Ruhun Romanı Yazılabilir Mi?

A
a
Necip Fazıl diyor ki: “Vâkıa sebep olmadan netice doğmaz; fakat neticeyi teşhis ettirici yolların da sebep kutbuna bağlı düğümleri vardır. Öyle ki, sebep, bütün kendi eseri olan netice yollarından da aranabilir.” Buradan hareketle ruhun romanı yazılabilir mi acaba?
Freud sanatçının yaratma eylemi ile nevroz arasında sıkı bir ilişki bulur ve bilinçaltının ‘yaratma’daki rolünü belirlemeye çalışır. Tespitine göreyazarı yazmaya iten, açığa vuramayıp bastırmak zorunda kaldığı istekleridir, o halde bunlar bir yolunu bulup, kılık değiştirerek kendilerini eserde belli edeceklerdir; tıpkı istek ve arzuların rüyalarımızda kendilerini gösterdikleri gibi.
O zaman yazarın eseri, psikanaliz tedavisindeki bir hastanın sözleri gibi ele alınabilir ve sanırım bu şekilde, ruhun romanına ulaşılmış olur. Yani ruhun romanı dediğimiz şey, yazarı o eseri yazmaya iten sebeplerdir ve (netice)sonuç da, yazarın eserindeki derin yapıdır diyebiliriz. Ruhun romanına ulaşmak istiyorsak, yazarın gizli isteklerini, eğilimlerini, bilinçaltı dünyasını, ya da ruh dünyasını araştırıp ortaya dökmek, böylece de eserini incelemek gerekir.
    İdeal bir öyküde vakıânın kaynağı manalar mıdır?
     Peki, acaba, ideal bir öyküde vakıânın kaynağı manalardır diyebilir miyiz?
     Aslına bakılırsa bir öykü genellikle gizli yapısıyla, bir bütün olarak güzeldir. Editör dahi öyküyü, toplam cazibesine göre değerlendirir. İdeal bir öyküden kasıt, planlanmış bir öyküyse, yani yazarın öykünün iskeletini okurdan gizlediği, olaysız görünen bir öyküyse, olaylara ihtiyacı olmayan böyle bir öykünün kaynağı, manalardır diyebiliriz.Çünkü bu türden öyküler, bütünüyle okurda kesin olarak ve açık bir biçimde, duygu yaratmak amacıyla tasarlanır. Böyle, planlanmış öykülerin efektleri (etkileme), ayrıntılarla ilgili durumlar ve duygusal deneyimlerdir.  Yazar çağrıştırmak istediği duygusal ve ruhsal durumu saptar ve dilini o efekt doğrultusunda oluşturur. Yani mana, böyle bir öyküde işlenecek belirli bir durum ya da duygudur ve bana göre vakıayı belirlemiştir.
    Netice
Büyük bir fikir adamımıza göre roman, ‘yerle göğü birleştirici mahiyetiyle insan ve toplum harekiyet ve sevvaliyeti içinde en ulvî ve münezzeh mânaya kadar ulaştırılabilir. Ve artık toprak üstü sefil mânanın yerde bırakılması şartiyle mefhum ve mahiyetini değiştirerek Frenklerin (Ekritür- Destine), Müslümanların da (Alın yazısı- Kader) dediği takdir kalemindeki hikmete yol arayabilir. O zaman karşımıza süflî mânasiyle roman değil, ulvî keyfiyetiyle ilâhî sanat çıkar ve roman dize gelir.’
     Zaten roman sanatının temel derdinin, bu dünyadaki hayatımızı doğru temsil etmek olduğunu düşünürsek, kaderle alakalı sorularımıza en doğru yanıtları arayan bir sanat dalı olduğunu da düşünebiliriz. Çünkü örneğin aşk hastalığının, psikolog ve psikiyatrlar da dâhil olmak üzere, bir doktoru yoktur. Bu husustaki sorularınızı ya hiç soramaz, ya da kader çizginizin izleyeceği yol hakkında, tıbbın ve bilimin bıraktığı boşlukları yahut da cevaplayamadığı soruları, sanat, en ziyade de roman sanatıyla doldurmaya çalışırız. Başka hayatlara ve başka kişilere bakarak, onlarla sayfalar boyunca özdeşleşerek kendi hayatımızı, kader çizgimizi görmeye, hikmetlerini anlamaya çalışırız roman okuyarak.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri