Otobiyografik Roman Türüne Dair (2)

A
a
Konusu: 25 yaşında bir doktor olan Yağmur’un kendisinden 15 yaş büyük olan kuzeni Rüzgâr’a çocukluğundan beri ilgi beslemesi (aşk) ve beraberliğe dönüşmeyen bu ilginin/aşkın getirdiği sıkıntı ve heyecanlardan dolayı girdiği bir iç hesaplaşma, romanın konusunu teşkil etmektedir.
                                                        ZAMAN:
     Bu romanda anlatılanlar, yani zaman çizgisi 2017 yılı mayısında başlayıp, 2018 Haziranında son bulmakta, hâsılı, bir yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Yağmur Hanımın “Belleğim” adını verdiği güncesine kaydettiği ilk tarih “4 Mayıs 2017” ile son tarih olan “05 Haziran 2018’” den bunu rahatlıkla öğreniyoruz.
     Görüldüğü üzere romanın vak’a zamanının eksenini, 2017’in son yarısı ile 2018’in ilk yarısı teşkil etmektedir. Burada zaman, belli bir dönemin karakteristik özelliğini çizmekten ziyade, ana karakter Yağmur’un bireysel macerasını anlatmak amacıyla düzenlenmiştir.
     Beri yandan zaman çizgisi devamlı yapılan geri dönüşlerle “beş sene evveline, hatta on iki sene evveline” kayarak, epeyce genişlemekte ve böylece de Yağmur geçmiş-şimdi hesaplaşmasını, iç dünyasında başarılı bir şekilde yürütebilmektedir.
     Anlatıcı (Yağmur) artık yaşamayan Rüya’ya asla gönderemeyeceği bu mektuplarda sık sık, “Anımsıyor musun, anımsarsın, hatırlarsın ya, bir zamanlar,” diyerek geçmişi bu güne getirir. Anlatma zamanı olan 2017-2018 seneleri içinde geçenler ve geri dönüşler sayesinde, bazen on beş sene evveline ait olan hadiseler, hem Yağmur’un, hem de ilgi beslediği kuzeni Rüzgâr’ın, kimliğine belirginlik kazandırır.  Okuyucu Yağmur’un bunları hem yaşayan, hem de anlatan kişi olduğunu bilir ve genç doktorun bir yerde, “… böyle bir ruh haliyle de zamanı, mevsimlerin değiştiğini, ağaçlara, göç eden kuşlara bakarak anlıyorsun. Burada ise mevsim, ilçedeki evlerin panjurlarına bakılarak dahi anlaşılabiliyor.” demesiyle, içine düştüğü ruh durumunu, kafa karışıklığını zaman kavramının değişmesine bakarak, çok daha net olarak kavrar. Zamandan, genelde psikolojik durum saptaması amacıyla faydalanılır ve özellikle de sonbahar manzaraları, yoğun olarak tasvir edilerek, Yağmur’un içine düştüğü hüznün ve ümitsizlik batağının derinliği, belirginleştirilmeye çalışılır.  Otobiyografik türe dâhil bu mektup romanda hikâyesine ağırlıklı bir şekilde yer verilen kişi, Yağmur, henüz pek genç olmasına rağmen, kendisinden on beş yaş büyük olan kuzeni Rüzgâr’a beslediği gizli sevda yüzünden çağdaşları gibi neşeli ve hayat dolu bir tablo çizemez hiç.
     Böyle olduğu halde Yağmur, Rüzgâr ile geçirdiği anlara öylesine değer verir ki, ” onunla birlikteyken zamanı yavaşlatmak, hatta durdurmak istiyorum.”der. Başka bir yerde ise, “İşittin mi hiç bilmiyorum, dünyadan daha yoğun bir gezegene gidersek, örneğin Jüpiter gibi, burada zaman bizim için daha yavaş akar, böylece de daha yavaş yaşlanırmışız. Bir de gene kara deliklerin etrafında zaman yavaşlar, içinde ise hiç akmazmış. Çünkü bunlar fizik kurallarını altüst eden cisimlermiş. “ şeklinde devam ederek, zamana farklı boyutlar yükler.
     Neticede otobiyografik türe dâhil bu mektup romanda, anlatıcının (Yağmur’un) vak’ayı yaşadığı anlardaki haliyle, beş sene evvelki hali devamlı dikkatlere sunularak, bu iki zaman dilimi içerisinde, ruhunda gerçekleşen başkalaşım ve gelişme gösterilmeye çalışılır.
 
    
                                                                         Tuncay AYMELEK
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri