KUR’AN VE MUHATAPLARI

A
a
Kur’an okunurken susup dinlemek Yüce Allah’ın emridir. Okunan bir metinden, yapılan bir konuşmadan istifade edilmek isteniyorsa, o esnada başka şeyle ilgilenmeyi, ilgiyi ve alakayı kesip o metne veya o hitaba yönelmek gerekir. Aksi takdirde anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır. Hele de bu metin Allah’ın kelamıysa bir Müslüman için daha da büyük önem arz etmektedir.  
Camilerde Cuma hutbesini dinlemenin farz oluşu da, aslında tamamıyla anlamaya matuftur. Zira orada İslam’ın önderi, lideri Müslümanları alakadar eden çok önemli bir hitapta, öğütte ve hatırlatmada bulunmaktadır. Gerçi bu gün ki hutbe okuyanların önderliği ve sundukları hutbenin niteliği her ne kadar tartışmalı olsa da, yine de ibadet adabı gereği susup, başka şeyle meşgul olmadan dinlemek gerekir. Zaman-zaman alakasız hutbeler olsa da genelde Müslümanlara ahlaki öğütler verilmektedir. Mevcut sistem de ancak bu kadarına müsaade ediyor.  
A’raf suresi 204.ayette ‘’Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin’’ buyuruluyor. Bu ayetten anlaşılan, ona inanan bir Müslümanın Kur’an okunurken derhal onu dinlemeye odaklanması gerektiğidir. Okuyucu her ne kadar bir insan olsa da, o Allah’ın kelamını seslendirmektedir. Zira aslında konuşan Allah tır. Öyle olunca da Kur’an’a saygı Allah’a saygıdır. Asla sıradan bir beşer sözü değildir.  
Dinlemede asıl olan konuşanın ne söylediğini anlamak ve ona göre olumlu veya olumsuz tavır ortaya koymaktır. Burada susmak ve dinlemek tamamıyla dinleyeni alakadar eden bir durumdur. Şayet dinleyenler ona kulak vermiyorlarsa okuyucu ne yapmalıdır? Şayet okuyucunun maksadı onlara Kur’an’ın mesajını ulaştırmaksa, bunu her halükarda yapmalıdır. Zira dinleyenler ne söylendiğini anlıyorlarsa ya kulak vererek ondan istifade edecekler veya söylenen sözler işlerine gelmediği ve onların hayat tarzını eleştirdiği için engellemeye çalışacaklardır.  
Hz. Peygamber (sav) ve ona inanan ilk Müslümanlar Kâbe’nin yanına gidip oradaki müşriklere yüksek sesle Kur’an okuyarak, Kur’an’ın mesajını onlara duyurmaya çalışıyorlardı. Onlardan bazıları ilk defa duydukları bu sözleri merakla dinlerken, bazılarının işine gelmediği için engel olmaya, okuyanı susturmaya çalışırlardı. Hatta zor kullanır, okuyana saldırırlardı. Veya gürültü yaparak el çırparak okunan ayetlerin anlaşılmasına engel olmaya çalışırlardı. Kuran şu ayetle bunu bize bildiriyor.  
‘’İnkâr edenler, bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, umulur ki bastırırsınız. (galip gelirsiniz) dediler’’ (fussilet suresi 26.ayet)  
Görülüyor ki Peygamberin ve sahabenin amacı Kur’an’ın mesajını onlara duyurmaktı. Onların dinlemek istememesine hatta onların saldırılarına hedef olma pahasına Kur’an’ı okumaya devam ediyorlardı.  
Burada tarihi bir olayı ve algıyı aktarmak istiyorum. Osmanlı döneminde, Kur’an gayrı Müslimlerin eline geçmesin diye bir anlayış varmış. Zira Kur’an’a hakaret ederler, ona saygısızlık yaparlar diye düşünülmüş. Oysa onun mesajını herkese duyurmak ilahi bir görevdir. Onunla muhatap olmadan kabul veya reddetmek nasıl mümkün olabilir. İnsanlar onunla muhatap olacak ki, ya anlayıp idrak edip teslim olacaklar. Veya yine anlayıp, kabul etmeyip inkâr yolunu seçecekler.  
İlahi mesajı onlara anlayabilecekleri dille sunup, onları düşünmeye, akletmeye ve Müslüman olmaya hiçte gayret edilmemiş. Kur’an’a saygı adı altında Kur’an’ın mesajı engellenmiş.  
Hz. Peygamber Kâbe’nin yanında Kur’an-ı sessizce okusaydı, müşrikler ona saldırırlar mıydı? Sahabeden bazılarının da müşriklerden dayak yeme pahasına gidip orada Kur’an okudukları siyer kitaplarında mevcuttur. Selam ve dua ile… 
 
 Süleyman FAYDALI

 
1000
icon
Faydalı 5 Ekim 2018 19:16

Eyvallah Necati hocam. Allah razı olsun

0 0 Cevap Yaz
e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri