KIRŞEHİR’DE KÜLTÜR SANAT VE TURİZM AÇILARINDAN ŞEHİRCİLİK BÖLÜM 2

Röportaj23 Temmuz 2014 11:12
KIRŞEHİR’DE KÜLTÜR SANAT VE TURİZM AÇILARINDAN ŞEHİRCİLİK BÖLÜM 2
A
a

ARKEOLOG MEHMET GÖKTÜRK’LE GAZETEMİZ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEHMET EMİN TURPÇU’NUN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ŞEHİRCİLİK SÖYLEŞİSİNE DEVAM EDİYORUZ. BU KEZ KIRŞEHİR ÇARŞISI KONUSUNU AYRINTIYA İNEREK SUNUYORUZ.

        KIRŞEHİR KENT KONSEYİ TARİH KÜLTÜR VE SANAT ÇALIŞMA GRUBU BAŞKANI MEHMET GÖKTÜRK: ŞEHİRLER YAŞAYAN CANLI ORGANİZMALAR… HER AN BİR BÜTÜN OLARAK BAKILMALI… SÜREKLİ TAKİBE, KONTROLLERE, KİMİ ZAMAN TEDAVİYE VE SÜREKLİ GELİŞTİRMELERE, İYİLEŞTİRMELERE İHTİYAÇLARI VAR…
 
        Mehmet Emin TURPÇU: Sayın Göktürk, şehircilik konusunda genel bilgiler alarak söyleşimize başlayalım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Araştırmalarımla elde ettiğim bilgileri, gerçekleştirdiğim analizleri, çalışmalarımla elde ettiğim sonuçları, fikir ve düşüncelerimi sunuyorum. Genel olarak uygulama alanıyla uzlaşmayacağını düşündüğüm temelsiz “şu yapılmalı” söyleminden uzak olmaya özellikle dikkat ediyorum. Bize ayrılan sayfalarda konuları bütünlük içinde el alıyoruz ve sonuçta doğal olarak öneriler bölümü oluşuyor.
        Bu söyleşimizde eski ve yeni Kırşehir’den anlatımlarla “zaman tezadı” yaparak okurlarımızın dikkatlerini şehre yoğunlaştırmak istiyorum.
        Muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefinde şehirlerin, şehircilik biliminin önem ve değeri açıkça anlaşılır. Şehirler yaşayan canlı organizmalar… Şehirler her an bir bütün olarak görülmeli. Sürekli takibe, kontrollere, kimi zaman tedaviye ve sürekli iyileştirmelere ihtiyaçları var. Bir yığın yatırımların ardından sökülmüş, çıkmış ortada dolaşan bir kaldırım taşı deyim yerindeyse işlerin büyüsünü bozmaktadır. Sevindirici durumlardan biri ise son yıllarda belediyelerde eskiden beri gelen imar ve fen işleri müdürlükleri adının “şehircilik müdürlüğü”ne dönüştürülmesi, özel idarelerde kentsel iyileştirme birimlerinin tesisi gelinen gelişme noktalarını gösteriyor.
      Şehirler ve illerin her biri pazılın parçalarıdır. Her biri ülkemizin “mütemmim cüz”leri olmakla birlikte deyim yerindeyse “küçük ülkeler” gibidir. Bu açıdan bakıldığında ülke hayatı ile şehir hayatı arasında büyük ölçüde benzerlikler kurulabiliyor. Kırşehir ili ve kenti Türkiye pazılının ortasında arayışlarını, gelişme ve büyümesini sürdürmektedir.
        Günümüz sosyoekonomik düzeninde üretim ve tüketim çarkının yeteri hızda dönmesi şartı var. Şehirde kültür sanat ve turizmle halkalanan canlı piyasa,  ticaret, alım ve satım hedeflenir.  Çarkın “normal” dönüşü için gereklidir. Ülkemizin ihracatla büyüme hedefi varken şehrimizi bundan soyutlamak sözünü ettiğimiz üretim-tüketimle bir başka deyişle arz-taleple çalışan sosyal ve ticari çarkın zayıf kalması demektir. İhracat resmin sadece bir bölümüdür.
         Mehmet Emin TURPÇU: Şehrimize gelince kültür, sanat ve turizm açısından neler söylersiniz?
         Mehmet GÖKTÜRK: Son yıllarda kent merkezinin yeniden tasarlanmasının bu yolda büyük ölçekli başlangıç olduğunu belirtmeliyim. Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresi çalışmaları, Kent Park, Cacabey Medresesi çevresi düzenlemeleri ile Neşet Ertaş Kültür Merkezi’nin tamamlanmasını müteakip geniş bir kültür, sanat, turizm ticaret mekân ve imkânları doğmaktadır. Saydıklarımıza daha önce düzenlenmiş şehrin tarihi merkezi olan Kale Höyük ile Terme sağlık turizmi tesislerini; rehabilitasyon merkezini, kaplıca otellerini de kattığımızda şehrin büyük ölçüde kültür ve turizm alanında sahip olduğu potansiyelin yüksek olduğu görülmektedir. Şehrin, salonu, odaları, mekânları, mobilyaları tek tek elden geçmeye devam ediyor. Bu tablo şehrimizin “kültür turizm şehri” hedefine ulaşacağı ümidini güçlü şekilde veriyor. Takdir edilir ki tabloyu bizim algıladığımız gibi algılayıp anlatmak, tanıtmak gerekmektedir.
        Kültür ve sanatı, tabiat varlıklarını turizm imkânlarını beraber değerlendirerek birlikte yürütmek şartı vardır. Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, kaplıca tesisleri ve müze gibi noktaların yanına ticaret-satış noktaları eklemek yollardan biridir. Bu faaliyetlerin devamı için gerekli üretimi sağlamak olmazsa olmaz halkadır. Kırşehir’de küçük el sanatlarını, turistik eşya ve gıda sektörünü geliştirmek şarttır. Taşçılık, halıcılık gibi el sanatları yanında üzüm, pekmez, ceviz ve diğer gıda ürünleri geliştirilmesi yine zincirin diğer halkalarındandır. Okurlarımız konuya dair geliştirmelerimizi geçen haftaki yazılarımızda sanıyorum takip etmişlerdir. Şehir esnaf ve sanatkârının daha girişimci ve yaratıcı uygulamalara yönelmesi yine şartlar arasındadır. Örneğin bir hemşerimizin pekmez kavramını işleyerek şehrin kültür değerleri ve özellikle Türk Halk Müziği çalgılarından olan sazla birlikte sunuşu ilgi çekici ve yaratıcı bir ticari uygulamadır.
        Anlaşılacağı üzere kültür, sanat ve turizm resmin büyük bölümünü oluşturuyor. Doğduğum şehre uzun süreden beri hizmet veren bir meslek adamı olarak kentimiz için uygun bulduğumuz “kültür sanat, turizm şehri” hedefimiz uzun süredir mevcuttur. Son yıllarda kent merkezinin yeniden tasarlanmasının bu yolda büyük ölçekli başlangıç olduğunu belirtmeliyim. Biraz önce değindiğimiz üzere Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresi çalışmaları, Cacabey Medresesi çevresi düzenlemeleri, Kent Park ve Neşet Ertaş Kültür Merkezinin tamamlanmasını müteakip geniş bir kültür, sanat, turizm ve ticaret mekânları ve imkânları doğmaktadır. Bu projeleri gerçekleştiren Kırşehir Belediyesinin ifa edilen hizmetlerde uzun vadeli hedefler ve düşünceler içinde olduğu anlaşılıyor.
       Bazılarının dillendirdiği “Ankara ile Kayseri arasında kaldığından gelişememiş il” masalına inanmıyorum. Buna karşı, iki büyük merkez arasında zayıf kalmayı değil iki büyük merkezin yardımı ve imkanlarını da değerlendirerek her bakımdan gelişmeyi ve canlılığı sağlayarak istenilen noktaya ulaşabileceğimizi düşünüyorum.
        Tüm şehir insanı olarak bu doğrultuda Kırşehir şehirciliğinde uzun süreli strateji ve sistematik oluşturmak şartı kabul edilmelidir. Bu çerçevede plan ve projelerin hazırlanıp uygulanarak isabetli ve yerinde hizmetler getirilmesi mümkündür. 
        M. Emin TURPÇU: Kent Park özellikle şu Ramazan ayı günlerinde hemşerilerimizce çok revaç görüyor. Parkın kültür, sanat,  turizm açılarından şehirciliğimizdeki yeri konusunda bilgi ve görüşlerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Üç gün önce pazar günü eşim Nezaket Hanımla Kent Park’ta gezintiye çıktık. Saat 22.00 civarıydı. Ramazan ayında bulunmamız ve Pazar günü olmasının etkisiyle şehir halkı parkı doldurmuştu. Herkeste rahatlık ve neşe açıkça görülüyordu.  Kırşehir Belediyesi aile yaşam merkezinin parkta muhafaza edilmesi parkın sosyal ve kültürel değerini artırıyor. Parkın ortasında inşa edilen belediye kültür merkezi ve gençlik merkezi henüz hizmete açılmamıştı. Bu çerçevede Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı hizmetlerini sürdüren Kırşehir Gençlik Merkezinin parka komşu olması düşüncelerimiz doğrultusunda olumludur. Parkta kapalı ya da açık (yazlık) sinema hizmeti verilmesinin uygun olacağı akla geliyor. Ücretsiz internet hizmetinin parkın kültür niteliğini yükselteceğini düşünüyorum. Park, sanatçılara; müzisyenlere, ressamlara ilham veren özellik ve güzellikler taşıyor. Amatör veya profesyonel gruplara “canlı müzik” aktivitesi sağlanarak parkın sanatsal açıdan zenginleştirilmesi bence doğal olandır. Hatta yurt dışından yabancı müzik topluluklarının Kent Park’a davet edilerek müzik yapması sağlanmalı. Hem sanatsal bakımdan hem de parkın ve Kırşehir’in tanıtımı açılarından fayda getireceğini düşünüyorum. Kırşehir’in Avrupa’ya açılan diyalog “kapılarından” olabilir. Cumhurbaşkanlığı orkestrası davet edilerek ustaların da katılımıyla klasik müzik konserlerinin parkta gerçekleştirilmesi akla geliyor. Şehir halkının sanatsal ürünlerini sergileyip satışını yapacağı kapalı ve açık galeriler zamanla oluşacak sanıyorum. Turistik-hediyelik eşya reyonlarının açılacağını umuyorum. Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresinin düzenlenmesi ardından parkı yaz-kış, gece-gündüz işler hale getirecek tedbirlerin alınması ile şehrin “yaşanılır düzeyi”ne önemli katkısı olacağı kanaatindeyim.
        Artık rahatlıkla söylemek gerekiyor ki İzlenecek politikaya bağlı olarak adeta sınırsız bir ticari faaliyet görünüyor. Hem parkta hem de parka komşu binaların alt katlarında ticari mekânlar hizmete açılmaya başlamış. Şehrin ve Ankara Caddesinin iş yoğunluğunun bir kısmı Kent Park kenarlarında yer alan binalara aktarılacak gibi görünüyor. Zira burası şehrin merkezinde Ankara caddesine yakın ve paralel uzanan yoğun yapılaşmaların mevcut olduğu bir mevkii. Kent Park’a şöyle bir tanım getirmek mümkündür: İçinden Kılıçözü Çayı geçen Kırşehir kentinin doğu ve batı yakasını yaya ve taşıt köprüleriyle, tesislerle birbirine bağlayan şehrimize göre büyük ölçekli ve gelişmiş bir tesis. Hakikaten Kent Park 1 km’lik bir mesafede şehrin iki yakasını birbirine güçlü bir şekilde bağlamıştır. Düşüncem o ki Kent Park turizmin yardımı, yerli ve yabancı turistlerin katkısıyla şehirde canlı sosyal hayat ile canlı ticarete yol açan faktörlerden olacak. 
        Bu arada belirtmeden geçmek istemiyorum.  Kent Park’tan görünen Kale Höyük’ün ışıklandırılmış yoğun yeşilliği ve tepede dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız ayrı bir anlam ve estetik veriyor. Kale Höyük’te devam eden arkeolojik kazılar ve planlanan “arkeopark” şehrimizin kültür-tanıtım-turizm hedeflerine katkıda bulunacağını düşünüyorum.
        M. Emin TURPÇU: Şehirciliğin çağdaş dünya ölçeğinde durumundan söz ederek ulusal ve yerel konulara geçelim.
        Mehmet GÖKTÜRK: İslam dünyasında şehir kavramı gelişmiş medine=medeniyet kavramına yükseltilmiştir.
        Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde şehircilik büyük önem taşımaktadır. Göç ve hızlı nüfus artışı, tarımdan sanayiye doğru cereyan eden nüfus şehirleşmeyi hızlandırmakta, bu hız sorunların büyümesi ve kronikleşmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte yer çekimini bir kez daha keşfetmek yerine Avrupa şehirciliğinin gelişmelerini, tecrübelerini, şehircilik tarihini, günümüz vaziyetini takip ederek Avrupa’yla farklılıklarımızı göz ardı etmeden, kendine özgü yapımızı ve şartlarımızı oluşturmalıyız.
        Gurbetçi hemşerilerimiz doğduğu şehri ziyaretlerinde özellikle şehrin sorunları üzerine yorum yaparlar. Avrupa’da herkesin trafik sinyal sistemine riayet ettiğini, sokaklara izmarit ve çekirdek kabuğu atılmadığını ifade ederler. Bunlar yanında artık ülkemizde uzun zamandır herkesin konuşma konusu haline gelmiş olan Avrupa’da gördükleri geniş kanallar içinden atık su, elektrik ve iletişim hatlarının birlikte geçirildiğinden söz ederler. Türkiye’de henüz bu tür alt yapı uygulamalarını göremiyoruz. Ancak alt yapı problemleri üst yapıya da yansıyor. Her alt yapı uygulamasında yol, kaldırım vs hizmetlerde bozulmalar meydana geliyor. Gelişmelerden anlıyoruz ki alt yapı konularında orta vadede yeterli çözümler sağlanacak. 
        M. Emin TURPÇU: Almanya’nın Mannheim şehrinde bulunduğunuzu söylemiştiniz. Araştırma ve gözlemlerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Bu sorunuza vereceğimiz özet ve “anlaşılır” cevaplarla okurlarımıza şehrimiz ve ülkemize dair bir miktar karşılaştırma imkânı sağlamış olacağız.
        17. Yüzyıl Avrupa’sında daha kentin ilk tuğlaları konulurken planlanan barok şehirler olduğunu biliyoruz.  Bunlardan biri kamu göreviyle 30 gün bulunduğum Almanya’nın Mannheim kentidir.  Sanat tarihi, arkeoloji, müzecilik bilimleri, kültür varlığı, ata yadigârı kavramlarının coğrafyamıza göre çok önce gelişmesi Avrupa kentlerini birer kültür, sanat, turizm kentleri olarak günümüze taşımıştır. Avrupa’da pek çok eski şehrin korunarak yanına yeni şehrin inşa edildiğini biliyoruz.
         Bir ay boyunca yaşadığım, gözlemler,  araştırmalar gerçekleştirdiğim Mannheim kenti 300 bini aşan nüfusuyla Ren Nehri ve onun kolu olan Neckar arasındaki üçgende ve nehrin yataklarında vücut bulmuştur. Mannheim şehri akarsu yatağına kurulması bakımından şehrimizle benzeşir. 1896 yılında nüfusun yüz bini aşmasıyla büyük şehir statüsü almıştır. Birleşik hale gelmiş Ludwigshafen şehriyle birlikte düşünüldüğünde nüfus 500 bine yaklaşmaktadır. Eski “barok” şehrin mirası büyük ölçüde korunmuştur. İkinci dünya savaşında fazla zarar görmediği fikri veriyor. Taşla inşa edilmiş sağlam Alman mimarisi şehrin büyük bölümünde görülüyor. Eskiye ait binlerce binanın bir kısmının cephelerinde barok kabartmalar ve heykeller mevcut. Mannheim Üniversitesi binası, Versailles sarayından sonra dünyanın ikinci büyük barok şatosudur. Şehrin büyük bölümü çeşitli dönemlerden miras yapılarıyla “mimarlık müzesi” şeklindedir. Yeni inşa edilen yapıların dış mimarisi, yanında ve çevresindeki eski binalarla uyum içerisinde...
        Mannheim Almanya’nın muhafazakâr bölgelerinden. Eskiden beri sanayi şehri olarak biliniyor. Mannheim’lılar uzun zaman yaptıkları araştırmalarla çok geniş bir kent tarih ve kültürü portföyü oluşturmuşlar. Taşınır eserleri müzelerde sergiliyorlar. Altı katlı büyük eski binanın her katı müzeye ayrılmıştı. Her çağdan sergilemeler var. Müze bünyesinde büyük bir kitaplığı olduğu anlaşılıyor. Ayrıca caddenin diğer yakasında Jeolojik çağlardan başlayarak mezolitik, neolitik, kalkolitik çağlarda insanın hikâyesini eserler ve animasyonlarla canlandıran bir müze daha var.  Çevresindeki 4-5 büyük bina da kültür fonksiyonludur. Benim bulunduğum yıl yeni müze hazırlıklarından ve büyük müze inşası için 3-4 milyar dolardan fazla para harcanmasından söz ediliyordu. 4-5 km mesafede şehrin ve ülkenin sanayi tarihini, kültürünü sergileyen özellikle çocuklara yönelik eğitim veren sanayi müzesi mevcuttur. Dikkatimi çeken konu ise her müze içinde müzenin eserlerini, yöreyi temsil eden  “turistik eşyalar”ın satılıyor olmasıdır.   
        Mannheim’de Türkiye’den giden 40 bin civarında Türk var. İşyerleri ve ikametleri daha çok “Küçük İstanbul” şeklinde adlandırılan semttedir. Semtte Kırşehir’li market sahibi olmuş, Trabzonlu fırın açmış, lokanta işleten Malatyalı var. Tabii büyük bölümü fabrikalarda işçi. Küçük İstanbul Çarşısında Mannheim çarşılarının tümünden daha canlı ve hareketli bir hayat var. Mannheim’de akşam 18.00-19.00’dan sonra açık işyeri çok nadir iken Küçük İstanbul’da bu saatten sonra çok sayıda açık işyeri var. Bununla birlikte dikkatimi çeken bir konu oldu. Bütün kaldırım, yollar ve mağaza girişleri engelli erişim ve ulaşımına uygun inşa edilmişti. Tüm Mannheim’de kaldırım yükseklikleri şevli ve 10 cm’yi geçmez iken Küçük İstanbul’un bazı sokaklarında yükseklik 30 cm’yi aşıyordu. Son arz ettiğim bu küçük notta yanılmadığımı sanıyorum.
        M. Emin TURPÇU: Mannheim karşılaştırma açısından iyi bir örnek sanırım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Hakikaten kültür şehri ve bir ölçüde turizm hedefine ulaşmış olan Mannheim’ın şehircilik açısından tecrübeleri ve bugününün öğrenilmesinde büyük fayda bulunduğu kanaatindeyim. Kırşehir kadim bir şehir olmakla birlikte çağdaş şehircilik açısından Mannheim’ı incelememiz gerektiği kanısındayım.
        Son çalışmalar ile Avrupa kentleri engelli erişim ve ulaşımının gerçek anlamda gerçekleştirme aşamasında olunan yerleşmeler haline getiriliyor.
        Günümüzde Avrupa kentleri, kent hukukunun korunduğu, dezavantajlı gruplar alanında köklü uygulamalar gerçekleştirilen sitelerdir. Her bireyin kendinden menkul sayılmadığı, sağlıklı ortak yaşamı, demokratik ve katılımcı yapıyı hedefleyen, “site” anlayış ve kavrayışına yaklaşmış ya da ulaşmış yerleşmelerdir. Bunun yanında Avrupa’da pek çok çağdaş kavramın şehir hayatında etkin hale geldiği görülüyor. Sürecin son yazılı belgelerinden biri Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansında Mart 1992’de kabul edilen “AVRUPA KENTSEL ŞARTI”dır. Belgeyi önümüzdeki günlerde gazeteniz Yeni Aşıkpaşa’da sunmayı planlıyoruz.
        Şehir ve il olarak dünyaya açılmalı çağdaş dünya ile entegre olunacak uygulamalarda bulunmalıyız.
        Bu meyanda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 5448 sayılı kanunla kabul ettiği UNESCO “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” somut kültürel ve doğal miras ile somut olmayan mirası bütün olarak ele alınmasına dair ifadeler getirmiştir. Kırşehir anıtları yanında Ahilik ve Kırşehir’de Türkçe konusu ile doğal varlıklarımız örneğin Seyfe Gölü ve Obruk Gölü UNESCO doğal miras listesinde yer alarak Kırşehir ilinin sözünü ettiğimiz üç tür dünya mirasını dünyaya taşıyarak şehir halkı olarak önemli mesafeler kaydedebiliriz. Hedefin yüksek tutulmasının engellerin aşılmasında artı yetenek ve azim sağlayacağı inancındayım.  “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olarak özetlenen yolda fikirde ve pratikte Kırşehir yerel değerlerini ulusala,  ulusaldan dünya ölçeğine taşımaya çalışıyoruz.
         Şehir olarak soyut ve somut kültür alanında yüksek bir hacmimiz var. Kırşehir Kent Konseyi Kültür ve Sanat Çalışma Grubu olarak Türk kültürü ve şehrimizin gelişmesine katkı yolunda Kırşehir anıtlarını UNESCO dünya mirası listesine alınması için çalışıyoruz. Ahi Evran Türbe ve Zaviyesi ile Cacabey Medresesi’nin UNESCO Dünya kültür mirası listesine alınmasını sağladık. Önümüzdeki sürede Melikgazi Türbesi, Aşıkpaşa Türbesi ve Fatma Hatun Türbesinin de listeye alınması çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte somut olmayan kültür mirası çerçevesinde Ahilik ve Kırşehir’de Türkçecilik konusunu UNESCO Somut olmayan kültür mirası listesine dâhil olması yolunda çalışmalarımız var.
        M. Emin TURPÇU: Şehrimizi uluslar arası alana taşıyacak başkaca neler yapılmalıdır. Düşüncelerinizi alalım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Dikkat ederseniz cümlelerimde “lüzumludur, lazımdır, gerekmektedir” kelimelerine çok kez yer vermiyorum. Zira eskiden beri özellikle bu tür kelimeler kamuda belirsizliğin resmi gibi olmuştur. Onun için şehrimizi uluslar arası alana taşımak alanında   “Diyalog şart…”   diyerek başlamak istiyorum. “Kardeş şehir” uygulaması bir yol olmakla birlikte şehir insanının dünyayı ve özellikle çağdaş dünyayı anlamasına, bilmesine yönelik uygulamalara öncelik verilmelidir kanaatindeyim. Bu da bizzat yerine gidilerek yapılır. Şehre uzun zamandan beri hizmet veren, vermeye devam edecek çok sayıda kişiliğin yurt dışı şehirlerinde uzun süreli araştırma ve incelemeler yapması sağlanmalıdır.
       Periyodik şekilde yurt dışından grupların şehrimizde araştırma ve inceleme yapması için konuk edilmeleri yanında şehrimizden aynı amaçlarla grupların yurt dışı şehirlerine seyahati sağlanmalıdır. Grupları oluşturacak kişilikler daha çok yurt dışına gitme imkânı kısıtlı olanlardan seçilmesi isabetlidir.         
        M. Emin TURPÇU: Bu çalışmalarda Kırşehir basınının konumu, önemi ve rolü sizce ne olmalıdır? 
        Mehmet GÖKTÜRK: Belirtmeliyiz ki hedefler ve çalışmaların kesintisiz devam etmesinde Kırşehir yerel basın ve yayının vazgeçilmezliği ve önemli halka olma özelliği vardır. Kırşehir kamuoyunu ortak fikirler ve hedefler etrafında birleştirecek yegâne amil Kırşehir yerel basın ve yayınıdır. Eleştiri ve teşvik mekanizmasını aynı zamanda işleterek, fikirleri, projeleri, uygulamaları, çalışmaları yerinde ve özünde takip ederek misyonunu etkin yerine getirecektir. Bu yolda, kültür, sanat, düşünce, fikir ve gazetecilik hayatını geliştirecek teşvik ve tedbirlere devam edilmesi halkaları sağlam kılacaktır.
        Şehirler yaşayan organizmalar gibidir. Hatta yapılan araştırmalar “gibi”nin fazla olduğunu göstermektedir.  Yerleşik kültürün üst noktalarıdır.  Şehirlerde ileri vadeli hedefler, planlar ve süreklilik esastır. Yetkililer, uzmanlar ve sorumlular değişse dahi planlar, hedefler, amaçlar, projeler ve diğer şehircilik hizmetleri kesintisiz devam etmelidir. Geçmişte yapılan hizmetlerin bakım, onarım ve gerektiğinde yenileme işlemleri ihmal edilmemelidir. Süreç içinde değiştirilmesi gerekenler değiştirilerek, yeni katkılarda bulunularak devam edilmelidir. Bunların takibi yine yerel basın ve yayının işleri arasındadır kanaatindeyim.
        Bu meyanda yerel basın kendisine şehircilik alanında, şehre dair uzun vadeli misyonlar oluşturmalıdır. Örneğin bir yerel gazetemiz uzun vadede kendisini Ahilik konusunda donanımlı hale getirirken bir televizyonumuz Kırşehir’de Türkçe bir başkası ise çevre, park ve bahçeler konusunda uzmanlık derecesine varan misyon oluşturması mümkündür kanaatindeyim.
        Şehirler hareketli hayatı, gürültüsü, stresiyle hemen sevilecek yerler olmadığı açıktır. Hele Kırşehir gibi bir “göç şehri” olunca durum barizleşiyor.  Buna rağmen şehri bütün organlarıyla kucaklayarak, “yaşanılır olma” vasfını üst noktalara yükseltmek şartı vardır. Şehrimizin “göç şehri” olması ileri vadeli hedeflere, planlara ve sürekliliğe engel teşkil etmemelidir.
        Herkesten şehir plancısı, mimar, mühendis ölçüsünde bilgi sahibi olması beklenemez. Bununla birlikte her üç Türk insanından biri Avrupa’ya gitmiş, görmüştür. Daha uzun süre Avrupa şehirlerine gıptayla bakmamak için şehir halkı şehircilik alnında bilgilenmelidir. Bence yerel basın ve yayın organları programlarını, planlarını bu doğrultularda yapmalıdır. Kırşehir basın ve yayın organlarının uzun vadede amaçları, hedefleri, ilkeleri, projeleri, izleyen ve hatırlatan hafıza noktaları olmaları şartı kabul edilmelidir.
        M. Emin TURPÇU: Kırşehir Çarşısı konusunda gerçekleştirdiğiniz yayın çalışmaları ve Uzun Çarşı=Kültür Çarşısı söyleminizi açıklar mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Kırşehir Çarşısı ve “Uzun Çarşı” uzun süreden beri işlediğim konulardan biridir. Benim için Kırşehir şehirciliği ve geleneksel çarşının odak noktalarının başında gelir.
        Kırşehir Çarşısı konusunu uzun zamandan beri araştırıyorum. Ankara’da Kırşehirli Dernekler Federasyonunca yayınlanan Kırk Kültür adlı derginin 2006 yılı sayısında(s.25),  “Tarihi ve Anıtları Işığında Kırşehir Mezar Taşları” eserimizde ve Kırşehir Çağdaş Gazetesinin 31 Ekim 2012 ve 1 Kasım 2012 tarihli nüshalarında Uzun Çarşı konusunda bilgi, değerlendirmelerimi “Uzun Çarşı=Kültür Çarşısı” başlığıyla sunarak, tarihi süreçte gelişmelerine yer verdim.  Konuya dair yazılarımız halen Çağdaş Gazetesi internet sitesinde yayınlanıyor. Konuya dair beşinci yayınımız ise “Uzun Çarşı’dan Bağbaşı’na gidiyorum benimle gelir misin?” başlığı altında Yeni Aşıkpaşa gazetesinin 6 Temmuz 2014 tarihli nüshasında yayınlandı. Gazetemizin internet sitesinde yayınlanmaya devam ediyor.   Yine Geçen hafta “Kırşehir’de kültür, sanat ve turizm açısından şehircilik” yazımızda yer verildi. Yeni Aşıkpaşa’nın İnternet sayfalarında yayınlanıyor.
        Kırşehir kenti gibi çarşımız da geçmişten itibaren Kılıçözü Çayı doğrultusunda, çayın doğu yakasında uzanmıştır.
        M. Emin TURPÇU: Geçmişteki Uzun Çarşı’dan günümüze gelen geleneksel izler konusunda değerlendirme yapar mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Cumhuriyetimiz döneminde Kırşehir Çarşısı değişti, gelişti, büyüdü. Bu değişim sürecinde Uzun Çarşının sanatkârlık bir başka deyişle imalat-işçilik niteliği 1990’lı yıllarda büyük ölçüde bırakıldı. Diğer yandan çarşı öneminden fazla kaybetmedi. Biraz önce değindiğim üzere Uzun Çarşımız gelişmekte olan Bağbaşı, Çukurçayır ve Kayabaşının çarşıya ve şehir merkezine birincil girişi niteliğini taşımaktadır. Uzun Çarşının konumuna dair bu bilgi ve değerlendirmemizin  uygulama alanına ve şehrin sosyoekonomisinin geleceğine yönelik değerli ve önemli bir tespit olduğunu söylemeliyim.
        Uzun Çarşı’nın günümüz durumuna baktığımızda baba hatta dede mesleğini sürdüren esnaf ve sanatkârların çarşının diğer yerlerine göre sayıca fazla olduğunu görürüz. Mütevazı görünüm altında mesleki gelenekler ve alışkanlıklar kuvvetlidir. Esnaf ve sanatkârlık oturmuş vaziyettedir.
        Çarşıda sanatkârlığın tümüyle yok olmadığı görülür. Fazla büyük olmayan, adını 400 metreye yakın uzunluğundan alan bu çarşıda geçmişin bir miktar mirası sayesinde imalat ve işçiliğe dayalı meslekler diğer çarşılara göre sayıca fazla ve çeşitli olduğu dikkati çeker. Bunlar, saat tamirciliği, küçük çapta mekanik alet tamirciliği;, metal kap kacak tamirciliği, bileyicilik, kalaycılık, ayakkabı tamirciliği, terzilik, perdecilik,  berberlik, saraçlık, çilingir, camcılık, lokantalar, pastacılık, fırıncılık, kasaplık, marangoz, elektrik tesisatçılığı, su tesisatçılığı, gibi esnafın büyük kısmı satışla birlikte imalat ve işçiliği birlikte yürütüyor. Uzun Çarşının kimliğinden doğan bir özellik olarak artı bilgi isteyen baharatçıların takriben yarısı buradadır. Yine çarşının kimliği nedeniyle şehrin başka yerinde bulamayacağınız, hayvan koşumları, ağaç bastonları Uzun Çarşı’dan alabilirsiniz.  Bu nedenle ve baba, dede mesleğinin sürdürülmesi neticesinde işyerlerinde kapanma oranı nispeten az yaşanmaktadır.
        Çarşıya dair bilgiler ile çarşıda yapılmasını düşündüğümüz kültür ve sosyal çalışmalara dair değerlendirmelerimizi 31 Ekim - 1 Kasım 2012 tarihli yazımız Çağdaş Gazetesinde yayınlandı. İnternet sitesinde sunulmaktadır.
        Uzun Çarşı deyim yerindeyse “gelişmekte olan” Bağbaşı, Çukurçayır, Kayabaşı Mahallelerinin Kırşehir Çarşısına açılan iki-üç kolundan birincisi ve en önemlisidir. Eşitlikçi düşünceyle bakıldığında çarşının sosyoekonomik önemlerinden birinin bu olduğu anlaşılmaktadır.  Çarşının eski ticari konum ve önemini kazanması şehrin sosyoekonomik canlılığına katkısı olacağı düşüncesindeyim.
        M. Emin TURPÇU: Geçmişteki Uzun Çarşı hakkında bilgi verir misiniz?
        Mehmet GÖKTÜRK: Anadolu şehirlerinde eskiden beri “Aşağı-yukarı” ya da “Aşağı Pazar-Yukarı Pazar” tanımlamaları-adlandırmaları yapılır. Benzer şekilde ya da geleneğe bağlı olarak şehrimizde Uzun Çarşının batı girişi eskiden “Aşağı Buğday Pazar Yeri” ya da daha eskiden “Aşağı Pazar Yeri” olarak bilinirdi. Çarşının doğu girişi ise (Çarşı Camii çevresi) “Yukarı Pazar” şeklinde adlandırılırdı. Yukarı Pazar bölümünde bugün olduğu gibi geçmişte sarraflar toplanmıştı. Uzun Çarşının doğu tarafında kapısı muhtemelen Uzun Çarşı tarafına açılan 40 kepenkli (dükkânlı)  bedesten-kapalı çarşı mevcuttur. Gaz, tuz, bez vs satışa sunulurdu. Özellikle kervanların şehirlerdeki uğrak yerleriydi.
        Bedestenlerin inşasına Yıldırım Beyazıt döneminden itibaren başlanmıştır. Şehrimiz eski işlek kervan yolları üzerindedir. Kırşehir bedesteninin yaptırıldığı tarih hakkında bilgi yoktur. Bizim 1938 yılında yıktırılan bedestenimizin inşa döneminin ise Osmanlı devletinin Kırşehir’de asıl hâkimiyet döneminin başladığı 15. yüzyıl olduğunu söylemek yerindedir. Bedesten, Kale (içhisar)nin hemen “dibinde” yer alıyordu. Eski hükümet Caddesi ile Uzun Çarşı arasında yer alıyordu. Deve kervanları mallarını öncelikle bedestene indirdiğini söylemek yerindedir. Eski Kırşehir çarşısının merkezi yerlerindendi.
        Son 80-90 yılı kapsayan yakın tarih araştırmalarımıza göre özellikle şehrin küçük sanayisini gerçekleştiren sanatkârlar Uzun Çarşı’da toplanmışlardı. Kılıçözü Sanayi Sitesi’nin 1960 yılı inşası öncesi küçük sanayinin büyük bölümü Uzun Çarşı ve bağlı sokaklarında gerçekleşiyordu Çekiç sesleri tüm gün çarşıdan eksik olmuyordu. Tabakçılar, kalaycılar, bıçakçılar, demirciler, tamirciler, kunduracılar,  saraçlar, marangozlar daha çok buradadır. Özellikle bıçakçılar ve tabakçıların çekiç sesleri yaşlıların kulaklarındadır. Kılıçözü Sanayi Sitesi’ne taşınmanın zorunlu tutulması nedeniyle 1990’larda Uzun Çarşıda az sayıda sanatkâr kalmıştı. Güneydeki Uzun Çarşıya paralel caddede“Tavuk Pazarı” adıyla bilinen geniş bir bölüm mevcuttu. Yapmış olduğum yakın-sözlü tarih araştırmalarında yaşlılar Eski Tavuk Pazarında da Müslüman olmayan esnaf ve sanatkârın varlığını nakletmiştir. Yine güneyde “Eski Kasaplar” mevkiinde kasap esnafından başka manavlar mevcuttu. Özellikle Kasaplar çarşısı mazisinin çok eskiye dayandığı kayıtlardan öğrenilmektedir.
         Yeni Çarşının özellikle eski Atatürk Anıtı çevresi ile Çarşı Camii’ne kadar olan bölümü vasıfları ve konforuyla şehrimizin “Misafir Odası”dır kanısındayım. Yeni Çarşı’nın “Turizm Çarşısı”, Uzun Çarşı’nın “Kültür Çarşısı” niteliklerine kavuşması yolunda geliştirme çalışmalarım devam etmektedir.  Bu tür çalışmalarımın Kırşehir Belediyesince gerçekleştirilen projelerde, uygulamalarda yardımcı olduğunu, katkıda bulunduğunu bizzat görmek bizi memnun ediyor.  Kırşehir Çarşısı konusundaki sunuşlarıma Yeni Aşıkpaşa’nın orta sayfaları olan 6 ve 7’de devam etmeyi planlıyorum.
        Bilgi ve görüşlerimize sayfalarınızı açtığınız için size ve Yeni Aşıkpaşa gazetesinin emeği geçen tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum.
        Mehmet Emin TURPÇU: Teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.
        KIRŞEHİR’DE KÜLTÜR SANAT VE
TURİZM AÇILARINDAN ŞEHİRCİLİK
BÖLÜM 2
       ARKEOLOG MEHMET GÖKTÜRK’LE GAZETEMİZ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEHMET EMİN TURPÇU’NUN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ŞEHİRCİLİK SÖYLEŞİSİNE DEVAM EDİYORUZ. BU KEZ KIRŞEHİR ÇARŞISI KONUSUNU AYRINTIYA İNEREK SUNUYORUZ.
 
        KIRŞEHİR KENT KONSEYİ TARİH KÜLTÜR VE SANAT ÇALIŞMA GRUBU BAŞKANI MEHMET GÖKTÜRK: ŞEHİRLER YAŞAYAN CANLI ORGANİZMALAR… HER AN BİR BÜTÜN OLARAK BAKILMALI… SÜREKLİ TAKİBE, KONTROLLERE, KİMİ ZAMAN TEDAVİYE VE SÜREKLİ GELİŞTİRMELERE, İYİLEŞTİRMELERE İHTİYAÇLARI VAR…
 
        Mehmet Emin TURPÇU: Sayın Göktürk, şehircilik konusunda genel bilgiler alarak söyleşimize başlayalım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Araştırmalarımla elde ettiğim bilgileri, gerçekleştirdiğim analizleri, çalışmalarımla elde ettiğim sonuçları, fikir ve düşüncelerimi sunuyorum. Genel olarak uygulama alanıyla uzlaşmayacağını düşündüğüm temelsiz “şu yapılmalı” söyleminden uzak olmaya özellikle dikkat ediyorum. Bize ayrılan sayfalarda konuları bütünlük içinde el alıyoruz ve sonuçta doğal olarak öneriler bölümü oluşuyor.
        Bu söyleşimizde eski ve yeni Kırşehir’den anlatımlarla “zaman tezadı” yaparak okurlarımızın dikkatlerini şehre yoğunlaştırmak istiyorum.
        Muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefinde şehirlerin, şehircilik biliminin önem ve değeri açıkça anlaşılır. Şehirler yaşayan canlı organizmalar… Şehirler her an bir bütün olarak görülmeli. Sürekli takibe, kontrollere, kimi zaman tedaviye ve sürekli iyileştirmelere ihtiyaçları var. Bir yığın yatırımların ardından sökülmüş, çıkmış ortada dolaşan bir kaldırım taşı deyim yerindeyse işlerin büyüsünü bozmaktadır. Sevindirici durumlardan biri ise son yıllarda belediyelerde eskiden beri gelen imar ve fen işleri müdürlükleri adının “şehircilik müdürlüğü”ne dönüştürülmesi, özel idarelerde kentsel iyileştirme birimlerinin tesisi gelinen gelişme noktalarını gösteriyor.
      Şehirler ve illerin her biri pazılın parçalarıdır. Her biri ülkemizin “mütemmim cüz”leri olmakla birlikte deyim yerindeyse “küçük ülkeler” gibidir. Bu açıdan bakıldığında ülke hayatı ile şehir hayatı arasında büyük ölçüde benzerlikler kurulabiliyor. Kırşehir ili ve kenti Türkiye pazılının ortasında arayışlarını, gelişme ve büyümesini sürdürmektedir.
        Günümüz sosyoekonomik düzeninde üretim ve tüketim çarkının yeteri hızda dönmesi şartı var. Şehirde kültür sanat ve turizmle halkalanan canlı piyasa,  ticaret, alım ve satım hedeflenir.  Çarkın “normal” dönüşü için gereklidir. Ülkemizin ihracatla büyüme hedefi varken şehrimizi bundan soyutlamak sözünü ettiğimiz üretim-tüketimle bir başka deyişle arz-taleple çalışan sosyal ve ticari çarkın zayıf kalması demektir. İhracat resmin sadece bir bölümüdür.
         Mehmet Emin TURPÇU: Şehrimize gelince kültür, sanat ve turizm açısından neler söylersiniz?
         Mehmet GÖKTÜRK: Son yıllarda kent merkezinin yeniden tasarlanmasının bu yolda büyük ölçekli başlangıç olduğunu belirtmeliyim. Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresi çalışmaları, Kent Park, Cacabey Medresesi çevresi düzenlemeleri ile Neşet Ertaş Kültür Merkezi’nin tamamlanmasını müteakip geniş bir kültür, sanat, turizm ticaret mekân ve imkânları doğmaktadır. Saydıklarımıza daha önce düzenlenmiş şehrin tarihi merkezi olan Kale Höyük ile Terme sağlık turizmi tesislerini; rehabilitasyon merkezini, kaplıca otellerini de kattığımızda şehrin büyük ölçüde kültür ve turizm alanında sahip olduğu potansiyelin yüksek olduğu görülmektedir. Şehrin, salonu, odaları, mekânları, mobilyaları tek tek elden geçmeye devam ediyor. Bu tablo şehrimizin “kültür turizm şehri” hedefine ulaşacağı ümidini güçlü şekilde veriyor. Takdir edilir ki tabloyu bizim algıladığımız gibi algılayıp anlatmak, tanıtmak gerekmektedir.
        Kültür ve sanatı, tabiat varlıklarını turizm imkânlarını beraber değerlendirerek birlikte yürütmek şartı vardır. Kültür varlıkları, tabiat varlıkları, kaplıca tesisleri ve müze gibi noktaların yanına ticaret-satış noktaları eklemek yollardan biridir. Bu faaliyetlerin devamı için gerekli üretimi sağlamak olmazsa olmaz halkadır. Kırşehir’de küçük el sanatlarını, turistik eşya ve gıda sektörünü geliştirmek şarttır. Taşçılık, halıcılık gibi el sanatları yanında üzüm, pekmez, ceviz ve diğer gıda ürünleri geliştirilmesi yine zincirin diğer halkalarındandır. Okurlarımız konuya dair geliştirmelerimizi geçen haftaki yazılarımızda sanıyorum takip etmişlerdir. Şehir esnaf ve sanatkârının daha girişimci ve yaratıcı uygulamalara yönelmesi yine şartlar arasındadır. Örneğin bir hemşerimizin pekmez kavramını işleyerek şehrin kültür değerleri ve özellikle Türk Halk Müziği çalgılarından olan sazla birlikte sunuşu ilgi çekici ve yaratıcı bir ticari uygulamadır.
        Anlaşılacağı üzere kültür, sanat ve turizm resmin büyük bölümünü oluşturuyor. Doğduğum şehre uzun süreden beri hizmet veren bir meslek adamı olarak kentimiz için uygun bulduğumuz “kültür sanat, turizm şehri” hedefimiz uzun süredir mevcuttur. Son yıllarda kent merkezinin yeniden tasarlanmasının bu yolda büyük ölçekli başlangıç olduğunu belirtmeliyim. Biraz önce değindiğimiz üzere Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresi çalışmaları, Cacabey Medresesi çevresi düzenlemeleri, Kent Park ve Neşet Ertaş Kültür Merkezinin tamamlanmasını müteakip geniş bir kültür, sanat, turizm ve ticaret mekânları ve imkânları doğmaktadır. Bu projeleri gerçekleştiren Kırşehir Belediyesinin ifa edilen hizmetlerde uzun vadeli hedefler ve düşünceler içinde olduğu anlaşılıyor.
       Bazılarının dillendirdiği “Ankara ile Kayseri arasında kaldığından gelişememiş il” masalına inanmıyorum. Buna karşı, iki büyük merkez arasında zayıf kalmayı değil iki büyük merkezin yardımı ve imkanlarını da değerlendirerek her bakımdan gelişmeyi ve canlılığı sağlayarak istenilen noktaya ulaşabileceğimizi düşünüyorum.
        Tüm şehir insanı olarak bu doğrultuda Kırşehir şehirciliğinde uzun süreli strateji ve sistematik oluşturmak şartı kabul edilmelidir. Bu çerçevede plan ve projelerin hazırlanıp uygulanarak isabetli ve yerinde hizmetler getirilmesi mümkündür. 
        M. Emin TURPÇU: Kent Park özellikle şu Ramazan ayı günlerinde hemşerilerimizce çok revaç görüyor. Parkın kültür, sanat,  turizm açılarından şehirciliğimizdeki yeri konusunda bilgi ve görüşlerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Üç gün önce pazar günü eşim Nezaket Hanımla Kent Park’ta gezintiye çıktık. Saat 22.00 civarıydı. Ramazan ayında bulunmamız ve Pazar günü olmasının etkisiyle şehir halkı parkı doldurmuştu. Herkeste rahatlık ve neşe açıkça görülüyordu.  Kırşehir Belediyesi aile yaşam merkezinin parkta muhafaza edilmesi parkın sosyal ve kültürel değerini artırıyor. Parkın ortasında inşa edilen belediye kültür merkezi ve gençlik merkezi henüz hizmete açılmamıştı. Bu çerçevede Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı hizmetlerini sürdüren Kırşehir Gençlik Merkezinin parka komşu olması düşüncelerimiz doğrultusunda olumludur. Parkta kapalı ya da açık (yazlık) sinema hizmeti verilmesinin uygun olacağı akla geliyor. Ücretsiz internet hizmetinin parkın kültür niteliğini yükselteceğini düşünüyorum. Park, sanatçılara; müzisyenlere, ressamlara ilham veren özellik ve güzellikler taşıyor. Amatör veya profesyonel gruplara “canlı müzik” aktivitesi sağlanarak parkın sanatsal açıdan zenginleştirilmesi bence doğal olandır. Hatta yurt dışından yabancı müzik topluluklarının Kent Park’a davet edilerek müzik yapması sağlanmalı. Hem sanatsal bakımdan hem de parkın ve Kırşehir’in tanıtımı açılarından fayda getireceğini düşünüyorum. Kırşehir’in Avrupa’ya açılan diyalog “kapılarından” olabilir. Cumhurbaşkanlığı orkestrası davet edilerek ustaların da katılımıyla klasik müzik konserlerinin parkta gerçekleştirilmesi akla geliyor. Şehir halkının sanatsal ürünlerini sergileyip satışını yapacağı kapalı ve açık galeriler zamanla oluşacak sanıyorum. Turistik-hediyelik eşya reyonlarının açılacağını umuyorum. Ahi Evran Türbe ve Zaviye çevresinin düzenlenmesi ardından parkı yaz-kış, gece-gündüz işler hale getirecek tedbirlerin alınması ile şehrin “yaşanılır düzeyi”ne önemli katkısı olacağı kanaatindeyim.
        Artık rahatlıkla söylemek gerekiyor ki İzlenecek politikaya bağlı olarak adeta sınırsız bir ticari faaliyet görünüyor. Hem parkta hem de parka komşu binaların alt katlarında ticari mekânlar hizmete açılmaya başlamış. Şehrin ve Ankara Caddesinin iş yoğunluğunun bir kısmı Kent Park kenarlarında yer alan binalara aktarılacak gibi görünüyor. Zira burası şehrin merkezinde Ankara caddesine yakın ve paralel uzanan yoğun yapılaşmaların mevcut olduğu bir mevkii. Kent Park’a şöyle bir tanım getirmek mümkündür: İçinden Kılıçözü Çayı geçen Kırşehir kentinin doğu ve batı yakasını yaya ve taşıt köprüleriyle, tesislerle birbirine bağlayan şehrimize göre büyük ölçekli ve gelişmiş bir tesis. Hakikaten Kent Park 1 km’lik bir mesafede şehrin iki yakasını birbirine güçlü bir şekilde bağlamıştır. Düşüncem o ki Kent Park turizmin yardımı, yerli ve yabancı turistlerin katkısıyla şehirde canlı sosyal hayat ile canlı ticarete yol açan faktörlerden olacak. 
        Bu arada belirtmeden geçmek istemiyorum.  Kent Park’tan görünen Kale Höyük’ün ışıklandırılmış yoğun yeşilliği ve tepede dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız ayrı bir anlam ve estetik veriyor. Kale Höyük’te devam eden arkeolojik kazılar ve planlanan “arkeopark” şehrimizin kültür-tanıtım-turizm hedeflerine katkıda bulunacağını düşünüyorum.
        M. Emin TURPÇU: Şehirciliğin çağdaş dünya ölçeğinde durumundan söz ederek ulusal ve yerel konulara geçelim.
        Mehmet GÖKTÜRK: İslam dünyasında şehir kavramı gelişmiş medine=medeniyet kavramına yükseltilmiştir.
        Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde şehircilik büyük önem taşımaktadır. Göç ve hızlı nüfus artışı, tarımdan sanayiye doğru cereyan eden nüfus şehirleşmeyi hızlandırmakta, bu hız sorunların büyümesi ve kronikleşmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte yer çekimini bir kez daha keşfetmek yerine Avrupa şehirciliğinin gelişmelerini, tecrübelerini, şehircilik tarihini, günümüz vaziyetini takip ederek Avrupa’yla farklılıklarımızı göz ardı etmeden, kendine özgü yapımızı ve şartlarımızı oluşturmalıyız.
        Gurbetçi hemşerilerimiz doğduğu şehri ziyaretlerinde özellikle şehrin sorunları üzerine yorum yaparlar. Avrupa’da herkesin trafik sinyal sistemine riayet ettiğini, sokaklara izmarit ve çekirdek kabuğu atılmadığını ifade ederler. Bunlar yanında artık ülkemizde uzun zamandır herkesin konuşma konusu haline gelmiş olan Avrupa’da gördükleri geniş kanallar içinden atık su, elektrik ve iletişim hatlarının birlikte geçirildiğinden söz ederler. Türkiye’de henüz bu tür alt yapı uygulamalarını göremiyoruz. Ancak alt yapı problemleri üst yapıya da yansıyor. Her alt yapı uygulamasında yol, kaldırım vs hizmetlerde bozulmalar meydana geliyor. Gelişmelerden anlıyoruz ki alt yapı konularında orta vadede yeterli çözümler sağlanacak. 
        M. Emin TURPÇU: Almanya’nın Mannheim şehrinde bulunduğunuzu söylemiştiniz. Araştırma ve gözlemlerinizi okurlarımızla paylaşır mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Bu sorunuza vereceğimiz özet ve “anlaşılır” cevaplarla okurlarımıza şehrimiz ve ülkemize dair bir miktar karşılaştırma imkânı sağlamış olacağız.
        17. Yüzyıl Avrupa’sında daha kentin ilk tuğlaları konulurken planlanan barok şehirler olduğunu biliyoruz.  Bunlardan biri kamu göreviyle 30 gün bulunduğum Almanya’nın Mannheim kentidir.  Sanat tarihi, arkeoloji, müzecilik bilimleri, kültür varlığı, ata yadigârı kavramlarının coğrafyamıza göre çok önce gelişmesi Avrupa kentlerini birer kültür, sanat, turizm kentleri olarak günümüze taşımıştır. Avrupa’da pek çok eski şehrin korunarak yanına yeni şehrin inşa edildiğini biliyoruz.
         Bir ay boyunca yaşadığım, gözlemler,  araştırmalar gerçekleştirdiğim Mannheim kenti 300 bini aşan nüfusuyla Ren Nehri ve onun kolu olan Neckar arasındaki üçgende ve nehrin yataklarında vücut bulmuştur. Mannheim şehri akarsu yatağına kurulması bakımından şehrimizle benzeşir. 1896 yılında nüfusun yüz bini aşmasıyla büyük şehir statüsü almıştır. Birleşik hale gelmiş Ludwigshafen şehriyle birlikte düşünüldüğünde nüfus 500 bine yaklaşmaktadır. Eski “barok” şehrin mirası büyük ölçüde korunmuştur. İkinci dünya savaşında fazla zarar görmediği fikri veriyor. Taşla inşa edilmiş sağlam Alman mimarisi şehrin büyük bölümünde görülüyor. Eskiye ait binlerce binanın bir kısmının cephelerinde barok kabartmalar ve heykeller mevcut. Mannheim Üniversitesi binası, Versailles sarayından sonra dünyanın ikinci büyük barok şatosudur. Şehrin büyük bölümü çeşitli dönemlerden miras yapılarıyla “mimarlık müzesi” şeklindedir. Yeni inşa edilen yapıların dış mimarisi, yanında ve çevresindeki eski binalarla uyum içerisinde...
        Mannheim Almanya’nın muhafazakâr bölgelerinden. Eskiden beri sanayi şehri olarak biliniyor. Mannheim’lılar uzun zaman yaptıkları araştırmalarla çok geniş bir kent tarih ve kültürü portföyü oluşturmuşlar. Taşınır eserleri müzelerde sergiliyorlar. Altı katlı büyük eski binanın her katı müzeye ayrılmıştı. Her çağdan sergilemeler var. Müze bünyesinde büyük bir kitaplığı olduğu anlaşılıyor. Ayrıca caddenin diğer yakasında Jeolojik çağlardan başlayarak mezolitik, neolitik, kalkolitik çağlarda insanın hikâyesini eserler ve animasyonlarla canlandıran bir müze daha var.  Çevresindeki 4-5 büyük bina da kültür fonksiyonludur. Benim bulunduğum yıl yeni müze hazırlıklarından ve büyük müze inşası için 3-4 milyar dolardan fazla para harcanmasından söz ediliyordu. 4-5 km mesafede şehrin ve ülkenin sanayi tarihini, kültürünü sergileyen özellikle çocuklara yönelik eğitim veren sanayi müzesi mevcuttur. Dikkatimi çeken konu ise her müze içinde müzenin eserlerini, yöreyi temsil eden  “turistik eşyalar”ın satılıyor olmasıdır.   
        Mannheim’de Türkiye’den giden 40 bin civarında Türk var. İşyerleri ve ikametleri daha çok “Küçük İstanbul” şeklinde adlandırılan semttedir. Semtte Kırşehir’li market sahibi olmuş, Trabzonlu fırın açmış, lokanta işleten Malatyalı var. Tabii büyük bölümü fabrikalarda işçi. Küçük İstanbul Çarşısında Mannheim çarşılarının tümünden daha canlı ve hareketli bir hayat var. Mannheim’de akşam 18.00-19.00’dan sonra açık işyeri çok nadir iken Küçük İstanbul’da bu saatten sonra çok sayıda açık işyeri var. Bununla birlikte dikkatimi çeken bir konu oldu. Bütün kaldırım, yollar ve mağaza girişleri engelli erişim ve ulaşımına uygun inşa edilmişti. Tüm Mannheim’de kaldırım yükseklikleri şevli ve 10 cm’yi geçmez iken Küçük İstanbul’un bazı sokaklarında yükseklik 30 cm’yi aşıyordu. Son arz ettiğim bu küçük notta yanılmadığımı sanıyorum.
        M. Emin TURPÇU: Mannheim karşılaştırma açısından iyi bir örnek sanırım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Hakikaten kültür şehri ve bir ölçüde turizm hedefine ulaşmış olan Mannheim’ın şehircilik açısından tecrübeleri ve bugününün öğrenilmesinde büyük fayda bulunduğu kanaatindeyim. Kırşehir kadim bir şehir olmakla birlikte çağdaş şehircilik açısından Mannheim’ı incelememiz gerektiği kanısındayım.
        Son çalışmalar ile Avrupa kentleri engelli erişim ve ulaşımının gerçek anlamda gerçekleştirme aşamasında olunan yerleşmeler haline getiriliyor.
        Günümüzde Avrupa kentleri, kent hukukunun korunduğu, dezavantajlı gruplar alanında köklü uygulamalar gerçekleştirilen sitelerdir. Her bireyin kendinden menkul sayılmadığı, sağlıklı ortak yaşamı, demokratik ve katılımcı yapıyı hedefleyen, “site” anlayış ve kavrayışına yaklaşmış ya da ulaşmış yerleşmelerdir. Bunun yanında Avrupa’da pek çok çağdaş kavramın şehir hayatında etkin hale geldiği görülüyor. Sürecin son yazılı belgelerinden biri Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansında Mart 1992’de kabul edilen “AVRUPA KENTSEL ŞARTI”dır. Belgeyi önümüzdeki günlerde gazeteniz Yeni Aşıkpaşa’da sunmayı planlıyoruz.
        Şehir ve il olarak dünyaya açılmalı çağdaş dünya ile entegre olunacak uygulamalarda bulunmalıyız.
        Bu meyanda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 5448 sayılı kanunla kabul ettiği UNESCO “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” somut kültürel ve doğal miras ile somut olmayan mirası bütün olarak ele alınmasına dair ifadeler getirmiştir. Kırşehir anıtları yanında Ahilik ve Kırşehir’de Türkçe konusu ile doğal varlıklarımız örneğin Seyfe Gölü ve Obruk Gölü UNESCO doğal miras listesinde yer alarak Kırşehir ilinin sözünü ettiğimiz üç tür dünya mirasını dünyaya taşıyarak şehir halkı olarak önemli mesafeler kaydedebiliriz. Hedefin yüksek tutulmasının engellerin aşılmasında artı yetenek ve azim sağlayacağı inancındayım.  “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olarak özetlenen yolda fikirde ve pratikte Kırşehir yerel değerlerini ulusala,  ulusaldan dünya ölçeğine taşımaya çalışıyoruz.
         Şehir olarak soyut ve somut kültür alanında yüksek bir hacmimiz var. Kırşehir Kent Konseyi Kültür ve Sanat Çalışma Grubu olarak Türk kültürü ve şehrimizin gelişmesine katkı yolunda Kırşehir anıtlarını UNESCO dünya mirası listesine alınması için çalışıyoruz. Ahi Evran Türbe ve Zaviyesi ile Cacabey Medresesi’nin UNESCO Dünya kültür mirası listesine alınmasını sağladık. Önümüzdeki sürede Melikgazi Türbesi, Aşıkpaşa Türbesi ve Fatma Hatun Türbesinin de listeye alınması çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte somut olmayan kültür mirası çerçevesinde Ahilik ve Kırşehir’de Türkçecilik konusunu UNESCO Somut olmayan kültür mirası listesine dâhil olması yolunda çalışmalarımız var.
        M. Emin TURPÇU: Şehrimizi uluslar arası alana taşıyacak başkaca neler yapılmalıdır. Düşüncelerinizi alalım.
        Mehmet GÖKTÜRK: Dikkat ederseniz cümlelerimde “lüzumludur, lazımdır, gerekmektedir” kelimelerine çok kez yer vermiyorum. Zira eskiden beri özellikle bu tür kelimeler kamuda belirsizliğin resmi gibi olmuştur. Onun için şehrimizi uluslar arası alana taşımak alanında   “Diyalog şart…”   diyerek başlamak istiyorum. “Kardeş şehir” uygulaması bir yol olmakla birlikte şehir insanının dünyayı ve özellikle çağdaş dünyayı anlamasına, bilmesine yönelik uygulamalara öncelik verilmelidir kanaatindeyim. Bu da bizzat yerine gidilerek yapılır. Şehre uzun zamandan beri hizmet veren, vermeye devam edecek çok sayıda kişiliğin yurt dışı şehirlerinde uzun süreli araştırma ve incelemeler yapması sağlanmalıdır.
       Periyodik şekilde yurt dışından grupların şehrimizde araştırma ve inceleme yapması için konuk edilmeleri yanında şehrimizden aynı amaçlarla grupların yurt dışı şehirlerine seyahati sağlanmalıdır. Grupları oluşturacak kişilikler daha çok yurt dışına gitme imkânı kısıtlı olanlardan seçilmesi isabetlidir.         
        M. Emin TURPÇU: Bu çalışmalarda Kırşehir basınının konumu, önemi ve rolü sizce ne olmalıdır? 
        Mehmet GÖKTÜRK: Belirtmeliyiz ki hedefler ve çalışmaların kesintisiz devam etmesinde Kırşehir yerel basın ve yayının vazgeçilmezliği ve önemli halka olma özelliği vardır. Kırşehir kamuoyunu ortak fikirler ve hedefler etrafında birleştirecek yegâne amil Kırşehir yerel basın ve yayınıdır. Eleştiri ve teşvik mekanizmasını aynı zamanda işleterek, fikirleri, projeleri, uygulamaları, çalışmaları yerinde ve özünde takip ederek misyonunu etkin yerine getirecektir. Bu yolda, kültür, sanat, düşünce, fikir ve gazetecilik hayatını geliştirecek teşvik ve tedbirlere devam edilmesi halkaları sağlam kılacaktır.
        Şehirler yaşayan organizmalar gibidir. Hatta yapılan araştırmalar “gibi”nin fazla olduğunu göstermektedir.  Yerleşik kültürün üst noktalarıdır.  Şehirlerde ileri vadeli hedefler, planlar ve süreklilik esastır. Yetkililer, uzmanlar ve sorumlular değişse dahi planlar, hedefler, amaçlar, projeler ve diğer şehircilik hizmetleri kesintisiz devam etmelidir. Geçmişte yapılan hizmetlerin bakım, onarım ve gerektiğinde yenileme işlemleri ihmal edilmemelidir. Süreç içinde değiştirilmesi gerekenler değiştirilerek, yeni katkılarda bulunularak devam edilmelidir. Bunların takibi yine yerel basın ve yayının işleri arasındadır kanaatindeyim.
        Bu meyanda yerel basın kendisine şehircilik alanında, şehre dair uzun vadeli misyonlar oluşturmalıdır. Örneğin bir yerel gazetemiz uzun vadede kendisini Ahilik konusunda donanımlı hale getirirken bir televizyonumuz Kırşehir’de Türkçe bir başkası ise çevre, park ve bahçeler konusunda uzmanlık derecesine varan misyon oluşturması mümkündür kanaatindeyim.
        Şehirler hareketli hayatı, gürültüsü, stresiyle hemen sevilecek yerler olmadığı açıktır. Hele Kırşehir gibi bir “göç şehri” olunca durum barizleşiyor.  Buna rağmen şehri bütün organlarıyla kucaklayarak, “yaşanılır olma” vasfını üst noktalara yükseltmek şartı vardır. Şehrimizin “göç şehri” olması ileri vadeli hedeflere, planlara ve sürekliliğe engel teşkil etmemelidir.
        Herkesten şehir plancısı, mimar, mühendis ölçüsünde bilgi sahibi olması beklenemez. Bununla birlikte her üç Türk insanından biri Avrupa’ya gitmiş, görmüştür. Daha uzun süre Avrupa şehirlerine gıptayla bakmamak için şehir halkı şehircilik alnında bilgilenmelidir. Bence yerel basın ve yayın organları programlarını, planlarını bu doğrultularda yapmalıdır. Kırşehir basın ve yayın organlarının uzun vadede amaçları, hedefleri, ilkeleri, projeleri, izleyen ve hatırlatan hafıza noktaları olmaları şartı kabul edilmelidir.
        M. Emin TURPÇU: Kırşehir Çarşısı konusunda gerçekleştirdiğiniz yayın çalışmaları ve Uzun Çarşı=Kültür Çarşısı söyleminizi açıklar mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Kırşehir Çarşısı ve “Uzun Çarşı” uzun süreden beri işlediğim konulardan biridir. Benim için Kırşehir şehirciliği ve geleneksel çarşının odak noktalarının başında gelir.
        Kırşehir Çarşısı konusunu uzun zamandan beri araştırıyorum. Ankara’da Kırşehirli Dernekler Federasyonunca yayınlanan Kırk Kültür adlı derginin 2006 yılı sayısında(s.25),  “Tarihi ve Anıtları Işığında Kırşehir Mezar Taşları” eserimizde ve Kırşehir Çağdaş Gazetesinin 31 Ekim 2012 ve 1 Kasım 2012 tarihli nüshalarında Uzun Çarşı konusunda bilgi, değerlendirmelerimi “Uzun Çarşı=Kültür Çarşısı” başlığıyla sunarak, tarihi süreçte gelişmelerine yer verdim.  Konuya dair yazılarımız halen Çağdaş Gazetesi internet sitesinde yayınlanıyor. Konuya dair beşinci yayınımız ise “Uzun Çarşı’dan Bağbaşı’na gidiyorum benimle gelir misin?” başlığı altında Yeni Aşıkpaşa gazetesinin 6 Temmuz 2014 tarihli nüshasında yayınlandı. Gazetemizin internet sitesinde yayınlanmaya devam ediyor.   Yine Geçen hafta “Kırşehir’de kültür, sanat ve turizm açısından şehircilik” yazımızda yer verildi. Yeni Aşıkpaşa’nın İnternet sayfalarında yayınlanıyor.
        Kırşehir kenti gibi çarşımız da geçmişten itibaren Kılıçözü Çayı doğrultusunda, çayın doğu yakasında uzanmıştır.
        M. Emin TURPÇU: Geçmişteki Uzun Çarşı’dan günümüze gelen geleneksel izler konusunda değerlendirme yapar mısınız?
        Mehmet GÖKTÜRK: Cumhuriyetimiz döneminde Kırşehir Çarşısı değişti, gelişti, büyüdü. Bu değişim sürecinde Uzun Çarşının sanatkârlık bir başka deyişle imalat-işçilik niteliği 1990’lı yıllarda büyük ölçüde bırakıldı. Diğer yandan çarşı öneminden fazla kaybetmedi. Biraz önce değindiğim üzere Uzun Çarşımız gelişmekte olan Bağbaşı, Çukurçayır ve Kayabaşının çarşıya ve şehir merkezine birincil girişi niteliğini taşımaktadır. Uzun Çarşının konumuna dair bu bilgi ve değerlendirmemizin  uygulama alanına ve şehrin sosyoekonomisinin geleceğine yönelik değerli ve önemli bir tespit olduğunu söylemeliyim.
        Uzun Çarşı’nın günümüz durumuna baktığımızda baba hatta dede mesleğini sürdüren esnaf ve sanatkârların çarşının diğer yerlerine göre sayıca fazla olduğunu görürüz. Mütevazı görünüm altında mesleki gelenekler ve alışkanlıklar kuvvetlidir. Esnaf ve sanatkârlık oturmuş vaziyettedir.
        Çarşıda sanatkârlığın tümüyle yok olmadığı görülür. Fazla büyük olmayan, adını 400 metreye yakın uzunluğundan alan bu çarşıda geçmişin bir miktar mirası sayesinde imalat ve işçiliğe dayalı meslekler diğer çarşılara göre sayıca fazla ve çeşitli olduğu dikkati çeker. Bunlar, saat tamirciliği, küçük çapta mekanik alet tamirciliği;, metal kap kacak tamirciliği, bileyicilik, kalaycılık, ayakkabı tamirciliği, terzilik, perdecilik,  berberlik, saraçlık, çilingir, camcılık, lokantalar, pastacılık, fırıncılık, kasaplık, marangoz, elektrik tesisatçılığı, su tesisatçılığı, gibi esnafın büyük kısmı satışla birlikte imalat ve işçiliği birlikte yürütüyor. Uzun Çarşının kimliğinden doğan bir özellik olarak artı bilgi isteyen baharatçıların takriben yarısı buradadır. Yine çarşının kimliği nedeniyle şehrin başka yerinde bulamayacağınız, hayvan koşumları, ağaç bastonları Uzun Çarşı’dan alabilirsiniz.  Bu nedenle ve baba, dede mesleğinin sürdürülmesi neticesinde işyerlerinde kapanma oranı nispeten az yaşanmaktadır.
        Çarşıya dair bilgiler ile çarşıda yapılmasını düşündüğümüz kültür ve sosyal çalışmalara dair değerlendirmelerimizi 31 Ekim - 1 Kasım 2012 tarihli yazımız Çağdaş Gazetesinde yayınlandı. İnternet sitesinde sunulmaktadır.
        Uzun Çarşı deyim yerindeyse “gelişmekte olan” Bağbaşı, Çukurçayır, Kayabaşı Mahallelerinin Kırşehir Çarşısına açılan iki-üç kolundan birincisi ve en önemlisidir. Eşitlikçi düşünceyle bakıldığında çarşının sosyoekonomik önemlerinden birinin bu olduğu anlaşılmaktadır.  Çarşının eski ticari konum ve önemini kazanması şehrin sosyoekonomik canlılığına katkısı olacağı düşüncesindeyim.
        M. Emin TURPÇU: Geçmişteki Uzun Çarşı hakkında bilgi verir misiniz?
        Mehmet GÖKTÜRK: Anadolu şehirlerinde eskiden beri “Aşağı-yukarı” ya da “Aşağı Pazar-Yukarı Pazar” tanımlamaları-adlandırmaları yapılır. Benzer şekilde ya da geleneğe bağlı olarak şehrimizde Uzun Çarşının batı girişi eskiden “Aşağı Buğday Pazar Yeri” ya da daha eskiden “Aşağı Pazar Yeri” olarak bilinirdi. Çarşının doğu girişi ise (Çarşı Camii çevresi) “Yukarı Pazar” şeklinde adlandırılırdı. Yukarı Pazar bölümünde bugün olduğu gibi geçmişte sarraflar toplanmıştı. Uzun Çarşının doğu tarafında kapısı muhtemelen Uzun Çarşı tarafına açılan 40 kepenkli (dükkânlı)  bedesten-kapalı çarşı mevcuttur. Gaz, tuz, bez vs satışa sunulurdu. Özellikle kervanların şehirlerdeki uğrak yerleriydi.
        Bedestenlerin inşasına Yıldırım Beyazıt döneminden itibaren başlanmıştır. Şehrimiz eski işlek kervan yolları üzerindedir. Kırşehir bedesteninin yaptırıldığı tarih hakkında bilgi yoktur. Bizim 1938 yılında yıktırılan bedestenimizin inşa döneminin ise Osmanlı devletinin Kırşehir’de asıl hâkimiyet döneminin başladığı 15. yüzyıl olduğunu söylemek yerindedir. Bedesten, Kale (içhisar)nin hemen “dibinde” yer alıyordu. Eski hükümet Caddesi ile Uzun Çarşı arasında yer alıyordu. Deve kervanları mallarını öncelikle bedestene indirdiğini söylemek yerindedir. Eski Kırşehir çarşısının merkezi yerlerindendi.
        Son 80-90 yılı kapsayan yakın tarih araştırmalarımıza göre özellikle şehrin küçük sanayisini gerçekleştiren sanatkârlar Uzun Çarşı’da toplanmışlardı. Kılıçözü Sanayi Sitesi’nin 1960 yılı inşası öncesi küçük sanayinin büyük bölümü Uzun Çarşı ve bağlı sokaklarında gerçekleşiyordu Çekiç sesleri tüm gün çarşıdan eksik olmuyordu. Tabakçılar, kalaycılar, bıçakçılar, demirciler, tamirciler, kunduracılar,  saraçlar, marangozlar daha çok buradadır. Özellikle bıçakçılar ve tabakçıların çekiç sesleri yaşlıların kulaklarındadır. Kılıçözü Sanayi Sitesi’ne taşınmanın zorunlu tutulması nedeniyle 1990’larda Uzun Çarşıda az sayıda sanatkâr kalmıştı. Güneydeki Uzun Çarşıya paralel caddede“Tavuk Pazarı” adıyla bilinen geniş bir bölüm mevcuttu. Yapmış olduğum yakın-sözlü tarih araştırmalarında yaşlılar Eski Tavuk Pazarında da Müslüman olmayan esnaf ve sanatkârın varlığını nakletmiştir. Yine güneyde “Eski Kasaplar” mevkiinde kasap esnafından başka manavlar mevcuttu. Özellikle Kasaplar çarşısı mazisinin çok eskiye dayandığı kayıtlardan öğrenilmektedir.
         Yeni Çarşının özellikle eski Atatürk Anıtı çevresi ile Çarşı Camii’ne kadar olan bölümü vasıfları ve konforuyla şehrimizin “Misafir Odası”dır kanısındayım. Yeni Çarşı’nın “Turizm Çarşısı”, Uzun Çarşı’nın “Kültür Çarşısı” niteliklerine kavuşması yolunda geliştirme çalışmalarım devam etmektedir.  Bu tür çalışmalarımın Kırşehir Belediyesince gerçekleştirilen projelerde, uygulamalarda yardımcı olduğunu, katkıda bulunduğunu bizzat görmek bizi memnun ediyor.  Kırşehir Çarşısı konusundaki sunuşlarıma Yeni Aşıkpaşa’nın orta sayfaları olan 6 ve 7’de devam etmeyi planlıyorum.
        Bilgi ve görüşlerimize sayfalarınızı açtığınız için size ve Yeni Aşıkpaşa gazetesinin emeği geçen tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum.
        Mehmet Emin TURPÇU: Teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.
        

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri