ÇAYAĞZI VE YASSI HÖYÜK ÇEVRESİ TARİH, KÜLTÜR VE TURİZM ARAŞTIRMALARI

Röportaj25 Haziran 2014 13:39
ÇAYAĞZI VE YASSI HÖYÜK ÇEVRESİ TARİH, KÜLTÜR VE TURİZM ARAŞTIRMALARI
A
a
Dördüncü bölüm
 
GAZETEMİZ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEHMET EMİN TURPÇU’NUN ARKEOLOG MEHMET GÖKTÜRK’LE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ RÖPORTAJA DEVAM EDİYORUZ. 
 
          ARAŞTIRMACI  GÖKTÜRK, BU KEZ İLİMİZ ÖZBAĞ-ÇAYAĞZI-ÇOĞUN BÖLGESİNİN KÜLTÜR VE TURİZM POTANSİYELİ KONULARINDA DÜN, BUGÜN VE GELECEĞE DAİR ÖZGÜN BİLGİ VE DEĞERLENDİRMELERİNİ SUNUYOR.
Mehmet Emin TURPÇU: Sayın Göktürk “Kırşehir’de arkeolojik kazıların dünü bugünü ve kültür turizmi” konulu geçen söyleşimizde Çayağzı ve çevresinden Yassı Höyük’e dair bilgiler vererek başlangıç yapmıştınız. Çayağzı çalışmalarınız ne zaman başladı? İlimiz için ne gibi gelişmelere yol açabilir?
Mehmet GÖKTÜRK: Çayağzı kavşağı ve arazisindeki araştırma ve çalışmalarımı on beş yıl öncesinden itibaren çeşitli zamanlarda beldemizin sayın belediye başkanları Ramazan Dede ve Ekrem Karaburçak’ın görev dönemlerinde ve onların tarafıma iletmiş oldukları talepleri ile belediye imkânlarıyla gerçekleştirdim. Bu çalışmamız bir bölgenin panoramik bakışla ve gerektiğinde ayrıntıya inilerek dünü bugünü ve yarınına ilişkin araştırma ve geliştirmeleri içermektedir.
Son seçimlerde belediye statüsünden çıkan Çayağzı beldesinin belediye yetkilileri “turizm alanı” olmayı talep ediyordu. Bölgenin kültür ve turizm potansiyeli konusunda bilgisi olmayanlar bu çevrenin “turizm bölgesi” olabileceğine kuşkuyla bakabilir. Elbette ilimizde Antalya ve Muğla’nın olağanüstü ovalarına, sahil şeritlerine ulaşacak derecede alanlar bulunmuyor. Bununla birlikte Orta Anadolu bozkırının nitelik ve nicelikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken uygun kültür, doğa ve turizm alanları vardır. Bence bunlardan biri çeşitli alanlarda gelişme yeteneği bulunan Çayağzı hinterlandıdır.
Bu çevre günümüzden 7000 bin yıl önce Kalkolitik (5500-3000) ve Eski Tunç’tan beri Asur Ticaret Koloni Çağı, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Doğu Roma ve İslami dönemlerin ileri çıkan, önemli yerleşme alanlarıdır. Çevrede yaptığım yüzey araştırmaları esnasında tarafımdan ilk tespiti yapılarak arkeolojik sit olarak tescili gerçekleştirilen Keylik Höyük(Çadır Höyük)’te 7000 yıl öncesi Kalkolitik Çağ (M.Ö. 5500-3000) yerleşimi görülmektedir.
Doğal olarak tarih, olayların tekerrürü yanında her konuda tekerrür edebilir. Günümüz gelişmeleri izlendiğinde Çayağzı ve kavşak bölgesinde uygarlığın tekerrürü ve çevrenin gelişmesi söz konusudur. Günümüzdeki gelişmelerin bu yönde olduğunu biraz sonraki anlatımlarımızla açıklamaya çalışacağız.
Mehmet Emin TURPÇU: Nedir bu gelişmeler ve Çayağzı çevresinde tarihin tekerrürünü hatırlatan konular?
Mehmet GÖKTÜRK: Aldığımız eğitim bugünü öğrenip anlarken geçmişle birlikte düşünmeyi getiriyor. Bunun tersi bir uygulamada mümkündür. Bir de geleceği ekleyerek isabetli fütürist yaklaşımlar getirebildiğimize inanıyorum.
Kültür, turizm ve sosyoekonomik bilgiler, değerlendirmeler içeren çalışmalarımı “Çayağzı Kavşağı ve Çevresi” adıyla yazıya döktüm. Kültür ve Turizm Bakanlığına doğrudan ilettim. Konuya tarafımdan dikkat çekilmekle birlikte süreklilik arz eden çalışma hayatından uzak olunması nedeniyle sürekli ve gerekli verimin sağlanılmasını ileri zamanlar tayin edecek.
Eski adıyla Cemele olan Çayağzı beldesi eski kervan-ticaret yolu üzerindedir. Eski adıyla Bağdat-İstanbul yolu üzerindedir… Bugün yine Cemele beldesi eski yol ile kimi yerde paralel kimi yerde kesişen modern Ankara Kayseri karayoluna yakındır.
Çayağzı belde sakinleri 40 yıldan beri Çoğun Barajı’nın getirdiği gelişme ve değişmeleri yaşadılar. Yaşamaya devam ediyorlar. Şehre yakın eski ve büyük köyün insanları olarak dışa açıklar.  Şehirle eskiden beri olan kuvvetli irtibatları artarak devam ediyor. Gelişmeleri takip ediyorlar. Büyük kısmı metropollere ve özellikle Ankara’ya göç ederek yerleştiler. İcra ettikleri mesleklerde başarı sağladılar. Bununla birlikte beldeleriyle ilişkilerini devam ettiriyorlar. Özellikle kurdukları dernekle kasabaya bağlılıklarını korumaya devam ediyorlar. Çayağzılı iki öğretmenin belde üzerine yazılmış iki kitabı kitaplığımda mevcut.
Çayağzılıların genel olarak toplumsal inisiyatif alma yolunda aktivite yetenekleri var. Zahide Garing ilköğretim Okulu’nun beldeye inşa edilmesi bir ölçüde değindiğimiz açılardan düşünülmelidir. İnisiyatif alma durumu ağaçlandırma bakımından da açıkça görülüyor. Gerek kamu imkânlarıyla gerekse kasaba halkından kişilerce ağaçlandırma çalışmaları devam etmektedir. Bu alanda gelişme istidadı mevcuttur. Tepelerin doruklarına doğru 8-9 adet, 100 yıldan yaşlı sarı çamın varlığı ümit veriyor. Bir miktar alanda sarıçam dikimi de yapılmıştır. Beldede sarı çamın daha doğrusu çamın kendiliğinden yetişme imkânı olduğunu yerinde gördüm. Çevre bitki varlığının geliştirilmesi için ağaçlandırma çalışmalarının yoğunlaştırılması şartı vardır. Bence, geçmişte Cemele’yi çevreleyen tepelerde ve civarda sarıçam ormanı olup olmadığı araştırılmalıdır. Toprağın incelenmesi ve arkeometri ile özellikle radyokarbon (karbon 14) yöntemleriyle bu konuda gerekli bilgilerin edinileceğini düşünüyorum.
Flora ve faunası zengin olan bu geniş çevrede alabildiğine ağaçlandırma çalışmaları yapılmalıdır kanaatindeyim.
Mehmet Emin TURPÇU: Çoğun Barajı inşasıyla gelen gelişme ve değişmeler konusunda bilgi ve değerlendirmelerinizi alalım.
Mehmet GÖKTÜRK:  1964 seli Özbağ ve Kırşehir’de 250 haneye zarar verdi. Baraj inşası şart haline geldi. Çoğun Barajı’nın 1973 yılında taşkın önleme ve sulama amacıyla inşa edilerek su tutulmaya başlanmasıyla birlikte sulanabilir imkâna kavuşan geniş ve verimli topraklar “Çuğun Ovası”  adıyla anılmaya başlandı. Suyun kullanımı ve teşviklerle tarımsal üründe artış sağlandı. Kılıçözü vadisinin sağladığı imkânlarla Keylik mevkiine kadar ve Yozgat yol güzergâhının 10-15 kilometrelik bölümü meyve ağaçlıkları, kavaklıklar ve pancar tarımıyla yoğun yeşilliğe bürünmüştür. Son yıllarda gerçekleştirilen teşviklerle birlikte hayvancılıkta önemli mesafeler alındı. Ancak sulama imkânının genişlemesine karşın arazinin büyük bölümünde kuru tarıma (arpa buğday) devam edilmesi çelişkidir.
Öncelikle belirtmekte fayda var ki şehrin yanında yer alan bu güzergâh ve ova şehre yakınlığı, sulanabilir olmasıyla gelecekte verimin birkaç kat artırılabileceği tarım alanlarıdır. Son günlerde yapmış olduğum çok sayıda Ankara ve İstanbul yolculuklarında ilin yol boyu arazisini çok kez inceleme imkânı buldum. Her yolculuğum adeta inceleme gezisi halindeydi. Son birkaç senede gerçekleşen tüm gelişmelerle birlikte tarımsal gelişmeler ve değişmeleri gördüm.  Meyveciliğin gelişme yolunda olduğu açıkça görülüyor. Beton direklerle çevrilen eskinin arpa buğday tarlalarında giderek artan nispeten modern meyvecilik çalışmalarına başlanmış. Gelişmelerin kendi haline bırakılamayacağı, takibinin gereği anlaşılıyor. Bütün bunlar sözünü ettiğimiz Çayağzı’na uzanan güzergâh ve arazi için fazlasıyla söz konusudur.
Mehmet Emin TURPÇU: Çayağzı bölgesinin gelişme yeteneği konusunda başkaca neler söylersiniz?
Mehmet GÖKTÜRK:  Çayağzı Beldesi sebzesiyle ve özellikle biberiyle ünlenmiştir. Sanıyorum bu civarda coğrafi ve iklimsel farklılaşmalar var ki biberin ve sebzenin tadı daha değişik. Emeğe, üretime verilen değeri göstermek için kasaba meydanında inşa edilen “domates biber anıtı” iyi bir uygulamadır. Bu civarlar ”treking” adı verilen yürüyüş sporları için elverişli. Kırşehir’den Çayağzı Kavşağı ve Yassı Höyük’e uzanan güzergâh Kırşehir’in tabii olarak gelişen birinci derecede yatırım alanıdır. Bağ bahçe tarımının geliştiği güzergâhtır. Bununla birlikte yol boyu dinlenme tesisleri, lokantalar, fabrikalar, taş ocakları, mandıralar ve birçok tesis Kırşehir kentiyle Çuğun arasında sıralanmıştır.
Bölgenin başkent Ankara tarafında olması, günümüzde uygarlığın batıdan kaynaklanması gelişmeye dair psikolojik yönelim sağlamaktadır. İlimizin kuzeyine, ülkemizin batısına ve Ankara’ya çok sayıda yolculuk yapan Kırşehirlilerin dikkatleri sürekli Özbağ-Çayağzı-Çoğun bölgesine çevriliyor. Araziler özellikle seyahatler vasıtasıyla değerleniyor.  
İnşa yılını yanlış bilmiyorsam 1960’lı yıllarda yol üstünde tesis edilen “Orman Fidanlık” 500 dönümlük arazisiyle önemli bir yatırımdır. Yıllarca Kırşehir’in ihtiyacı olan fidanın büyük bölümünü karşıladı. Açık Cezaevi’ne dönüştürülmesiyle yeni tesisler inşa edildi. Daha verimli hale getirilmeye çalışılıyor. Yol boyu yapılan çevre düzenlemesi içinde hizmet veren lokantası mütevazı bir turizm tesisi gibi görünmekle birlikte düşüncelerimiz doğrultusunda kayda değer. Bununla birlikte peyzajıyla dikkati çekiyor. Hediyelik eşya satış noktasının daha işler hale getirilmesi için doğal olarak turiste ihtiyaç var.
Mehmet Emin TURPÇU: Çayağzı Kavşağı çevresinde yaptığınız araştırmalardan söz ediyorsunuz. Yassı Höyük de bu kavşağın yakın civarında. Bu bölgeyi kültür, turizm ve sosyo ekonomik açıdan anlatır mısınız?
Mehmet GÖKTÜRK: Sayın Turpçu yaptığım çalışmaları anlatabilmemi sağlayan isabetli sorularınız için teşekkür ederim. Çayağzı Kavşağı civarı olarak adlandırmayı uygun bulduğum bölge her bakımdan sınırsız imkânlar sunan rezervler taşıyor. Öncelikle anlaşılan o ki bölgenin bugün ve geleceğe dair gelişme ve büyümesine esas olmak üzere tahlil edilmesinde isabet vardır. Çalışmamızın esası da buna dayanır. Temelde bölgesel tahlil çalışmasıdır. Şu şekilde izah edelim:
Biraz önce sunduklarımızla birlikte yeniden değerlendirerek açıklamalarımızı netleştirmeye çalışalım. Çalışmamıza merkez aldığımız Çayağzı Kavşağı ile çevresi öncelikle Kırşehir‘e; il merkezine yakınlığıyla öne çıkıyor.
İkincisi coğrafi olarak Kılıçözü Vadisi içinde yer alması… Bilindiği üzere il nüfusunun yüzde 70’inden fazlası Kılıçözü Vadisi’nde yaşıyor. Bu kesimde bölgede tüm veriler gelecekte nüfusun artacağına işaret ediyor.
Üçüncüsü arazinin tamamına yakını sulanabilir Çoğun Ovası içindedir. Nüfus yoğunluğu ve sulanabilir olması da bölgenin arazi değerini artırıyor. İnsanların hemen yakınında verimli ve sulanabilir arazinin varlığı önemli bir avantaj olduğu kanısındayım. Tarımsal yatırımların artacağı ümidini veriyor. Özellikle modern sebze-meyveciliğin Kılıçözü Vadisi ve Çoğun Ovası’nda hamle yapması beklenir. İş adamı Mehmet Altın Bey’in “bodur elmacılık” girişiminin başarıyla devam etmesi her daim göz önünde göstergedir.
Bütün bunlar yanında biraz önce belirtmiş olduğumuz gibi incelediğimiz arazinin batıda ve başkent Ankara tarafında yer alması bölgeye psikolojik yönelim sağlıyor. Son yıllarda teşvikler sonucu hayvancılıkta ve tarımda gelişmeler sağlandı. Bu meyanda belirtmeliyim ki 2009 yılında Yassı Höyük’te başlanan arkeolojik kazı araziye ayrı bir anlam ve önem kattı.
Kırşehir il sınırları içinden demiryolu geçmesi halinde Çayağzı Bölgesi doğal hat durumundadır… 
1927 yılından beri Kırşehir’den geçmesi beklenen demiryolunun Kayseri-Kırşehir-Kırıkkale hattı tamamlanmalıdır.Hava yolu taşımacılığı gün geçtikçe “lüks ve pahalı hizmet” olmaktan çıkıyor. Önümüzdeki zamanda “Charter uçuşları” için havaalanı yapılmasında hem seyahat hem de lojistik açılardan isabet olduğu görülüyor.
Bütün bunlar incelediğimiz araziyi cazip yatırım alanı kılan etkenlerden... Bu durumda; yüksek gelişme yeteneğine sahip arazinin geleceğine dair gelişme ve büyüme planları yapılıp yapılmadığı akla geliyor.
Bölgenin tarihinden ve kültür varlıklarından söz ederek kültür varlıklarını tanıttığımızda açıklamalarımızın tarihsel temelinin kuvvetli olduğu görülecektir.
Öncelikle bu kavşağın elimizdeki veriler doğrultusunda tarih öncesinden itibaren değerlendirmeliyiz.
Bölgeden geçen eski kervan yolu Osmanlı son dönemleri ve cumhuriyet ilk döneminde Bağdat -İstanbul yolu olarak bilinir. Kırşehir kenti çıkışında 10 kilometreden sonra Özbağ Keçi Kalesi, Cemele ve Omala kaleleriyle kontrol altında tutulan stratejik bir mevkii olduğu anlaşılıyor.
Özellikle 13. ve 14. yüzyıl kaynaklarında geçen kayıtlar bölgenin stratejik durumunu açıkça ortaya getirir.
Mehmet Emin TURPÇU: 13. ve 14. Yüzyıl kaynaklarında Cemele Kalesi’ne dair kayıtlar olduğunu ifade ediyorsunuz. Nelerdir bunlar?
Mehmet GÖKTÜRK: Kırşehir’in 18 kilometre kuzeybatısında yer alan Cemele ve Cemele Kalesi, Selçuklu Dönemi öncesinden itibaren kervan yolu üzerinde önemli bir yerleşim ve önemli bir askeri noktadır. 1271-1272 tarihli Cacabey Vakfiyesi’nde “Cemale Kalesi adı verilen arazi” ve “Cemale Kalesi’ndeki işlek yol” şeklinde iki kez geçiyor.
Kırşehir’de Kadı Burhaneddin hükümdarlığı dönemine ait yapı tespit edilmemiştir Ancak Bezm u rezm’de Kadı Burhaneddin’in Kırşehir kalesinin onarımı ve Cemele Kalesi’nin fethi olaylarına yer verilmektedir.
Hicri 908, Miladi 1406 yılında Çelebi Mehmed, Cemele Kalesi’nde Karamanoğlu Mehmet Bey ile buluşarak aralarındaki arazi meselesini ve Kardeşi Çelebi Süleyman’a karşı işbirliğini görüştü.
Aziz Erdeşir Esterebadi’nin Kadı Burhaneddin için yazdığı Bezm u rezm’e göre; Kadı Burhaneddin’e kızını vermek suretiyle bağımlılığını arz etmiş olan Cemele Kalesi Komutanı Mısır Bey kendi mıntıkasına geldiğinde Osmanlı ordusuna karşı muhasamata girişeceğini yükümlenmişti. Kadı Burhaneddin, Mısır Bey’e güvenememiş olacak ki, Karamanoğlu ile Osmanoğlu’nun anlaşmasından sonra, Osmanoğlu’na karşı ittifak halinde olduğu Çandaroğlu ikinci Süleyman Paşa ile birlikte, Mısır Bey’in elinde bulunan Kırşehir’in Cemele Kalesi’ne hareket etti. Oraya varınca savaşa girişti. Mısır Bey’in oğlunu kalenin dışına zorla çıkararak esir etti ve kaleyi aldı. Oradan Süleyman Paşa Kastamonu’ya, Kadı, Kayseri tarafına hareket etti. Kayseri Kırşehir arasında bulunan Eyyübhisar Kalesi’ni kuşatarak teslim aldı (1400?).
1219 tarihli bir berattan bu tarihlerde kalenin başında bir dizdar (kale muhafızı) ile emrinde eşkun (eşkinciler) adı verilen çok sayıda sefere hazır sipahi bulundurulan önemini korumaya devam eden askeri nokta olduğu öğrenilmektedir.
Ayrıca kalenin güneyindeki Omala Tepesi’nde yakın zamana kadar var olduğu bilinen duvar kalıntıları ve bugüne gelen ifadeler Omala’nın da askeri bir nokta (kale) olarak kullanıldığını gösteriyor. Cemele ile Omala arasındaki mesafe kuşuçumu 3 kilometredir. Bu kalelerin Keçi Kalesi’ne mesafesi ise takriben 10 kilometredir. Ayrıca bu üç kale Kırşehir’i görecek konumdadır. Kırşehir’de halk arasında söylenen “Cemele’nin Cemelesi; Omalanın Omalası; ille de Kızılcaköy’ün Keçi Kalesi” sözü birbirine yakın mesafelerde yer alan üç kalenin ne denli yüksek ve iyi korunduğunu anlatmakta, birbirine yakın üç kale ile eski işlek kervan yolu üzerinde askeri bölge oluştuğu anlaşılmaktadır.
Mehmet Emin TURPÇU: O halde araziyi ve eski yolları tarih öncesiyle değerlendirir misiniz?
Mehmet GÖKTÜRK: Yassı Höyük gibi büyük bir Asur Ticaret Kolonileri Çağı merkezlerinden biri yer alır. Höyük Orta Anadolu’nun en büyük höyüklerindendir. Kavşağın 20 kilometreden sonra Çiçekdağı-Yozgat tarafına ayrılan kolu, düşük engebeli arazide engebeler arasında Çiçekdağı’na ulaşan eski yol “doğal yol” niteliğindedir. Bölgenin avantajlarından biridir. Çiçekdağı sınırları içinde yer alan Doğu Roma yerleşimi olan Teflek’e ve Yozgat sınırları içindeki Nisa kentine ulaşım sağlar. Delice üzerinden Hititlerin başkenti Hattuşa’nın bulunduğu Çorum’a gider. Bu durumuyla tarih öncesinden beri çok kullanılan bir güzergâh olduğu anlaşılır.
Birkaç yıldan beri arkeolojik kazılar yapılan Yassı Höyük’ün eski Kervan yolu üzerinde olduğunu bir kez daha belirtelim. Çayağzı beldesi arazisi içinde yer alır. Yol ve ticaret her zaman birbirinin iki en yakın halkasıdır. Öncelikle Yassı Höyük’ün yol üzerinde ve eskiden de kavşak özelliği olan yerde bulunması nedeniyle gelişme çizgisinde, tarihin tekerrürü yolunda büyük gösterge olduğunu belirtmeliyiz.
Yassı Höyük’te yapılan araştırmalar ve kazılar Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın önemli bir yerleşmesi olduğu ve Anadolu’da Asurlu tüccarlara ait önemli bir Pazar yeri olduğunda fikir birliği sağlıyor. Eski Anadolu ticaret yolları üzerinde bu noktada Asurlu tüccarlara ait büyük bir Pazar ya da ticaret merkezi kurulmuş olması tabiidir. Tesadüf değildir. Asal olarak, Ankara (Ankira)’ya giden bu yolun izleri Kaman Kale Höyük yakınlarında Bayındır Köyü arazisinde tespit edilmektedir. Bayındır arazisinde Roma Dönemi’ne ait bir mil taşı ve yol onarım taşı ele geçmiştir. Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz “Kırşehir’de arkeolojik kazılar” söyleşimizde sunduğumuz bilgi ve değerlendirmelerimizi takip etme imkânı bulanlar bu konunun Yassı Höyük perspektifine büyük ölçüde malik olabilecekler. Bunun yanında değerli okurlarımız  “Kırşehir’de eski yollar” konusunu Kırşehir Belediyesi’nce 2008 yılında basımı sağlanan “Tarihi ve Anıtları Işığında Kırşehir Mezar Taşları” eserimizden etraflıca okuyabilirler.
Yukarıda açıkladığımız üzere Yassı Höyük’ün yakınlarında Çayağzı arazisinde yer alan Cemele, Omala ve Keçi Kaleleri eski kervan yolu üzerindedir. Bu kalelerin Beşbin yıl öncesi Eski Tunç Çağı’ndan itibaren eski kervan yolunun korunması ve kontrolünü uzun zaman sağladığını düşünmek ve söylemek yerindedir. Kaleler ilk inşası Eski Tunç’tan beri var olduğunu düşünmekle birlikte mevcut inşa özellikleri Roma geleneğindedir.
Bununla beraber yukarıda değindiğimiz üzere 20 kilometreden sonra bu kavşağın kuzeye; Çiçekdağı, Yerköy ve Yozgat’a ayrılan kolu 35-40 kilometre boyunca “doğal yol” şeklinde uzanır. Bu coğrafi şekli sayesinde tarih öncesi binlerce yıldan beri kullanılan bir yol olmalıdır.
Araştırmalarımızda Roma ve Doğu Roma Dönemleri’nde kavşak civarının gelişmiş olduğunu görüyoruz. Özellikle ilk tespiti tarafımdan yapılan Acıpınar, Ermelik ve Türktur Düzyerleşmelerini incelediğimizde anlıyoruz. Özellikle Acıpınar yerleşmesi genişliğiyle dikkati çeker büyük bir tarihi yerleşme olarak bölgede var olduğu görülüyor. Acıpınar’da “kilise” adı verilen bir yapı kalıntısı mevcuttur. Yassı Höyük dâhil olmak üzere tüm saydığımız yerleşmelerin bizce en yakın koruma ve kontrolü Cemele, Omala ve Keçi Kaleleri tarafından gerçekleştirildiğini söylemek yerinde bir değerlendirmedir.
Eski yol üzerindeki askeri noktalardan olan Keçi Kalesi bulunduğu konum itibariyle bir ölçüde gizlenmiş izlenimi verir. Bu kale de eski yol üzerinde, yolu denetleyen konumdadır. Bazı kısımlarda 4-5 metreyi bulan sur duvarlarıyla çevrilidir. Surlar içinde çoğu birbirine bitişik dörtgen odalar barınma mekânlarıdır. Yassı Höyüğün hemen karşısında eski Türk-tur arazisi (bugün farbel) ve çevresinde Roma ve Doğu Roma Dönemi’ne ait geniş bir düz yerleşme mevcut. Bu tarihi yerleşmeden 1980’lerde Roma Dönemi eseri irice bir lahit çıkarılmış ve yol kenarında bir süre bekledikten sonra Kırşehir Müzesi’ne nakledilmiştir. Bazı vatandaşlarımız lahiti yol kenarından hatırlar.
Yine Yassı Höyüğe 500-600 metre mesafede bir yer altı yerleşmesi mevcuttur.
Yassı Höyük’e 5-6 kilometre mesafede tepeler arasında bir kasaba yerleşmesi olan Çayağzı geçmişin şehre yakın büyük köylerindendir. Zamanla düzlüğe doğru inmiştir.
Bugüne kalıntıları gelen Eski Çayağzı (Cemele) Kalesi yine havza içinde tepelerin doruklarına doğru yer alır. Doruklardan kaynayan sular eski köyün bahçelerini sular. Köy içinde suyun tutulması için eskiden yapılmış küçük bentler, basit köprüler var. Eski Köyün yakınlarında Doğu Roma Dönemi eseri olan Cemele Kalesi vardır. 1950’li yıllara kadar büyük ölçüde sağlam gelen kale bu yıllarda tahrip edilmiştir.
Mehmet Emin TURPÇU: Son olarak neler eklemek istersiniz?
Mehmet GÖKTÜRK: Öncelikle çalışmalarım esnasında bana yardımcı olan Çayağzı Belediyesi çalışanlarına teşekkür ediyorum. Uzun yıllar bizzat arazide yapılan inceleme, gözlem ve değerlendirmelere dayanan bir çalışmayı sunduk. Günümüzde bu tür benzer çevre çalışmaları ödenekler ayrılarak özel firmalara yaptırılıyor. Veya üniversitelerde kariyer amaçlı yapılıyor. Ben Kırşehir Müzesi Arkeologu olmak yanında Kırşehir Kent Konseyi Kültür ve Sanat Çalışma Grubu Başkanı hem de  Yeni Aşıkpaşa Gazetesi yazı ailesine mensup olarak sosyal sorumluluğun bir gereği ve gönülden gelen bir istekle bu tür çalışmalara, araştırmalarıma devam ediyorum. Kültür, sanat, düşünce, fikir ve gazetecilik hayatının gelişmesi ve büyümesi şehrimizin gelişmesi ve büyümesiyle doğru orantılıdır. Açıkça ifade etmek gerekirse sırf gazete sayfalarını doldurmak başka niyetlerden kişilerin işi olsa gerek…
Hizmetlerde strateji ve sistematik oluşturulması için ilimiz sınırları içinde çok sayıda bölgesel tahlil çalışmaları yapılmalıdır. Buna bağlı olarak bölgesel kalkınma planları ile devamında geliştirme ve büyümeler gerçekleştirilmelidir. İncelediğimiz Çayağzı bölgesi ve çevresi için bölgesel gelişme ve kalkınma planı veya planları hazırlanmasında büyük isabet olduğu düşüncesindeyim.
Yeni Aşıkpaşa Gazetesi’ne çalışmalarımıza tanıdığı yayın imkânı için teşekkür ediyorum.
Mehmet Emin TURPÇU: Biz sayfalarımızı ilimiz ve şehrimize hizmet için açıyoruz. Tüm çalışmalarımız bu yöndedir.  Teşekkür ediyorum.
Dördüncü bölüm
 
GAZETEMİZ GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEHMET EMİN TURPÇU’NUN ARKEOLOG MEHMET GÖKTÜRK’LE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ RÖPORTAJA DEVAM EDİYORUZ. 
 
          ARAŞTIRMACI  GÖKTÜRK, BU KEZ İLİMİZ ÖZBAĞ-ÇAYAĞZI-ÇOĞUN BÖLGESİNİN KÜLTÜR VE TURİZM POTANSİYELİ KONULARINDA DÜN, BUGÜN VE GELECEĞE DAİR ÖZGÜN BİLGİ VE DEĞERLENDİRMELERİNİ SUNUYOR.
Mehmet Emin TURPÇU: Sayın Göktürk “Kırşehir’de arkeolojik kazıların dünü bugünü ve kültür turizmi” konulu geçen söyleşimizde Çayağzı ve çevresinden Yassı Höyük’e dair bilgiler vererek başlangıç yapmıştınız. Çayağzı çalışmalarınız ne zaman başladı? İlimiz için ne gibi gelişmelere yol açabilir?
Mehmet GÖKTÜRK: Çayağzı kavşağı ve arazisindeki araştırma ve çalışmalarımı on beş yıl öncesinden itibaren çeşitli zamanlarda beldemizin sayın belediye başkanları Ramazan Dede ve Ekrem Karaburçak’ın görev dönemlerinde ve onların tarafıma iletmiş oldukları talepleri ile belediye imkânlarıyla gerçekleştirdim. Bu çalışmamız bir bölgenin panoramik bakışla ve gerektiğinde ayrıntıya inilerek dünü bugünü ve yarınına ilişkin araştırma ve geliştirmeleri içermektedir.
Son seçimlerde belediye statüsünden çıkan Çayağzı beldesinin belediye yetkilileri “turizm alanı” olmayı talep ediyordu. Bölgenin kültür ve turizm potansiyeli konusunda bilgisi olmayanlar bu çevrenin “turizm bölgesi” olabileceğine kuşkuyla bakabilir. Elbette ilimizde Antalya ve Muğla’nın olağanüstü ovalarına, sahil şeritlerine ulaşacak derecede alanlar bulunmuyor. Bununla birlikte Orta Anadolu bozkırının nitelik ve nicelikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken uygun kültür, doğa ve turizm alanları vardır. Bence bunlardan biri çeşitli alanlarda gelişme yeteneği bulunan Çayağzı hinterlandıdır.
Bu çevre günümüzden 7000 bin yıl önce Kalkolitik (5500-3000) ve Eski Tunç’tan beri Asur Ticaret Koloni Çağı, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Doğu Roma ve İslami dönemlerin ileri çıkan, önemli yerleşme alanlarıdır. Çevrede yaptığım yüzey araştırmaları esnasında tarafımdan ilk tespiti yapılarak arkeolojik sit olarak tescili gerçekleştirilen Keylik Höyük(Çadır Höyük)’te 7000 yıl öncesi Kalkolitik Çağ (M.Ö. 5500-3000) yerleşimi görülmektedir.
Doğal olarak tarih, olayların tekerrürü yanında her konuda tekerrür edebilir. Günümüz gelişmeleri izlendiğinde Çayağzı ve kavşak bölgesinde uygarlığın tekerrürü ve çevrenin gelişmesi söz konusudur. Günümüzdeki gelişmelerin bu yönde olduğunu biraz sonraki anlatımlarımızla açıklamaya çalışacağız.
Mehmet Emin TURPÇU: Nedir bu gelişmeler ve Çayağzı çevresinde tarihin tekerrürünü hatırlatan konular?
Mehmet GÖKTÜRK: Aldığımız eğitim bugünü öğrenip anlarken geçmişle birlikte düşünmeyi getiriyor. Bunun tersi bir uygulamada mümkündür. Bir de geleceği ekleyerek isabetli fütürist yaklaşımlar getirebildiğimize inanıyorum.
Kültür, turizm ve sosyoekonomik bilgiler, değerlendirmeler içeren çalışmalarımı “Çayağzı Kavşağı ve Çevresi” adıyla yazıya döktüm. Kültür ve Turizm Bakanlığına doğrudan ilettim. Konuya tarafımdan dikkat çekilmekle birlikte süreklilik arz eden çalışma hayatından uzak olunması nedeniyle sürekli ve gerekli verimin sağlanılmasını ileri zamanlar tayin edecek.
Eski adıyla Cemele olan Çayağzı beldesi eski kervan-ticaret yolu üzerindedir. Eski adıyla Bağdat-İstanbul yolu üzerindedir… Bugün yine Cemele beldesi eski yol ile kimi yerde paralel kimi yerde kesişen modern Ankara Kayseri karayoluna yakındır.
Çayağzı belde sakinleri 40 yıldan beri Çoğun Barajı’nın getirdiği gelişme ve değişmeleri yaşadılar. Yaşamaya devam ediyorlar. Şehre yakın eski ve büyük köyün insanları olarak dışa açıklar.  Şehirle eskiden beri olan kuvvetli irtibatları artarak devam ediyor. Gelişmeleri takip ediyorlar. Büyük kısmı metropollere ve özellikle Ankara’ya göç ederek yerleştiler. İcra ettikleri mesleklerde başarı sağladılar. Bununla birlikte beldeleriyle ilişkilerini devam ettiriyorlar. Özellikle kurdukları dernekle kasabaya bağlılıklarını korumaya devam ediyorlar. Çayağzılı iki öğretmenin belde üzerine yazılmış iki kitabı kitaplığımda mevcut.
Çayağzılıların genel olarak toplumsal inisiyatif alma yolunda aktivite yetenekleri var. Zahide Garing ilköğretim Okulu’nun beldeye inşa edilmesi bir ölçüde değindiğimiz açılardan düşünülmelidir. İnisiyatif alma durumu ağaçlandırma bakımından da açıkça görülüyor. Gerek kamu imkânlarıyla gerekse kasaba halkından kişilerce ağaçlandırma çalışmaları devam etmektedir. Bu alanda gelişme istidadı mevcuttur. Tepelerin doruklarına doğru 8-9 adet, 100 yıldan yaşlı sarı çamın varlığı ümit veriyor. Bir miktar alanda sarıçam dikimi de yapılmıştır. Beldede sarı çamın daha doğrusu çamın kendiliğinden yetişme imkânı olduğunu yerinde gördüm. Çevre bitki varlığının geliştirilmesi için ağaçlandırma çalışmalarının yoğunlaştırılması şartı vardır. Bence, geçmişte Cemele’yi çevreleyen tepelerde ve civarda sarıçam ormanı olup olmadığı araştırılmalıdır. Toprağın incelenmesi ve arkeometri ile özellikle radyokarbon (karbon 14) yöntemleriyle bu konuda gerekli bilgilerin edinileceğini düşünüyorum.
Flora ve faunası zengin olan bu geniş çevrede alabildiğine ağaçlandırma çalışmaları yapılmalıdır kanaatindeyim.
Mehmet Emin TURPÇU: Çoğun Barajı inşasıyla gelen gelişme ve değişmeler konusunda bilgi ve değerlendirmelerinizi alalım.
Mehmet GÖKTÜRK:  1964 seli Özbağ ve Kırşehir’de 250 haneye zarar verdi. Baraj inşası şart haline geldi. Çoğun Barajı’nın 1973 yılında taşkın önleme ve sulama amacıyla inşa edilerek su tutulmaya başlanmasıyla birlikte sulanabilir imkâna kavuşan geniş ve verimli topraklar “Çuğun Ovası”  adıyla anılmaya başlandı. Suyun kullanımı ve teşviklerle tarımsal üründe artış sağlandı. Kılıçözü vadisinin sağladığı imkânlarla Keylik mevkiine kadar ve Yozgat yol güzergâhının 10-15 kilometrelik bölümü meyve ağaçlıkları, kavaklıklar ve pancar tarımıyla yoğun yeşilliğe bürünmüştür. Son yıllarda gerçekleştirilen teşviklerle birlikte hayvancılıkta önemli mesafeler alındı. Ancak sulama imkânının genişlemesine karşın arazinin büyük bölümünde kuru tarıma (arpa buğday) devam edilmesi çelişkidir.
Öncelikle belirtmekte fayda var ki şehrin yanında yer alan bu güzergâh ve ova şehre yakınlığı, sulanabilir olmasıyla gelecekte verimin birkaç kat artırılabileceği tarım alanlarıdır. Son günlerde yapmış olduğum çok sayıda Ankara ve İstanbul yolculuklarında ilin yol boyu arazisini çok kez inceleme imkânı buldum. Her yolculuğum adeta inceleme gezisi halindeydi. Son birkaç senede gerçekleşen tüm gelişmelerle birlikte tarımsal gelişmeler ve değişmeleri gördüm.  Meyveciliğin gelişme yolunda olduğu açıkça görülüyor. Beton direklerle çevrilen eskinin arpa buğday tarlalarında giderek artan nispeten modern meyvecilik çalışmalarına başlanmış. Gelişmelerin kendi haline bırakılamayacağı, takibinin gereği anlaşılıyor. Bütün bunlar sözünü ettiğimiz Çayağzı’na uzanan güzergâh ve arazi için fazlasıyla söz konusudur.
Mehmet Emin TURPÇU: Çayağzı bölgesinin gelişme yeteneği konusunda başkaca neler söylersiniz?
Mehmet GÖKTÜRK:  Çayağzı Beldesi sebzesiyle ve özellikle biberiyle ünlenmiştir. Sanıyorum bu civarda coğrafi ve iklimsel farklılaşmalar var ki biberin ve sebzenin tadı daha değişik. Emeğe, üretime verilen değeri göstermek için kasaba meydanında inşa edilen “domates biber anıtı” iyi bir uygulamadır. Bu civarlar ”treking” adı verilen yürüyüş sporları için elverişli. Kırşehir’den Çayağzı Kavşağı ve Yassı Höyük’e uzanan güzergâh Kırşehir’in tabii olarak gelişen birinci derecede yatırım alanıdır. Bağ bahçe tarımının geliştiği güzergâhtır. Bununla birlikte yol boyu dinlenme tesisleri, lokantalar, fabrikalar, taş ocakları, mandıralar ve birçok tesis Kırşehir kentiyle Çuğun arasında sıralanmıştır.
Bölgenin başkent Ankara tarafında olması, günümüzde uygarlığın batıdan kaynaklanması gelişmeye dair psikolojik yönelim sağlamaktadır. İlimizin kuzeyine, ülkemizin batısına ve Ankara’ya çok sayıda yolculuk yapan Kırşehirlilerin dikkatleri sürekli Özbağ-Çayağzı-Çoğun bölgesine çevriliyor. Araziler özellikle seyahatler vasıtasıyla değerleniyor.  
İnşa yılını yanlış bilmiyorsam 1960’lı yıllarda yol üstünde tesis edilen “Orman Fidanlık” 500 dönümlük arazisiyle önemli bir yatırımdır. Yıllarca Kırşehir’in ihtiyacı olan fidanın büyük bölümünü karşıladı. Açık Cezaevi’ne dönüştürülmesiyle yeni tesisler inşa edildi. Daha verimli hale getirilmeye çalışılıyor. Yol boyu yapılan çevre düzenlemesi içinde hizmet veren lokantası mütevazı bir turizm tesisi gibi görünmekle birlikte düşüncelerimiz doğrultusunda kayda değer. Bununla birlikte peyzajıyla dikkati çekiyor. Hediyelik eşya satış noktasının daha işler hale getirilmesi için doğal olarak turiste ihtiyaç var.
Mehmet Emin TURPÇU: Çayağzı Kavşağı çevresinde yaptığınız araştırmalardan söz ediyorsunuz. Yassı Höyük de bu kavşağın yakın civarında. Bu bölgeyi kültür, turizm ve sosyo ekonomik açıdan anlatır mısınız?
Mehmet GÖKTÜRK: Sayın Turpçu yaptığım çalışmaları anlatabilmemi sağlayan isabetli sorularınız için teşekkür ederim. Çayağzı Kavşağı civarı olarak adlandırmayı uygun bulduğum bölge her bakımdan sınırsız imkânlar sunan rezervler taşıyor. Öncelikle anlaşılan o ki bölgenin bugün ve geleceğe dair gelişme ve büyümesine esas olmak üzere tahlil edilmesinde isabet vardır. Çalışmamızın esası da buna dayanır. Temelde bölgesel tahlil çalışmasıdır. Şu şekilde izah edelim:
Biraz önce sunduklarımızla birlikte yeniden değerlendirerek açıklamalarımızı netleştirmeye çalışalım. Çalışmamıza merkez aldığımız Çayağzı Kavşağı ile çevresi öncelikle Kırşehir‘e; il merkezine yakınlığıyla öne çıkıyor.
İkincisi coğrafi olarak Kılıçözü Vadisi içinde yer alması… Bilindiği üzere il nüfusunun yüzde 70’inden fazlası Kılıçözü Vadisi’nde yaşıyor. Bu kesimde bölgede tüm veriler gelecekte nüfusun artacağına işaret ediyor.
Üçüncüsü arazinin tamamına yakını sulanabilir Çoğun Ovası içindedir. Nüfus yoğunluğu ve sulanabilir olması da bölgenin arazi değerini artırıyor. İnsanların hemen yakınında verimli ve sulanabilir arazinin varlığı önemli bir avantaj olduğu kanısındayım. Tarımsal yatırımların artacağı ümidini veriyor. Özellikle modern sebze-meyveciliğin Kılıçözü Vadisi ve Çoğun Ovası’nda hamle yapması beklenir. İş adamı Mehmet Altın Bey’in “bodur elmacılık” girişiminin başarıyla devam etmesi her daim göz önünde göstergedir.
Bütün bunlar yanında biraz önce belirtmiş olduğumuz gibi incelediğimiz arazinin batıda ve başkent Ankara tarafında yer alması bölgeye psikolojik yönelim sağlıyor. Son yıllarda teşvikler sonucu hayvancılıkta ve tarımda gelişmeler sağlandı. Bu meyanda belirtmeliyim ki 2009 yılında Yassı Höyük’te başlanan arkeolojik kazı araziye ayrı bir anlam ve önem kattı.
Kırşehir il sınırları içinden demiryolu geçmesi halinde Çayağzı Bölgesi doğal hat durumundadır… 
1927 yılından beri Kırşehir’den geçmesi beklenen demiryolunun Kayseri-Kırşehir-Kırıkkale hattı tamamlanmalıdır.Hava yolu taşımacılığı gün geçtikçe “lüks ve pahalı hizmet” olmaktan çıkıyor. Önümüzdeki zamanda “Charter uçuşları” için havaalanı yapılmasında hem seyahat hem de lojistik açılardan isabet olduğu görülüyor.
Bütün bunlar incelediğimiz araziyi cazip yatırım alanı kılan etkenlerden... Bu durumda; yüksek gelişme yeteneğine sahip arazinin geleceğine dair gelişme ve büyüme planları yapılıp yapılmadığı akla geliyor.
Bölgenin tarihinden ve kültür varlıklarından söz ederek kültür varlıklarını tanıttığımızda açıklamalarımızın tarihsel temelinin kuvvetli olduğu görülecektir.
Öncelikle bu kavşağın elimizdeki veriler doğrultusunda tarih öncesinden itibaren değerlendirmeliyiz.
Bölgeden geçen eski kervan yolu Osmanlı son dönemleri ve cumhuriyet ilk döneminde Bağdat -İstanbul yolu olarak bilinir. Kırşehir kenti çıkışında 10 kilometreden sonra Özbağ Keçi Kalesi, Cemele ve Omala kaleleriyle kontrol altında tutulan stratejik bir mevkii olduğu anlaşılıyor.
Özellikle 13. ve 14. yüzyıl kaynaklarında geçen kayıtlar bölgenin stratejik durumunu açıkça ortaya getirir.
Mehmet Emin TURPÇU: 13. ve 14. Yüzyıl kaynaklarında Cemele Kalesi’ne dair kayıtlar olduğunu ifade ediyorsunuz. Nelerdir bunlar?
Mehmet GÖKTÜRK: Kırşehir’in 18 kilometre kuzeybatısında yer alan Cemele ve Cemele Kalesi, Selçuklu Dönemi öncesinden itibaren kervan yolu üzerinde önemli bir yerleşim ve önemli bir askeri noktadır. 1271-1272 tarihli Cacabey Vakfiyesi’nde “Cemale Kalesi adı verilen arazi” ve “Cemale Kalesi’ndeki işlek yol” şeklinde iki kez geçiyor.
Kırşehir’de Kadı Burhaneddin hükümdarlığı dönemine ait yapı tespit edilmemiştir Ancak Bezm u rezm’de Kadı Burhaneddin’in Kırşehir kalesinin onarımı ve Cemele Kalesi’nin fethi olaylarına yer verilmektedir.
Hicri 908, Miladi 1406 yılında Çelebi Mehmed, Cemele Kalesi’nde Karamanoğlu Mehmet Bey ile buluşarak aralarındaki arazi meselesini ve Kardeşi Çelebi Süleyman’a karşı işbirliğini görüştü.
Aziz Erdeşir Esterebadi’nin Kadı Burhaneddin için yazdığı Bezm u rezm’e göre; Kadı Burhaneddin’e kızını vermek suretiyle bağımlılığını arz etmiş olan Cemele Kalesi Komutanı Mısır Bey kendi mıntıkasına geldiğinde Osmanlı ordusuna karşı muhasamata girişeceğini yükümlenmişti. Kadı Burhaneddin, Mısır Bey’e güvenememiş olacak ki, Karamanoğlu ile Osmanoğlu’nun anlaşmasından sonra, Osmanoğlu’na karşı ittifak halinde olduğu Çandaroğlu ikinci Süleyman Paşa ile birlikte, Mısır Bey’in elinde bulunan Kırşehir’in Cemele Kalesi’ne hareket etti. Oraya varınca savaşa girişti. Mısır Bey’in oğlunu kalenin dışına zorla çıkararak esir etti ve kaleyi aldı. Oradan Süleyman Paşa Kastamonu’ya, Kadı, Kayseri tarafına hareket etti. Kayseri Kırşehir arasında bulunan Eyyübhisar Kalesi’ni kuşatarak teslim aldı (1400?).
1219 tarihli bir berattan bu tarihlerde kalenin başında bir dizdar (kale muhafızı) ile emrinde eşkun (eşkinciler) adı verilen çok sayıda sefere hazır sipahi bulundurulan önemini korumaya devam eden askeri nokta olduğu öğrenilmektedir.
Ayrıca kalenin güneyindeki Omala Tepesi’nde yakın zamana kadar var olduğu bilinen duvar kalıntıları ve bugüne gelen ifadeler Omala’nın da askeri bir nokta (kale) olarak kullanıldığını gösteriyor. Cemele ile Omala arasındaki mesafe kuşuçumu 3 kilometredir. Bu kalelerin Keçi Kalesi’ne mesafesi ise takriben 10 kilometredir. Ayrıca bu üç kale Kırşehir’i görecek konumdadır. Kırşehir’de halk arasında söylenen “Cemele’nin Cemelesi; Omalanın Omalası; ille de Kızılcaköy’ün Keçi Kalesi” sözü birbirine yakın mesafelerde yer alan üç kalenin ne denli yüksek ve iyi korunduğunu anlatmakta, birbirine yakın üç kale ile eski işlek kervan yolu üzerinde askeri bölge oluştuğu anlaşılmaktadır.
Mehmet Emin TURPÇU: O halde araziyi ve eski yolları tarih öncesiyle değerlendirir misiniz?
Mehmet GÖKTÜRK: Yassı Höyük gibi büyük bir Asur Ticaret Kolonileri Çağı merkezlerinden biri yer alır. Höyük Orta Anadolu’nun en büyük höyüklerindendir. Kavşağın 20 kilometreden sonra Çiçekdağı-Yozgat tarafına ayrılan kolu, düşük engebeli arazide engebeler arasında Çiçekdağı’na ulaşan eski yol “doğal yol” niteliğindedir. Bölgenin avantajlarından biridir. Çiçekdağı sınırları içinde yer alan Doğu Roma yerleşimi olan Teflek’e ve Yozgat sınırları içindeki Nisa kentine ulaşım sağlar. Delice üzerinden Hititlerin başkenti Hattuşa’nın bulunduğu Çorum’a gider. Bu durumuyla tarih öncesinden beri çok kullanılan bir güzergâh olduğu anlaşılır.
Birkaç yıldan beri arkeolojik kazılar yapılan Yassı Höyük’ün eski Kervan yolu üzerinde olduğunu bir kez daha belirtelim. Çayağzı beldesi arazisi içinde yer alır. Yol ve ticaret her zaman birbirinin iki en yakın halkasıdır. Öncelikle Yassı Höyük’ün yol üzerinde ve eskiden de kavşak özelliği olan yerde bulunması nedeniyle gelişme çizgisinde, tarihin tekerrürü yolunda büyük gösterge olduğunu belirtmeliyiz.
Yassı Höyük’te yapılan araştırmalar ve kazılar Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın önemli bir yerleşmesi olduğu ve Anadolu’da Asurlu tüccarlara ait önemli bir Pazar yeri olduğunda fikir birliği sağlıyor. Eski Anadolu ticaret yolları üzerinde bu noktada Asurlu tüccarlara ait büyük bir Pazar ya da ticaret merkezi kurulmuş olması tabiidir. Tesadüf değildir. Asal olarak, Ankara (Ankira)’ya giden bu yolun izleri Kaman Kale Höyük yakınlarında Bayındır Köyü arazisinde tespit edilmektedir. Bayındır arazisinde Roma Dönemi’ne ait bir mil taşı ve yol onarım taşı ele geçmiştir. Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz “Kırşehir’de arkeolojik kazılar” söyleşimizde sunduğumuz bilgi ve değerlendirmelerimizi takip etme imkânı bulanlar bu konunun Yassı Höyük perspektifine büyük ölçüde malik olabilecekler. Bunun yanında değerli okurlarımız  “Kırşehir’de eski yollar” konusunu Kırşehir Belediyesi’nce 2008 yılında basımı sağlanan “Tarihi ve Anıtları Işığında Kırşehir Mezar Taşları” eserimizden etraflıca okuyabilirler.
Yukarıda açıkladığımız üzere Yassı Höyük’ün yakınlarında Çayağzı arazisinde yer alan Cemele, Omala ve Keçi Kaleleri eski kervan yolu üzerindedir. Bu kalelerin Beşbin yıl öncesi Eski Tunç Çağı’ndan itibaren eski kervan yolunun korunması ve kontrolünü uzun zaman sağladığını düşünmek ve söylemek yerindedir. Kaleler ilk inşası Eski Tunç’tan beri var olduğunu düşünmekle birlikte mevcut inşa özellikleri Roma geleneğindedir.
Bununla beraber yukarıda değindiğimiz üzere 20 kilometreden sonra bu kavşağın kuzeye; Çiçekdağı, Yerköy ve Yozgat’a ayrılan kolu 35-40 kilometre boyunca “doğal yol” şeklinde uzanır. Bu coğrafi şekli sayesinde tarih öncesi binlerce yıldan beri kullanılan bir yol olmalıdır.
Araştırmalarımızda Roma ve Doğu Roma Dönemleri’nde kavşak civarının gelişmiş olduğunu görüyoruz. Özellikle ilk tespiti tarafımdan yapılan Acıpınar, Ermelik ve Türktur Düzyerleşmelerini incelediğimizde anlıyoruz. Özellikle Acıpınar yerleşmesi genişliğiyle dikkati çeker büyük bir tarihi yerleşme olarak bölgede var olduğu görülüyor. Acıpınar’da “kilise” adı verilen bir yapı kalıntısı mevcuttur. Yassı Höyük dâhil olmak üzere tüm saydığımız yerleşmelerin bizce en yakın koruma ve kontrolü Cemele, Omala ve Keçi Kaleleri tarafından gerçekleştirildiğini söylemek yerinde bir değerlendirmedir.
Eski yol üzerindeki askeri noktalardan olan Keçi Kalesi bulunduğu konum itibariyle bir ölçüde gizlenmiş izlenimi verir. Bu kale de eski yol üzerinde, yolu denetleyen konumdadır. Bazı kısımlarda 4-5 metreyi bulan sur duvarlarıyla çevrilidir. Surlar içinde çoğu birbirine bitişik dörtgen odalar barınma mekânlarıdır. Yassı Höyüğün hemen karşısında eski Türk-tur arazisi (bugün farbel) ve çevresinde Roma ve Doğu Roma Dönemi’ne ait geniş bir düz yerleşme mevcut. Bu tarihi yerleşmeden 1980’lerde Roma Dönemi eseri irice bir lahit çıkarılmış ve yol kenarında bir süre bekledikten sonra Kırşehir Müzesi’ne nakledilmiştir. Bazı vatandaşlarımız lahiti yol kenarından hatırlar.
Yine Yassı Höyüğe 500-600 metre mesafede bir yer altı yerleşmesi mevcuttur.
Yassı Höyük’e 5-6 kilometre mesafede tepeler arasında bir kasaba yerleşmesi olan Çayağzı geçmişin şehre yakın büyük köylerindendir. Zamanla düzlüğe doğru inmiştir.
Bugüne kalıntıları gelen Eski Çayağzı (Cemele) Kalesi yine havza içinde tepelerin doruklarına doğru yer alır. Doruklardan kaynayan sular eski köyün bahçelerini sular. Köy içinde suyun tutulması için eskiden yapılmış küçük bentler, basit köprüler var. Eski Köyün yakınlarında Doğu Roma Dönemi eseri olan Cemele Kalesi vardır. 1950’li yıllara kadar büyük ölçüde sağlam gelen kale bu yıllarda tahrip edilmiştir.
Mehmet Emin TURPÇU: Son olarak neler eklemek istersiniz?
Mehmet GÖKTÜRK: Öncelikle çalışmalarım esnasında bana yardımcı olan Çayağzı Belediyesi çalışanlarına teşekkür ediyorum. Uzun yıllar bizzat arazide yapılan inceleme, gözlem ve değerlendirmelere dayanan bir çalışmayı sunduk. Günümüzde bu tür benzer çevre çalışmaları ödenekler ayrılarak özel firmalara yaptırılıyor. Veya üniversitelerde kariyer amaçlı yapılıyor. Ben Kırşehir Müzesi Arkeologu olmak yanında Kırşehir Kent Konseyi Kültür ve Sanat Çalışma Grubu Başkanı hem de  Yeni Aşıkpaşa Gazetesi yazı ailesine mensup olarak sosyal sorumluluğun bir gereği ve gönülden gelen bir istekle bu tür çalışmalara, araştırmalarıma devam ediyorum. Kültür, sanat, düşünce, fikir ve gazetecilik hayatının gelişmesi ve büyümesi şehrimizin gelişmesi ve büyümesiyle doğru orantılıdır. Açıkça ifade etmek gerekirse sırf gazete sayfalarını doldurmak başka niyetlerden kişilerin işi olsa gerek…
Hizmetlerde strateji ve sistematik oluşturulması için ilimiz sınırları içinde çok sayıda bölgesel tahlil çalışmaları yapılmalıdır. Buna bağlı olarak bölgesel kalkınma planları ile devamında geliştirme ve büyümeler gerçekleştirilmelidir. İncelediğimiz Çayağzı bölgesi ve çevresi için bölgesel gelişme ve kalkınma planı veya planları hazırlanmasında büyük isabet olduğu düşüncesindeyim.
Yeni Aşıkpaşa Gazetesi’ne çalışmalarımıza tanıdığı yayın imkânı için teşekkür ediyorum.
Mehmet Emin TURPÇU: Biz sayfalarımızı ilimiz ve şehrimize hizmet için açıyoruz. Tüm çalışmalarımız bu yöndedir.  Teşekkür ediyorum.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri