştırdığım 100 sayfa civarında “Kırşehir’in Kültür ve Kılavuzu” çalışmamda Kırşehir’de arkeolojik kazı yapılmasını ilgili ve yetkililere zaman zaman önerdiğim 4- 5 höyük arasındadır. Etkisi görüldü. Zaten birkaç yıl sonra kazılara başlandı.
Dikkat edilirse şu an arkeolojik kazısı yapılan dört höyük; Kırşehir merkezinde Kale Köyük, Yassı Höyük, Kaman Kale Höyük ve Kırşehir sınırlarına yakın Büklükale kazı yeri Bağdat-İstanbul Yolu olarak bilinen eski kervan yolu üzerinde stratejik noktalardadır. Bugünkü adıyla Kayseri, Kırşehir, Ankara yolu üzerindedir. Belirtmeliyiz ki tesadüfle seçilmiş kazı yerleri değildir.
Yassı Höyük eskiden beri gerek buluntuları gerekse büyüklüğü bakımlarından araştırmacıların dikkatini çekiyor.  20 yıl öncesi yapılan yüzey araştırmalarında bir çömlek kulpu üzerinde bulla yani silindir mühür baskısı tespit edildi. Yine kazılar başlamadan 3-4 yıl önce höyükte eski Hitit Çağı’ndan bir Hitit prensine ait hikâyenin anlatıldığı 18 santimetre genişliğinde hiyeroglif yazılı ince kurşun levha bulundu. Bilindiği üzere kazılar 5-6 yıldan beri devam ediyor. Kazı öncesi yapılan jeofizik uygulamalar sonucu yapı kalıntılarına ait temel izlerinin bir kısım izdüşümleri tespit edildi.  Özellikle höyüğün ortalarına doğru 45x50 metre ölçülerinde bir tapınak ya da resmi yapının izleri tespit edildi. Birkaç yıldan beri yapılan kazılar sonucu 1 metre kalınlığında kerpiç duvar kalıntıları açığa çıktı. Yassı Höyük’ün önemli bir Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1850-2000) yerleşmesi olduğu anlaşılıyor.
Bilindiği üzere Kayseri Kültepe kazı yerinde açığa çıkan Asur Ticaret Kolonileri Dönemi’ne ait Kaniş Karum’dan sonra üstün kalıntı ve buluntu veren bir “pazar  yeri”nin daha tespitiyle ilimiz kültür ve turizm hacminde önemli gelişmeler olacağı açıktır.
Mehmet Emin TURPÇU: Çayağzı Kavşağı çevresinde yaptığınız araştırmalardan söz etmiştiniz. Yassı Höyük de bu kavşağın yakın civarında, bu bölgeyi kültür, turizm ve sosyo ekonomik açıdan anlatır mısınız?
Mehmet GÖKTÜRK: Yaptığım çalışmaları anlatabilmemi sağlayan isabetli sorunuz için teşekkür ederim. Çayağzı Kavşağı civarı olarak adlandırmayı uygun bulduğum bölge her bakımdan sınırsız imkânlar sunan rezervler taşıyor. Şu şekilde izah edelim. 
Yassı Höyük eski Kervan yolu üzerindedir. Yakınlarında Çayağzı arazisinde yer alan Cemele ve Omala Kaleleri eski Kervan yolu üzerindedir. Özbağ’a doğru Keçi Kalesi yine eski yol üzerinde yer alıyor. Höyüğün hemen karşısında eski Türk-tur arazisi ve çevresinde Roma ve Doğu Roma Dönemi’ne ait geniş bir düz yerleşme mevcut. Bazı vatandaşlarımız hatırlar bu tarihi yerleşmeden 1980’lerde Roma Dönemi eseri bir lahit çıkarılmış ve yol kenarında bir süre bekledikten sonra Kırşehir Müzesi’ne nakledilmiştir. Yine höyüğün 500-600 metre güneyinde bir yer altı yerleşmesi mevcuttur. 5-6 kilometre mesafede tepeler arasında bir kasaba yerleşmesi olan Çayağzı geçmişin şehre yakın büyük köylerindendir. Zamanla düzlüğe doğru inmiştir.
Bugüne kalıntıları gelen Eski Çayağzı (Cemele) yine havza içinde tepelerin doruklarına doğru yer alır. Doruklardan kaynayan sular eski köy içindeki bahçeleri sular. Eski köyde suyun tutulduğu eski bentler, köprüler var. Eski köyün yakınlarında Doğu Roma Dönemi eseri olan Cemele Kalesi vardır. 1950’li yıllara kadar büyük ölçüde sağlam gelen kale bu yıllarda tahrip edilmiştir.
Eski adıyla Cemele Köyü arazisinde Doğu Roma Dönemi’ne ait geniş tarihi yerleşmeler var. Bunlardan biri Acıpınar düz yerleşmesidir. Yanından ince bir akarsu geçen Acıpınar düz yerleşmesinde geniş yüzeyde Doğu Roma Dönemi özellikleri gösteren iri kaplara ait çanak çömlek parçaları yoğun şekilde görülmektedir. Halkın kilise dediği bir yapıya ait duvar kalıntıları mevcuttur.
Gelecek hafta Çayağzı ve çevresi konusunda bilgi verelim.
Mehmet Emin TURPÇU: Şehir merkezinde devam eden kazılar da ilimiz kültür ve turizmi alanında gelişmelere dair ümit veriyor.
Mehmet GÖKTÜRK: Şehrimiz merkezinde Medrese Mahallesi sınırları içinde Kırşehir Müze Müdürlüğü başkanlığında 5 yıl önce başlanmış olan Kale Höyük kazısı Selçuklu, Doğu Roma ve Helenistik çağlara ait üstün kültür kalıntı ve buluntuları vermektedir. Şehrin merkezinde olması bakımından kazı doğal olarak kültür turizmi alanında dikkati çekmektedir. Halkın merakına mucipolmaktadır.
Tarafımdan uzun zaman öncesinden itibaren arkeolojik kazı yapılması gereken kazı yerleri arasında yazılı ve sözlü olarak önerdiğim ve müteakiben kazılarına başlanan Merkez Kale Höyük’ün Doğu Roma ve Selçuklu’dan itibaren şehrin hisarı bir başka deyişle iç kalesi olduğunu tarihi kayıtlardan öğreniyoruz.  Osmanlı Dönemi’nde ve cumhuriyetin ilk yıllarına kadar şehrin ortaokulu-lisesi, jandarma binası, Memleket Hastanesi Kale Höyük üzerindeydi. Önceki zamanlarda yönetim merkezi de Kale (höyük) üzerindeydi sanıyorum.  
Kale Höyük, ileri zamanlarda şehrin tarihi, bilimsel ve kültürel niteliğinde gelişmeler sağlaması yanında tanıtımında mesafe aldıracaktır. 
Mehmet Emin TURPÇU: “Kale” adını taşıyan birden fazla höyük var. Okuyucularımızın karıştırmaması için bu konuyu aydınlatır mısınız?
Mehmet GÖKTÜRK: İlimiz sınırları içinde bildiğimiz kadarıyla 10’dan fazla “kale” adını taşıyan höyük var. “Kale” denilmesinin sebepleri şöyle açıklanması mümkündür:  Öncelikle, Anadolu’da insanların 5000 yıl öncesinden itibaren kaleler inşa ettiği bilinmektedir. Kaleler yüzlerce hatta binlerce yıl önce ortadan kalkmış olmakla birlikte “kale” nitelikleri günümüze sözle veya yazıyla intikal ettiği anlaşılıyor. Örneğin şehrimiz merkezinde yer alan Kale Höyük gerek Selçuklu’dan itibaren yazılı kaynaklarda gerekse ortadan kalkmış olsa da halk arasında sözlü olarak, “Kale” adıyla gelmiştir. Kaman Kale Höyük’te ise yapılan kazılarda özellikle höyüğün kuzeyinde Hitit Çağı’na ait kalın kale duvarlarına ait kalıntılar açığa çıkarıldı. Bunlarla birlikte belirtmeliyiz ki Anadolu’da isyanlar ve feodal mücadeleler nedeniyle 1700’lü yıllara kadar kalelere ihtiyaç duyuluyor, muhafaza ediliyordu. Bazı höyükler ya da yerleşimler ise zaten bulunduğu yüksek konum nedeniyle “Kale” adını daha başta kabul ettiriyor. Örneğin Sıdıklı Vadisi’nde tüm çevreye hakim Kulpak Kalesi veya Keskin’de arkeolojik kazısı yapılan Büklükale… Altınyazı (Aflak) Köyü’nde ‘Köy İçi’ mevkiinde yer alan höyük çevrede “Kale” adıyla bilinir. Seyfe Gölü’nün hemen yanında yer alan höyük de “Kale Höyük” adıyla tescillenmiştir.
Mehmet Emin TURPÇU:  Bir de Japon kazı ekibince Kırıkkale Keskin sınırları içinde yapılan Büklükale arkeolojik kazısı var. 
Mehmet GÖKTÜRK: Evet aynı Japon ekip tarafından Keskin Büklükale’de 3-4 yıl önce başlanan kazı ilimiz dışında olmakla birlikte ilimizin tarihi coğrafyasıyla iç içedir. Kırşehir’i kat eden eski kervan yolunun Kızılırmak geçişi yanındadır. “Kale şehir” niteliği yüksektir. Bu durumuyla tarih boyunca stratejik bir yerleşim olduğu anlaşılıyor. Büklükale’de Hitit İmparatorluk iskânı olduğu biliniyor. Frig Çağı’na ait kuvvetli izler var. Bugüne kadar yapılan kazılarda “büyük bir bina”nın varlığı tespit edildi. Hititlerden önce, M.Ö.2000’den itibaren inşa edildiği belirtiliyor. Kızılırmak’a bakan tarafta iri taşlarla yapılmış 7 metreye varan duvarların “büyük bina”ya ait olacağı düşünülüyor. Yine burada milattan önce 600′lü yıllara ait kültürlerin izleri belirlendi.
İlimizde arkeolojik kazıların geçmişte ve günümüzde gerek sayı gerekse kazılan yerlerin niteliği açısından uzun zaman istenilen seviyede olduğunu henüz söyleyemeyiz. Karşılaştırma yapılarak izah etmek gerekirse; Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinden beri kazıları süren Kayseri Kültepe (Kaniş Karum), Çorum Boğazköy, Aksaray Aşıklı Höyük, Konya Çatal Höyük gibi iskan edildiği dönemlerini yüksek derecede temsil eden arkeolojik kazılar ilimizde henüz gerçekleşmemiştir. İleri yıllarda görüleceği anlaşılıyor.
Sanat tarihi ve arkeoloji biliminde üstün, yüksek kültür ayrımı yapılmakla birlikte bilimsel açıdan her kültüre eşit önem verilmesi esastır. Bununla birlikte Hitit İmparatorluk Çağı, Helenistiğin klasik dönemi, Roma İmparatorluk kültürü, Avrupa’nın Rönesans’ı veya Osmanlının Yükselme Dönemi’ne ait eserler dünyanın; sanat tarihçi ve arkeologların ilgisinin yoğunlaştığı dönemlerdir. Bu nedenlerle bugüne kadar açığa çıkan tabakalardan üstün nitelikli kalıntı ve buluntuların açığa çıkarıldığı şehrimiz merkezinde yer alan Kale Höyük ile 25 kilometre mesafede Yassı Höyük biraz önce değindiğimiz üzere ilimiz kültür, turizm, tanıtım alanlarında gelecek vaat ediyor. Konuya dair geniş bilgi ve değerlendirmelerimizi gelecek söyleşilerimizde sunacağız.
Mehmet Emin TURPÇU: İlimizde dikkati çeken ancak kazısı yapılmayan başkaca höyük ve ören yerleri konusunda bilgi verir misiniz? 
Mehmet GÖKTÜRK: Biraz önce Yassı Höyük’ün çok büyük olduğundan söz ettik. İlimizde Mucur sınırları içerisinde yer alan Büyük Garipli Höyük de büyüklüğü ve şekliyle öne çıkmaktadır. Çiçekdağı bölgesinde Hacıfakılı Antik Kenti kalıntı ve buluntularıyla dikkati çekmektedir. Seyfe Gölü kenarında Seyfe Kale Höyük’ün kazı çalışmalarıyla havza arkeolojisinde aydınlatıcı olacağı kanaatindeyim.
Mehmet Emin TURPÇU: Konular mesleki ve teknik olmakla birlikte okurlara hitap ederşekilde anlattığınız için teşekkür ediyoruz. Öğrenilmesi gereken çok bilgi var. Şehrin gelişmesi ve kalkınmasına dair Kırşehir halkının üzerine düşen iş ve işlemler de olmalı. Bu konuda önerileriniz neler?
Mehmet GÖKTÜRK: Önce saygılarımı sunuyorum sevgili hemşerilerime… Şehrimiz ve ilimizin konularına, problemlerine olan ilgileri gün geçtikçe yükseldiğine tanık oluyorum. Yerel gazetelerimizi okuma oranının arttığını görüyorum. Yerel televizyonlar eskisine oranla fazla izleniyor. Halkımız konularına problemlerine ne derece ilgili olursa yetkili ve görevlilerin o oranda performans göstereceği, liyakatin artacağı kanısındayım. Özellikle yerel gazete ve televizyonların çok okunur ve seyredilir olmasında büyük fayda var. Şehrimizin ortak hedefleri haline gelmeye başlayarak sloganlaşan “Kültür Şehri”, “Turizm Şehri”, “Eğitim Şehri” vs. hedeflerine ulaşma çalışmalarında Kırşehir halkının göstereceği ilgi ve yakınlığa ihtiyacımız var.
        Mehmet Emin TURPÇU:  Teşekkür ediyoruz.

http://asikpasagazetesi.com/roportajprint/kirsehir-de-arkeolojik-kazilarin-dunu-bugunu-ve-kultur-turizmi-/