Tunus’tan Hatıralar

A
a
Bu yazı, 01-04 Mart 2018 tarihleri arasında Tunus’ta düzenlenen eğitim fuarına, Ahi Evran Üniversitesi adına eğitim-öğretim ve öğrenci işlerinden sorumlu Rektör Yardımcısı olarak ben deniz Prof. Dr. Ahmet GÖKBEL ile üniversitemizin Dış İlişkiler Ofisi sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Erman AKILLI ile beraber katılışımız dolayısıyla yaptığımız seyahatten oluşan hatıralara aittir.
Öncelikle seyahatimizi gerçekleştirdiğimiz bu ülke ve üzerinde oturduğu coğrafya hakkında bir şeyler söylemek isterim.
Tunus, Kuzey Afrika’nın en küçük ülkesi. Nüfusu 11 milyon civarında. Resmi dili Arapça. Para birimi Tunus Dinarı. Başşehri Tunus. Nüfusun %98’ini Araplar oluşturuyor. Kalan kısmını Berberiler ile Fransız ve İtalyanlar oluşturuyor. Tunus’ta nüfusun büyük kısmı SünniMüslüman. Toplumun yarısı tarım, diğer yarısı da sanayi, turizm, balıkçılık, madencilik ve imalat işleriyle uğraşıyor.
Tunus ekonomisi, hizmetler sektörü, tarım, hafif sanayi ve fosfat üretimine dayalıdır. Fosfat yatakları Afrika’nın sayılı rezervlerindendir. Tunus bir petrol ülkesi olmayıp 1966’dan beri az da olsa Sahra tipi hafif petrol üretmektedir.
Kuzey Afrika’da istikrarlı ve liberal ekonomiye hızla geçmekte olan Tunus, Türkiye’nin Afrika’ya açılım politikasında önemli bir köprü vazifesi görmüş ve görmeye de devam etmektedir.
Bu bölgenin ilk sakinlerinin Batı Asya’dan gelen topluluklar olduğu tahmin ediliyor. Daha sonra da Berberilerin buraya gelip yerleştiği onları da Fenikelilerin takip ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz.
M.Ö. XII. yüzyıldan itibaren bölgeye gelmeye başlayan Fenikeliler, bu bölgede IX. yüzyılda Kartaca şehrini kurmuşlar. Bugün başkent olan Tunus şehrinin banliyösü durumundaki Kartaca’da hüküm sürdükleri için kendilerine Kartacalılar da denilen Fenikeliler, bu bölgede yaklaşık sekiz asır (M.Ö: 846 – M.S. 146) hükümranlıklarını devam ettirmişler.
Romalılar bu bölgeye M.S.350’lilerden itibaren gelmeye başlasalar da Tunus ve civarına kesin olarak 535 yılından itibaren hâkim olmuşlar. Burası Müslümanların hâkimiyetine kadar Bizans hâkimiyetinde kalmış.
Tunus, İslam’la Hz. Osman döneminde tanışmış (647). Ukbe b. Nafi devamlı bir ordu bulundurmak ve askeri amaçla kullanmak için 670’de Kayrevan şehrini kurmuş. Kayrevan, daha sonra mağripteki fetihler için bir hareket ve ikmal üssü haline getirilmiş. 675 yılında Kartaca şehri ve civarı fethedilmiş. Bu yıllardan itibaren Berberiler arasında ve diğer sakinler arasında İslam yayılmaya başlamış. Zira Müslümanlar bu bölgeye geldiklerinde Tunus ve civarında Putperestlik ve Hristiyanlığın yaygın olduğu ve halkın çoğunluğunun putperest Berberilerden oluştuğu rivayet edilir.
Şu anki Tunus şehri, 701 yılında Müslümanlar tarafından kurulup bir tersane yaptırılmış ve o tarihten itibaren günümüz Tunus topraklarının tamamı İslam hâkimiyetine girmiş. Zamanla özellikle IX. yüzyıldan itibaren Kayrevan dini ilimlerin ve edebiyatın merkezi olmuş. Hanefi ve Maliki mezhepleri güçlenmiş ve özellikle bu bölgede Maliki mezhebi büyük ilgi görmüştür. Tunus şehrinin de daha sonra bir ilim şehri haline gelmesiyle bölgede birçok âlim yetişmiştir.
Endülüs’ten çıkarılıp bu bölgeye gelen çok sayıda Endülüslü Müslüman XIV. ve XV. yüzyıllarda bölgenin sosyal, ekonomik ve ilmi hayatını olumlu yönde etkilemiş ve Endülüs mimarisinin özelliklerini taşıyan birçok eser günümüze kadar ulaşmıştır. Kuzey Afrika’dailk medrese bu dönemde burada kurulmuş ve medreselerin sayısı giderek çoğalmıştır. Başta Şazeliyye tarikatı olmak üzere tasavvufi hareketler bu dönemde canlılık göstermiştir.
XVI. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı denizcilerini bu bölgede görmekteyiz. Zaman zaman İspanyollarla el değiştirse de 1574’ten itibaren Tunus’a tamamen Osmanlı hâkim olmuş ve buraya Osmanlı’ya bağlı bir eyalet statüsü verilmiştir. Bu hâkimiyet, yaklaşık 310 sene sürmüş ve 1883’de Fransızlara bırakılmak zorunda kalınmıştır.
Osmanlı yönetimi zamanında Tunus toplumunu yerli Araplar, Endülüslü Müslümanlar ve Anadolu’dan buraya sevk edilen askerlerle sivil memurlar oluşturmuştur. Ayrıca Anadolu kökenli yerli kadınlarla evliliklerinden doğan melez bir sınıf oluştuğu kaydedilir.
Tunus 1956 yılında Fransızlara karşı başarı sağlayarak bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke.
Tunus ile ilgili bu kısa girişten sonra şimdide seyahatimizle ilgili bazı hatıraları sizlerle paylaşalım.
Tunus’a gitmek üzere 01 Mart 2018 Perşembe günü saat 03 sularında Kırşehir’den ayrıldık. 05.30’da Ankara Esenboğa havaalanına ulaştık. İstanbul’a uçağımız 06.30’da idi. Herhangi bir rötar yapmadan Ankara’dan hareket ettik. 07.30’da İstanbul Atatürk havalimanına indik. Tunus’a biletimiz 09.30’da idi. Bu arada eğitim fuarına katılacak diğer üniversitelerden gelen arkadaşlarla buluştuk. Zira Tunus’a bu amaçla giden Ahi Evran Üniversitesi dışında, Fırat Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Hakkâri Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversiteleri vardı.
Saat 09.30’da kalkacak uçağımız, havaalanındaki yoğunluk nedeniyle 10.15 de ancak kalkabildi. Türkiye saati ile 13.15, Tunus yerel saati ile 11.15’de başkent Tunus havaalanına indik. Havaalanındaki işlemlerimizden sonra saat 12’de ayrılıp kalacağımız otele gitmek üzere bizimde içinde bulunduğumuz fuara katılacak yaklaşık 20 kişiyi fuar görevlileri eski bir minibüsle otele götürdü. Saat 13 civarında şehrin tam merkezinde diyebileceğim “Afrika Hotel” adındaki otelimize vardık. O günkü programımızda saat 17de Türkiye büyükelçisi ile görüşme vardı. Bu randevumuzu gerçekleştirmek için saat 16’da otelin lobisinde buluşmak üzere herkes serbest bırakıldı.
Bu arada şunu belirtmeliyim ki uçaktan inmemizden itibaren otelimize gelinceye kadar ki gözlemim Tunus’un gelişmemiş, fakir ama doğa harikası bir ülke olduğu oldu.
Saat 16’da büyükelçiliğe gitmek üzere otelin önünde toplandık. Yine aynı araçla büyükelçiliğe doğru yola çıktık. Kalabalık olmamız hasebiyle elçi bizi giriş katta bulunan bir salonda kabul etti.
Büyük bir masa etrafında samimi bir görüşme olduğunu belirtmek isterim. Yıllardır yurt dışına çıkıyorum samimi, içten, derdi olan, yardımsever nadir büyükelçilerimizden biri. Rahmetli Erbakan Hoca’nın yanında yıllarca siyaset yapan ve onun yakın arkadaşlarından Lütfü Doğan hocanın yeğeni imiş. İsmi Ömer Faruk Doğan.Kendine güveni olan, içten ve dolu bir insan. Bizimle yakinen ilgilendi. Tunus’ta bu tip organizasyonların yapılmasının önemi üzerinde durdu. Sorularımıza tek tek cevap verdi. Büyükelçinin ağzından kısaca Tunus’u şu şekilde özetleyebilirim:
  • Tunus 11 milyon nüfusu olan bir ülke.
  • Diğerlerine nazaran Kuzey Afrika’nın sakin ve nezih bir ülkesi.
  • Halkın Türkiye’ye yaklaşımı %90 itibariyle çok sıcak ve olumlu.
  • Dünyada üniversiteden kızların erkeklerden daha çok mezun olduğu 10 ülkeden biri.
  • Türkçe öğrenmek isteyenlerin sayısı çok fazla ihtiyaca arzu edildiği kadar cevap veremiyoruz.
  • Tunus insanının Türkçeye ve Türkiye’ye çok saygısı var.
  • Tunuslular, kültürü, dili ve genetik yapısı itibariyle Türkiye’ye çok yakın bir topluluk.
  • Türkiye’nin son 15 yılda kimlik değerlerine dönme yolundaki gayretleri Tunus’ta örnek alınıyor.
  • Afrika’daki bütün ülkelerle ilişkileri iyi olan ve problemi olmayan bir ülke.
  • Sağlam bir Afrika stratejisi ortaya koyacaksak buna öncülük edecek ülkelerin başında Tunus olabilir.
  • Tunus, tarım, turizm ve hizmet sektöründe ilişkilerin yoğunlaştırılması gereken bir ülke.
  • Tunuslular Türkçe’ye ve Türkiye’ye o kadar âşık ki, düşünün Türkçe’yi dizilerden öğrenen birçok insan var.
  • Tunus’ta 12 lisede Türkçe seçmeli ders olarak müfredatta yer alıyor. Bunların bir kısmı öğretmensizlikten açılamıyor, bu konuda yardımcı olmamız lazım.
  • Tunus’la irtibatımızı kurup bu bölgede olacaksak buraya Arapça ya da Fransızca ile girilmesi gerekir.
  • Sanayisi gelişmemiş, potansiyeli yüksek, hammadde temininde zorluk çekiliyor. Yapılacak önemli işler var.
  • Tarım, zeytin, zeytin yağı, narenciye ve çilekte ön plana çıkmış bir ülke.
  • Petrol yeterince yok, doğalgazı Cezayir’den geliyor.
  • Zeytuniye medresesi, dünyanın en eski medreselerinden biri.
  • Birçok geleneklerimiz birbiriyle iç içe.
  • 1500’lü yıllarda mevlit geleneğinin Tunus’tan çıkıp diğer ülkelere yayıldığı ifade ediliyor.
  • Cumhuriyet döneminde Türkiye tarafından ihmal edilmiş bir ülke. Bu açığı Fransızlar çok iyi doldurmuşlar.
  • Batının buradaki topluma olumsuz müdahalesi nedeniyle Avrupa’ya karşı adeta direnen bir toplum. Bundan yararlanılması lazım.
  • Buraya bütün üniversitelerimiz gelmeli ve çok miktarda akademisyenimiz burayı ve üniversiteleri ziyaret etmeli. Şayet bu gerçekleşirse Türkiye lehine birçok şey değişir.
  • Üç asırdan daha fazla bir süre Osmanlı hâkimiyeti altında kalmış bu bölgede, Osmanlı’nın adeta bütün izlerini Fransızlar 70 yılda yok etmeye çalışmışlar ve Tunus’un tarihini 1883’den sonra başlatma gayreti işine girmişler.
  • Batılılar, Türkiye’nin buraya gelip geçmişi ile yüzleşmesi ve Tunuslular ile iç içe olmasından son derece rahatsız.
  • Türkiye-Tunus ilişkileri ve geçmişini, belge ve verilere dayandırılarak sağlam zemine oturtmamız gerekiyor. Karşılıklı bu sevgi ve ilginin alt yapısını bilimsel çalışmalarla kuvvetlendirmemiz lazım.
İşte Tunus büyükelçimizin özetle söyledikleri buydu. Bu beni son derece heyecanlandırdı. Keşke bütün hariciyedeki bürokratlarımız böyle çalışkan, derdi ve kaygısı olan arkadaşlarımızla dolu olsa. Hariciyede buna benzer insanların çoğalması bizi dışarıda daha iyi temsil edecek ve dış dünyaya açılmamız çok daha kolay olacak.
İlk günkü programımız bu şekilde tamamlandı.
Ertesi gün (02.03.2018 Cuma) programımızda öğleden önce iki lise, öğleden sonrada çeşitli tarihi ve turistlik mekânları ziyaret vardı.
Saat 09.30’da otelden ayrıldık. İlk durağımız ismini İbn Haldun’dan alan “Özel Halduniye Lisesi” oldu. İki katlı bir binada eğitim gören yaklaşık 250 öğrencisi olan sosyal bilimler ağırlıklı bir lise. Her yıl yaklaşık 70 öğrenci mezun ediyorlarmış.
Özel okul olmasına rağmen fiziki anlamda ve çeşitli imkânlar açısından Türkiye’den çok geri. Şahsen ben liseyi 1978-1982 yılları arasında okudum. Sanırım bizim imkânlarımız daha iyi idi. Şartlar arzu edildiği gibi olmasa da insanlar hallerinden memnun görünüyorlar. Tunuslular genelde fakir ama rahat insanlar. Stresleri yok. Sanırım bizim zaman zaman stres yaşamamız ve hareketli bir toplum olmamız şanlı bir geçmişe sahip ve ideal sahibi olmamızdan ve bir hedefimizin olmasından kaynaklanıyor. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın da bunda etkili olduğunu düşünüyorum.
Lise müdürü ve ekibi bizleri çok sıcak karşıladı. Edebiyat ve iktisat ağırlıklı olduğu anlaşılan müfredatları hakkında bilgi sundular.
Ayrıca son sınıflara girerek Türkiye ve üniversitemiz hakkında bilgi verme imkânımız oldu. Öğrencilere üniversiteyi Türkiye’de okuyabileceklerini ve kendilerine yardımcı olacağımızı ilettik. Aslında Türkiye’ye büyük ilgi var. Ama bu zamana kadar Türkiye’den bu tip ziyaretler pek gerçekleşmemiş. Bu boşluğu başta Fransa olmak üzere Avrupalılar doldurmuş ve bu insanları fena halde etkilemişler. Her şeye rağmen bizi sevmeleri, kalplerinin bizimle olması şahsen beni umutlandırdı. Bütün bunları görünce Türkiye’yi dışarıda bekleyen çok şey olduğu anlaşılıyor. Bizim ulaşmamız gereken birçok yer ve toplum var. Zira bu görevleri yapamaz isek tekrar ayağa kalkıp güçlü bir devlet olmamız mümkün değil. Bize düşen görev, kendi içimizdeki kısır çekişme ve ayrılıkları bırakarak birlik ve beraberlik içinde, yaşadığımız coğrafyanın önemini bilerek çok çalışmak, gayretli olmak ve çevremizde ve dünyada olup bitenlerden haberdar olmaktır.
Saat 11.civarında oradan ayrılarak programımızda yer alan “Özel Sadra Baal Lisesi” ne geçtik. Burası 1000 öğrenci kapasitesi olan ve nispeten daha iyi imkânlara sahip olan bir lise. BaşkentTunus’un en iyi lisesi imiş. Her yıl yaklaşık 300 civarında öğrenci mezun ediyorlarmış. Diğerinden farksız olarak burada da sıcak ve içten karşılandığımızı belirtmek isterim. Burada da son sınıflar ile buluşma imkânı bulduk. Türkiye ve üniversitelerimizi tanıtma fırsatımız oldu. Öğrencilerin bütün soruları ve zihinlerine takılan her şey cevaplandırıldı. Bu lisede de yaklaşık bir saat kaldık. Çeşitli bilgiler edindik. Tunus eğitim sistemi hakkındaki sorularımıza cevap verdiler. Tunus’taki liseler ve müfredat programları ve genel anlamda ülkenin eğitim sistemi ile ilgili az da olsa bilgi sahibi olduk.
Tunus’a Türkiye’nin bütün kurumlarıyla verecek çok şeyi var. Her yönden katkı sağlayabiliriz. Buna da açıklar. Yeter ki biz bu konuda biraz çaba gösterelim. Bu gezimizde Türkiye’den Tunus’a giden 7 üniversite içerisinde Ahi Evran’ın da olmasını şehrimiz ve üniversitemiz açısından önemli bir görevi ve misyonu yerine getirmek olarak görüyorum.
Lise ziyaretlerimiz tamamlanmıştı. Öğle yemeğinden sonra buhayranın kenarındaki bir camide Cuma namazını eda ettik.
Namazdan sonra ilk durağımız Kartaca harabeleri oldu. Daha önce de bahsettiğim gibi Kartaca, M.Ö. IX. asırda Tunus yarımadasında kurulmuş bir Fenike kolonisidir. Kartaca Fenike dilinde “yeni şehir” anlamına geliyor. Bu tarihi şehir, Akdeniz’in kenarında, Tunus şehrini kısmen yukarıdan izleyebileceğiniz hâkim bir tepede kurulmuş.
Harabelerin olduğu alanda büyük bir müze bulunmakta. Oraya gidildiği zaman müzeye mutlaka uğrayıp gezilmeli. Müze sizi tarihin derinliklerine götürüyor. 1883 yılından itibaren bölge Osmanlı’dan çıkıp Fransızlara geçmiş ve Fransızlar 1956 yılına kadar bu bölgeye hâkim olmuşlar. Yaklaşık 70 yıllık bir süre içerisinde başta Osmanlılar olmak üzere bütün İslami hatıraları silip ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapmışlar. Örneğin Kartaca harabelerinin olduğu mekâna büyük bir kilise inşa etmişler. Dışarıdan gelenler bu bölgenin tarihinin tamamen Hristiyanlara ait olduğunu sanır ve nitekim bilmeyen de öyle anlar.
Kartacalılar (Fenikeliler) bu bölgede sekiz asrın üzerinde, Bizanslılar ise Kartacalılar sonrası bir buçuk asır kadar kalmasına rağmen Fransızlar bu bölgeye, adeta tarihi tamamen Hristiyan olan bir yer havası vermeye çalışmışlar. Buraya yapılan kilisenin yanı sıra müzede yer alan eserlerin önemli bir kısmı da Bizans döneminden kalma eserler. Böyle bir hava verilmiş buraya.
Tunus’a gidenlerin burayı görmelerini tavsiye ediyorum.
Kartaca harabelerinde yaklaşık bir buçuk saat kaldıktan sonra “Sidi bu Said” bölgesine giderken yolda “Malik bin Enes”  camiini ziyaret ettik. Heyetimizden bazıları ikindi namazını burada eda ettiler. Söz konusu cami mükemmel bir eser. Yine bu bölgeye gidenlerin mutlaka görmesi gereken bir mekân. Buradan ayrıldıktan sonra o günkü son durağımız, bölgenin meşhur mekânı “Sidi bu Said” (Seyyid Ebu Said)’e gittik. Tunus’un (başkent’in) kuzeyinde yeşillere bürünmüş harika bir yer. Tunus’a giden herkes burayı görmeli. Tunus körfezine hâkim bir tepede yer alıyor. İsmini dini bir şahsiyet olan “Seyyid Ebu Said” den almış. Dört gün boyunca Tunus’da gördüğümüz en güzel mekândı.
            5-6 bin nüfusa sahip bir yer. Bütün evlerin beyaza boyanması, bu evlere eşlik eden mavi pencereler, birbirinden güzel işlemeli mavi kapılar, sanırım burayı meşhur eden önemli sebeplerin başında geliyor. Özellikle buradaki cafe’lerin birinde bir naneli çay yudumlamak ayrıca bir zevktir.
            Belde ismini, 13. Yüzyılın başlarında burada yaşamış olan dönemin önemli dini önderlerinden biri olan  “Seyyid Ebu Said” den almış. Burayı gezip görmemizden sonra o günkü programımızı tamamladık.
Ertesi gün 03.03.2018 Cumartesi günümüzün tamamı eğitim fuarıyla geçti. Fuar otelin ikincikatındaki bir salonda gerçekleşti. Fuarın temel amacı, Tunus’ta liseyi bitirmiş öğrencilere Türkiye’de üniversite okuma imkânı sağlamak ve üniversite mezunları için de yüksek lisans ve doktora yapmalarına yardımcı olmaktır. Zira fuara katılan üniversiteler ziyaret eden Tunuslulara kendilerini tanıtma fırsatı bulmuşlar, bütün imkân ve kapasitelerini ziyaretçileriyle paylaşmışlardır.
Türkiye’nin bu anlamda Tunus’ta yaptığı ilk fuar imiş. İlk olmasına rağmen ilginin yoğun olduğunu belirtmek isterim. Fuarı düzenleyen şirket yetkililerinin tespitine göre fuarı 300’e yakın aile çocuklarıyla beraber ziyaret etmiş. Tunus’ta düzenlenen ilk fuar olmasına rağmen bu önemli bir sayı. Üniversitemiz açısından fevkalade verimli geçtiğini söyleyebilirim.
Fuarı, öğleden önce Türkiye büyükelçiliğimizde ticaret müşaviri olarak görev yapan Sibel hanım da ziyaret etti. Türkiye’den gelen bütün üniversite temsilcileri ile yakından ilgilendi. Buna benzer yapılacak bütün fuarlara ve diğer etkinliklere sonuna kadar yardımcı olacaklarını, kendilerinin üzerine düşen ne varsa fazlasıyla yerine getirmek için uğraş vereceklerini ifade etti. Kendisine ilgisinden dolayı teşekkür ediyorum.
Maarif vakfıTunus temsilcisi Murat YILMAZ bey de öğleden sonra eğitim fuarımızı ziyaret edenler arasındaydı. Her bir üniversitenin standını gezip yakından ilgilendi. Daha sonra Murat beyle bir saatin üzerinde baş başa sohbet etme imkânım oldu. Ortak dostlarımızın olduğu anlaşıldı. Kendisi Hüdayi vakfında yetişmiş donanımlı bir arkadaş. Uzun süre Afrika’nın farklı ülkelerinde görev yapmış. Afrika’yı çok iyi biliyor. Buna benzer arkadaşlarımıza yurt dışında çok ihtiyacımız var. Kendisinden, Tunus’da görev yapan Yunus Emre enstitüsü temsilcisi ve TİKA temsilcisi ile koordineli olarak çok iyi işler çıkarttıklarını öğrenmem, beni ziyadesiyle memnun etmiştir. Bütün ülkelerde bu üç kurumumuzun temsilerinin samimi bir şekilde birlikte çalışması ülkemiz için son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
Öyle inanıyorum ki, 2018 yılının Eylül- Ekim aylarından itibaren gerek lisans, gerek yüksek lisans ve doktora bağlamında Kırşehir’imiz de artık Tunuslu misafir öğrencilerimizde olacak.
Üniversitemizin dışa açılma, uluslararasılaşma ve bir dünya üniversitesi olma yolunda son yıllarda sıklaştırdığı yurtdışı gezileri, meyvelerini vermeye başlamış, üç yıl önce göreve geldiğimizde sadece Kırşehir’de 8 tane yabancı öğrenci varken şu anda 20 farklı ülkeden 300 öğrencimiz olmuştur. Hedefimiz iki yıl içerisinde bunu 600-700 öğrenciye çıkarmaktır. Buna da kolaylıkla ulaşacağımız kanaatindeyim.
Fuar o gün saat 16:00’da tamamlandı. Fuara katılan üniversitelerin ortak kanaati, bu tip organizasyonların Tunus’ta tekrarlanması yönündedir. Zira bu ülkeden başta Fransa olmak üzere batı ülkelerine eğitim için giden birçok öğrencinin Türkiye’ye çekilebileceği görülmüştür.
Fuarın bitiminden sonra şehrin merkezinde olan tarihi eski çarşıyı (Medine Kadime) gezdik. Yaklaşık iki saat kaldığımız eski çarşıda muhatap olduğumuz istisnasız bütün esnaftan yakın ilgi gördük. Bazı arkadaşlarımızın bir takım alışverişlerinden sonra eski şehir içinde yer alan tarihi Zeytuniye camiinde akşam namazını eda ettik. Akşam namazını kıldıran hocanın Kur’an kıraati adeta insanı mest ediyor. Camide sabah ve akşam namazlarından sonra birçok insanın katıldığı ders halkaları yapılıyormuş.
Zeytuniye camii günümüzde dimdik ayakta duran İslam dünyasının ilk beş camii arasında zikredilir. Emeviler döneminde sekizinci asırda inşa edilmiş.
İbni Rüşt’ün hocası İbn-i Mezir, İbn-i Usfur, Kadı İbn-i Abdüsselam, İbn-i Harun ve İbn-i Haldun gibi meşhur ilim adamları Zeytuniye’de yetiştiği nakledilir.
Zeytuniye hocalarının Fransız işgaline karşı yaptıkları kıyam, Tunus’ta hala hafızalarda yaşıyor. Anlatıldığına göre 1885 yılında Zeytuniye hocalarının yaptıkları direniş sonucu Fransızlar geri adım atmış, sömürüye karşı en önemli ve ilk tepkiyi gösteren bu hocalar olmuş.
Eski çarşıyı ziyaret ve Zeytuniye camiinde akşam namazından sonra otelimize döndük ve o günkü programımız tamamlandı.
Ertesi gün (04. 03. 2018 Pazar) seyahatimizin son ve Türkiye’ye dönüş günü idi. Programımızda saat 12’de maarif vakfını ziyaret daha sonra da havaalanına hareket vardı. Uçağımız 16.30 da idi.
Sabah kahvaltısından sonra Erman beyle otelden saat 10’da çıkışımızı yapıp valizlerimizi otel görevlilerine saat 12’de almak üzere teslim ettik. Boş kalan iki saati, otelimize çok yakın olan meşhur Aziz Vincent PaulKatedralini ziyaret ederek değerlendirmek istedik. Katedrale gitmemiz yürüyerek 10 dakikamızı aldı. Görevliler içeriye girmemize ayin yapılıyor düşüncesiyle önce müsaade etmediler. Ben görevliye Türkiye’den ziyaret için Tunus’a geldiğimi, üniversitede Dinler Tarihi hocası olduğumu ve bu nedenle görmek istediğimi söyleyince bizi içeri aldılar. Yaklaşık 45 dakika içeride kaldık. Katedralin içini detaylı gezme imkânımız oldu. Fransızlar tarafından inşa edilmiş muhteşem bir eser. Pazar günü olmasına rağmen ayin için gelenlerin sayısı sekiz dokuz kişi idi. Bunların da tamamı Sahra altı Afrika ülkelerinden Tunus’a gelen siyahi Hıristiyanlardı. Katedralin görevlileri de Siyah Afrikalılardı. Öyle anlaşılıyor ki Tunus’da Hıritiyanların sayısı çok az. Olsa da Pazar günü dahi kiliseye gelmiyorlar. Katedralin bütün bölümlerini gezip ayin yapanları biraz izledikten sonra otelimize gitmek üzere Katedralden ayrıldık.
Otelimize geldiğimizde saat 11.15’i bulmuştu. 11.30’da Maarif vakfına gitmek üzere grup olarak otelden ayrıldık. Yaklaşık yarım saat sonra bize verilen adrese vardık. Maarif vakfı temsilcisi Murat bey ve arkadaşları bizimle çok yakından ilgilendiler. Vakıf çalışmaları ve Tunus’la  ile ilgili heyetimizi bilgilendirdiler. Ayrıca bizlere öğle yemeği ikramında bulundular. Saat 14’e kadar sohbet etme imkânımız oldu. 14’de Türkiye’ye dönmek üzere havaalanına gitmek için oradan ayrıldık. Saat 15 gibi havaalanında idik. 16.30’da kalkacak uçağımız, İstanbul’daki şiddetli fırtına ve yağış nedeniyle Tunus’a bir saat gecikmeyle geldiği için bizimde Tunus’tan ayrılışımız ancak saat 18 gibi oldu. Saat farkını da dikkate alırsak Türkiye saati ile gece 23 sularında İstanbul’a indik. Gece 01uçağına binerek saat 02’de Ankara’ya geçtik. Kırşehir’e gelişimiz, sabah saat 06 gibiydi.
Üniversitemiz adına yaptığımız bir seyahatte bu şekilde tamamlanmış oldu. Şehrimiz ve üniversitemiz için hayırlı sonuçları olur dileğiyle hoşça kalın
1000
icon
KERAMET SEÇER 20 Mart 2018 11:26

Sayın Hocam; TUNUS'u çok güzel anlatmışsınız..

0 0 Cevap Yaz
e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Kırşehir'in Güncel Haberleri