Sosyal Gruplaşmalara Dair Kırşehir Şehrine Yönelik Bir Şablon Denemesi-3

Sosyal İlişkiler- Sosyal Gruplar Kırşehir’de Sosyal Gruplaşmalara Dair Bir Ön Çalışma

A
a
Bu çalışmanın müellifi çalışmalarında  öncelikle amaç veya amaçlarını tespit edip ortaya getirmeyi tercih etmiştir. Amaçlar yazı serimizin 1.sinde sunulmuştur.
            Gerçekleri yerel alanda; şehirlerde ortaya getirerek gerekli, yeterli eleştirilerde bulunmanın hâlâ hakikaten çok riskli ve tehlikeli olduğu görülmektedir. Diğer yandan söz hakkının istismar edilmesi de bu alandaki dezavantajlardan biridir. Bu nedenlerle çalışmamız sonucu ortaya gelenleri yer yer “kulağımızı dolaylı yoldan göstererek”; tarihten ve başka coğrafyalardan örneklerle anlatmak durumunda kalıyoruz.
GRUPLAŞMALAR VE HİZİPLER
KONULARINDA İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ
             İttihat ve Terakki Partisi Dönemi Türkiye’de çok partili denemenin ilki olmasına ve TBMM’nin Osmanlı Mebusan Meclisi’nin devamı olarak kurulan bir meclis olmasına rağmen  ne günümüz partileri ne de başkaca, demokratik kuruluşlar İttihat ve Terakki’yi geçmişte kendilerine ait ancak problemleri fazla olan  ilk adımları olarak görmek istemiyorlar.  Maalesef bu durumda siyasi ve sosyal gelenekte var olduğu anlaşılan; günümüze süre gelen problemlerin temelini göz ardı etmektedirler.
         İttihat ve Terakki’yi Türkiye’de büyüklüğü ve yaygınlığı bakımından meşru, aleni-açık ve göreceli olarak serbest gerçekleşen ilk muhalif gruplaşmalar olarak kabul etmek mümkündür. Tıbbiye, Harbiye ve mülkiye gibi yüksekokullarda teşkilatlanan bu “sivil” serbestliğin saltanat baskısı ve başkaca baskılara karşı mücadelerle birlikte yürüdüğü görülmektedir. Üstelik sadece yurt içinde değil -Jöntürklerle- yurt dışında kimi zaman ihtilal hazırlıkları şeklinde sürdü.         
            İttihat ve Terakki’nin sosyal gruplaşmalarında “adamı olmak” bir sosyolojik gerçek olarak öne çıkmıştır.
 
İTTİHAT VE TERAKKİDE ÖNE ÇIKAN; “ADAMI OLMAK”…
“KENDİ KENDİNİN ADAMI KİMDİ BİLMİYORUM !”
            Falih Rıfkı Atay 1957 yılı baskılı Zeytindağı adlı kitabının 37. Sayfasında “adamı olmak” konusunda Osmanlının Suriye cephesinde yaşanmış şu anıyı nakletmektedir:
            “Biraz şaşakaldım. Fakat daha ertesi güne kalmadan ordu karargahı içinde, yarı sivil bir kumandan(Cemal Paşa) ile som asker bir erkanıharp reisinin çatışarak yaşamakta olduklarını öğrenmiştim.”
            “Ali Fuat Bey, ciddi disiplin adamı idi. İltimasların ve hiyerarşiyi bozan hususi durumların
aleyhinde idi. Şifre kalemi ise Cemal Paşa’nın askerden fazla sivil tarafına bağlı idi. Ali Fuat Beyle kumandan arasında bu yarı siviller yüzünden mücadele hiç eksik olmamış Cemal Paşa’nın siyasi ve idari işleri ile Ali Fuat Bey’in  kafası hiç uzlaşamamıştır. “
             “Cumhuriyet Döneminde Harp Akademisi Komutanı olan korgeneral Ali Fuat Bey de, fırka(parti) komitacılığının düşmanı olanlar gibi, nizam, kıdem ve kanun adamı kalmıştır. Cemal Paşa, harp hükümetinin en ileri düşünenlerinden olmakla beraber, kendi fırkacılığını işinde unutmazdı.”
            “Kendi fırkacılığı diyorum. Çünkü hakikatte İttihat ve Terakki birkaç başın etrafında birkaç kola ayrılmıştı. “
            “Büyük harpte herhangi bir kimse için:”
            “İttihatçıdır!”
            “Hükmü doğru ve pek de yerinde olmazdı. İttihatçı demek, fırkanın anonim ve silik unsuru
 
 
 
demektir. O zamanlar insanın üzerine yapışan damga ‘adamı’ sözü idi. Cemal Paşa’nın adamı; Enver Paşa’nın adamı, Talat Paşa’nın adamı, kendi kendinin adamı kimdi bilmiyorum.”
            “Her adamın kendi adamı vardı. Gruplar büyüdüğü zaman artık Enver Paşa takımı , Cemal Paşa’nın takımı demek doğru olurdu. “
            “Zeytindağı üstünde de dördüncü ordu karargahının zabitleriyle Cemal Paşa’nın adamları diye iki sınıf olmuştur. Adamın hususiyeti rütbe ve mevkie uygun olmayan öneminden belli idi.”
            “İttihat ve Terakki devrinde mesuliyetsizliği(sorumsuzluğu) temsil eden adamlar iktidardan en iyi faydalanmış olanlardır.”
            “Büyük harpte (Birinci Dünya Savaşı) en ürktüğüm şey bu damga idi. Talat Paşa’nın adamı, Enver Paşa’nın adamı…”
            “İttihat ve Terakkiyi mesuliyetsiz adamlar tefessüh ettirmişlerdir. Halbuki devlet kuvvetlerinin yerini, hangi şahsi kuvvet tutabilir? En azılı katili eli titrek bir hakim mahkum eder ve bir çingene asar.” Devlet, kanun ve otorite hüküm sürdüğü zaman Çakırcalı ipe takılmış bir cesetten başka bir şey değildir. İttihat ve Terakki’nin Çakırcalı’nın peşine sürdüğü devlet kuvvetini bile çeteleştirmiş olduğunu hatırlarsınız.”         
            “İttihat ve Terakkinin şeflerinden bir kaçına beni fikirleri yaklaştırır, adamları uzaklaştırırdı. Ve en nefret ettiğim şey bu iken, mütareke senelerinde üstümde yalnız bir tek damga vardı: Cemal Paşa’nın adamı!”           
            Cemal Paşa’nın zemin gözetmeksizin yürüttüğü anlaşılan fırkacılığı(particilik) onu “kudretli İttihatçı” haline getirmiştir.
            Suriye cephesinde dahi ortak çalışmalara izin vermeyen veya tahrip eder şeklindeki hizipleşmede ısrar edilmesini Zeytinyağı eserinde açıkça okuyoruz.
             Belirtmeliyim ki yukarıda İttihat ve Terakki’den verilen örnek hikayenin devamını geleneksel olarak günümüz ülke ve şehir hayatında  görüyoruz.
 
SOSYOLOJİ BİLİMİ AÇISINDAN
GRUPLAŞMA OLGUSU
            Aşağıda sunduğumuz sosyoloji bilimine dair bilgiler değerli yazarlarımız sosyolog Prof Dr. Nihat Nirun, Alev Öner, Nurten Baykurt tarafından 1990 yılında Lise 3. sınıflar için hazırlanmış Sosyoloji ders kitabından(sayfa 2-3) alınmıştır.  Alıntılar tırnak içinde gösterilmiştir. 
            Maalesef sosyoloji bilimi ülkemizde yeterince yer bulamamakta, ilgi görmemekte, toplumsal pratik alanında çok yetersiz bir durum göstermektedir. Kent Konseyinde üstlenmiş olduğum görev beni sosyolojinin “kent sosyolojisi” alanına yöneltmiştir. Bu alanda şehrime katkıda bulunmak hizmet etmek için alan araştırmalarımı bu yönde geliştiriyorum. Onun için araştırmalarım yanında yer verdiğim uzmanların ifadelerini, alıntıları mümkün olduğunca değiştirmeden size nakletmek durumundayım. 
             Konulara tümden gelim yöntemi kullanarak, tarihsel süreçten örnekler vererek başlamayı uygun buluyorum.
            Yukarıda, Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı eserinde geçen “Meşrutiyetin siyasi ve sosyal kuruluşlarından olan İttihat ve Terakkiyi mesuliyetsiz adamlar tefessüh ettirmişlerdir.” ifadesinden yola çıktığımızda bu durumun ülkemizde cumhuriyet döneminde kurulan yüzlerce parti(fırka)den  ancak günümüze çok azı gelmiş olmasını açıklamaktadır.
               Bu noktada sosyoloji biliminin yol gösterici tespitlerinden yola çıkmak gereği vardır. Mevcut uygulama alanı ve bilimsel alandaki bilgileri bir araya getirerek okuyucumuzun bizim argümanlarımızdan ziyade, fikirlerini kendi mantık ve düşünceleriyle oluşturmasına yol açmak istiyorum.
 
SOSYAL İLİŞKİLER SOSYAL GRUPLARI MEYDANA GETİRİR
               “Sosyolojinin konusu toplumdur. Bir başka adı toplumbilimdir. Toplum insanların içinde yaşadıkları sosyal ilişkiler kurduğu, gruplaşarak yarattıkları sosyal olayların oluşturduğu sosyal sistemlerin karmaşık bir bütünüdür. Toplum tıpkı bir örgü ve ağ gibidir. Toplum örgüsü içinde insanlar daima bir arada yaşarlar. Toplum içinde yaşarken de, belirli yerlerde ve belirli zamanlarda ‘sosyal ilişkiler’ kurarlar.”
              “ Sosyal ilişki birbirlerinden haberi olan en az iki insan arasında bir süre devam eden, anlamlı, belirli gayeleri bulunan bir sosyal bağdır.”
              “Sosyal ilişkiler ‘sosyal gruplar’ı meydana getirirler. Yani sosyal grup, aralarında anlamlı ve sürekli ilişki bulunan insanlardan oluşur. Sosyal gruplar, insanları barındıran ve koruyan binalara benzerler ama sosyal gruplar içinde yaşayan ve sosyal ilişkilerkuran insanlar, binaların yapılarındaki tuğla veya tuğla yığını gibi değildir. İnsanlar toplumda, toplumun gruplarında sosyal ilişkilerde bulunurken tıpkı zevkle dinlediğimiz güzel ve akıcı bir melodiye, bir musikiyi oluşturan seslere benzerler. Böyle olmasaydı. Toplum yapısı, içi boş bir kalıp gibi olurdu.. O halde toplumu meydana getiren, oluşturan, değiştiren ve geliştiren insanlar arasındaki ilişkilerde psikolojik faktörler de söz konusudur.
            “Toplum deyince, toplumda meydana gelen ‘sosyal olaylar’ ve ‘olgu’lar düşünülür. Sosyal olay, toplumda insanlar arası ilişkilerden doğan ve bir defa olup biten bir sosyal oluşumdur. Sosyal oluşum, zaman sürecinde insanların oluşturduğu toplumla ilgili sosyal değişimdir. Sosyal olgu ise, aynı nitelikteki sosyal olayların, somut durumların genel bir ifadesidir. Süreklilik taşıyan sosyal olaylar aynı bir kavram altında sembolleştirilirse sosyal olguyu ifade ederler. Herhangi bir ülkede, belirli bir tarihte yapılan seçim, bir defa olup biten sosyal bir olaydır. Demokratik sistemler içinde yer alan seçimler, aynı türden bir çok olayı ifade ettiği gibi sosyal olgudur.”
             “Sosyoloji, aynı zamanda sosyal grupları, gruplar içindeki insanlararası ilişkileri, sosyal sistemleri  ve sistemler arasındaki bağları araştırır. Kısacası toplumun işleyişini, bunlardan doğan olay ve olguları inceler. Bütün bu konular, ‘toplum yapısı’ içinde meydana gelir. Toplumun yapısı sosyal hayatın durgun olan yanını gösterir. Oysa sosyal hayat sürekli bir değişim içindedir. Sosyolojinin, aynı toplumun değişik tarihi zamanlarına ait sosyal yapı özelliklerini karşılaştırmak suretiyle değişmeyi de tespit edebilmesi gerekir. Bu bakımdan sosyolojinin konularını, sosyal yapının incelenmesi(sosyal statik) ve sosyal değişmenin incelenmesi(sosyal dinamik) olarak ikiye ayırmak alışılagelmiştir.”
              Yukarıdaki sosyoloji bilimine dair bilgiler Prof Dr. Nihat Nirun, Alev Öner, Nurten Baykurt tarafından 1990 yılında Lise 3. sınıflar için hazırlanmış Sosyoloji ders kitabından(sayfa 2-3) alınmıştır. Bu alıntılar herkesin anlayabileceği daha basit bir sunuş nedeniyle tercih edilmiştir.  Ders kitabında yer alanlar her ne kadar nispeten kolay anlaşılır gibi görünse de tümünü anlamak ve öğrenmek için bir sivil toplum örgütünde veya bir devlet kuruluşunda çalışmak gereği vardır. Hatta her ikisinde birlikte görev alanların aşağıda verilen bilgilere ekleyeceği çok bilgi vardır.
               Ders kitabında; “Toplumun yapısını incelemek” başlığı altında “sosyal gruplaşma” konusu şöyle ayrıntılandırılmakta, toplum yapısı konusuna değinilmektedir:
              “Toplum yapısı sosyal hayat alanı üzerinde bulunan irili ufaklı pek çok sayıda sosyal grubun meydana getirdiği bir yapıdır. (sayfa 3)“
              Sosyal hayat alanı sosyal yaşantıların, sosyal ilişkilerin, sosyal grupların üzerinde bulunduğu alandır. Sosyal hayat alanı, sosyal yapının tabanını meydana getirir. Başka bir deyişle bu alan sosyal nitelikli ilişkileri taşıyan ve sosyal olayların üzerinde kök salıp filizlendiği bir toprağa benzer(sayfa 3).
              Görünen o ki pek çok kimsenin gruplaşmaların içinde fakat “gruplaşmaya karşı” düşünceler taşımasının yerinde olmadığı sosyoloji bilimince ortaya konulmaktadır. Gruplaşma olgusunda  hukuk, ahlak gibi evrensel değerlerin ne ölçüde yer aldığı önem taşımaktadır. Haksız çıkarlar noktasında hareket eden gruplaşmaların sonuçta problem getirdiği anlaşılır. Osmanlının sonunda ülkenin içine sürüklendiği zayıf durumda İttihat ve Terakki’nin şekilden şekle girdiği hizipler yuvası haline geldiği görülmektedir.
 
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri