Sağlam Bir İtikada Sahip Olmak

A
a

İnsanları inançları yönlendirir. İnsanın inandığı esaslar ve ilkeler ya onu sahil-i selamete çıkarır. Hem bu dünyada ona izzet ve şeref kazandırır. Hem de ahretini mamur eder, gerçekten kurtulanlardan olur. Veya sahip olduğu inançlar onu karanlığa gömer. Hem bu dünyasını mahveder, hem de ahirette kaybedenlerden olur.
İslam toplumunda yaşıyor olmamıza rağmen, genel olarak sağlam bir İslam inanç ve itikadına sahip olduğumuz söylenemez. Zira İslamın temel kaynaklarından ziyade, aykırı kaynaklardan daha çok besleniyoruz. Bu aynen maddi beslenmemize benziyor. Nasıl ki vücudumuzu organik gıdalardan daha çok sunî gıdalarla besliyorsak ve bundan mütevellit birçok hastalıklara duçar oluyorsak, dini hayatımızda da öyle kontrolsüz bir dini empozeyle karşı karşıyayız. Merdiven altı üretim gibi, her şeyin sahtesi var. Dini hayatımızda da merdiven altı, korsan dini bilgiler hayatımıza daha çok yön veriyor.
Müslümanlar olarak Kur’an ve sünnet merkezli bir din anlayış ve itikadına sahip olmalıyız. Bu iki kaynağı çok iyi bilmeliyiz. Bütün hayatımızda olup bitenleri, duyduklarımızı ve okuduklarımızı bu iki süzgeçten geçirmeliyiz. Aksi takdirde Kur’an ve sünnetten çok uzaklarda olmamıza rağmen kendimizi Müslüman zannedebiliriz.
Din bir ihtiyaçtır. Her insanın sahip olduğu bir dini vardır. Dinsiz toplum yok gibidir. Peygamberler dinsiz toplumlara değil, dindar toplumlara gönderilmişlerdir. İlahi dinden uzaklaşan toplumlar, zamanla dinlerine birçok hurafe ve bidatler katmışlardır. Bunu yaparken de iyi niyetle, daha çok dindar olmak ve inandığı Allah’a daha yakın olmayı ve O’nun rızasını kazanmayı hedeflemişlerdir. Allah’ın gönderdiği dinle yetinmemiş, ona bir şeyler katmışlardır. Zamanla asıldan uzaklaşılmış, yaşanan din, Allah’ın dini olmaktan çıkmış, belli kişilerin veya belli grupların çıkarlarına hizmet eder duruma gelmiştir. Yüce Allah tekrar peygamber göndererek dini aslına rücu ettirmiştir. Gönderilen Peygamberlerin karşısına dikilenler, dinsizlik adına değil, sahip oldukları batıl dinlerini korumak için çalışmışlardır.
Allah’ın dinine bir şeyler katmak veya ondan bir şeyler çıkarmak, hiç kimsenin haddi değildir. Fakat bu haddini bilmezlik ve kendini bu işe yeterli görerek Tağutlaşmak tarihin her döneminde olmuştur. Böylece şirk dinleri oluşmuştur. İçerisinde Allah’ın dininden bazı umdeler olsa da fark etmiyor.
Elimizde Allah’ın kitabı sağlam bir şekilde durmaktadır. Çünkü onun koruyucusu Yüce Allah’tır. Onu koruyacağını vaat etmektedir. ‘’Şüphesiz zikri (Kur’an-ı) biz indirdik ve yine onu biz koruyacağız’’ (Hicr suresi 9. Ayet) Dolayısıyla Allah’ın dininin temel kaynağı Kur’an-ı kerim sapa sağlam elimizdedir. Bu Müslümanlar için en büyük avantajdır.  O kaynağı okuma ve anlama konusunda çok titiz davranmalıyız. Diğer tüm bilgileri onun süzgecinden geçirmeliyiz. Din adına ortaya konan tüm bilgileri Kur’an ışığında gözden geçirmeliyiz. Ona uymayan tüm düşünce fe fikirleri reddedebilmeliyiz. Sünnet olarak bize sunulanları da o süzgeçten geçirmeliyiz. Zira sünnet Kur’an-ın hayata geçirilmiş halidir. Kur’an’a uymayanlar sünnet olamaz. Kur’an bilgisi, sünnet bilgisini sağlam temele oturtur. Kur’ansız sünnet olmaz.
Bir örnek: Hz. Enes (ra) anlatıyor; ‘’Üç sahabe kendilerince ibadet olarak yaptıklarını yetersiz bularak şöyle karar veriyorlar. ‘’her gün oruç tutalım, geceleri hiç uyumadan ibadet edelim, kadınlarımızdan da uzak duralım’’ Hz. Peygamberin bu olaydan haberi olunca, bu kişileri yanına çağırıyor ve onlara; ‘’ hanımlarınız bana sizin hakkınızda şöyle şikâyette bulundular. Doğrumu? Onlarda’’ evet doğrudur ‘’ dediler. Allah’ın Resulü ‘’Ben sizin için güzel bir örnek değil miyim?’’  ‘’Ben bazen oruç tutarım, bazen tutmam, geceleri ibadete kalkarım fakat uyurumda, hanımlarımla da beraber olurum, size ne oluyor? ‘’Benim sünnetime uymayan benden değildir’’ (Buhari nikah babı, Müslim nikah babı )
Günümüzde de bazı dini gruplar müntesiplerine’’ İnziva’’hayatını ve ‘’Bir lokma bir hırka’’ anlayışını empoze ediyorlar. Her ne kadar müntesiplerine bu tavsiyelerde bulunsalar da, kendileri bu tavsiyelerde samimi değiller. Zira kendileri, köşklerde, saraylarda, lüks yazlık ve kışlıklarda, lüks arabalarla ve etraflarında pervane dönen uşaklarıyla çok lüks bir hayat yaşadıkları herkesin malumudur.
Yüce Allah mümin kullarına, bu dünyayı terk etmelerini ve onu aşağılamalarını değil, ona sahip olma ve hâkim olmalarını, aynı zamanda ölçülü ve adil olmalarını, her hak sahibine hakkını vermelerini, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sakınmalarını, mazluma ve yetime sahip çıkmalarını, Allah’ın emirlerini hakkıyla yerine getiren canlı şahitler olmalarını, yeryüzünde bulundukları her yerde Allah’ın dinini iyi temsil etmelerini istiyor.
Burada birkaç ayet meali sunarak konumu sonlandırmak istiyorum.
‘’De ki; Allah’ın kulları için yarattığı süsü (güzellikleri) ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki; onlar (o dünya nimetleri) dünya hayatında müminlerindir. Özellikle kıyamet gününde yalnız onlarındır. İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.’’ (Araf suresi 32.ayet)
‘’Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da ; ‘’Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır’’ diye yazmıştık. (Enbiya suresi 105.ayet)
Anlamak, inanmak ve yaşamak, Yani Allah’ın istediği bir Müslüman olmak. Selam ve dua ile…
 
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri