KİTABA UYMAK VEYA KİTABINA UYDURMAK

A
a
Söylemeye insanın dili varmıyor ama ne yazık ki gerçek bu; İslam dünyası olarak, İslam ve Müslüman kavramlarının içini boşalttık. Bırakın İslam düşmanlarını, bu gün Müslümanların çocukları bile bu kavramları telaffuz ederken nefret ifadesini kullanabiliyorlar. ‘’Bana İslam’dan, Müslümandan, dinden imandan bahsetme, tüm olumsuzluklar İslam dünyasında, bana olumlu bir örnek göster’’ diyorlar. Maalesef olumlu bir örnek te gösteremiyoruz. Ehl-i Salibin (İslam düşmanı haçlıların) amacı buydu. Müslümanları İslam’dan soğutmak, insanlığı İslam’dan uzak tutmak için var güçleriyle çalıştılar. Bizler de Müslümanlar olarak layığı ile direnemedik. İslam’ı sevdirmek için Yüce Allah’ın bizden istediği insanî duruşu sergilemek ve güzel örnek olmak yerine, sözüyle özü birbirini tutmayan, kaypak ve istikrarsız kişiliklerimizle adeta ehl-i salibin işini kolaylaştırdık. İslam düşmanları hedeflerine ulaşmakta çok da zorlanmadılar. Bütün planları tıkır-tıkır işledi ve işlemeye de devam ediyor.  
-İslam bizden çalışmayı istedi, biz tembelliği seçtik. Üstelik de tembelliğin adını tevekkül koyduk.  
-İslam bizden akletmeyi istedi, biz aklımızı rafa kaldırdık veya birilerinin cebine koyduk.  
-İslam bizden doğru olmayı istedi ‘’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’’ (Hud suresi 112.ayet), biz aldatmayı seçtik.  
- İslam bizden sorgulamayı istedi, biz sorgulamaktan korktuk, ‘’ne haddimize’’ dedik.  
-İslam bizden güvenmeyi ve güven vermeyi istedi, biz güveni yitirdik.  
-İlam bizden sözünde durmayı, ahde vefayı istedi, biz ise sözü hiç önemsemedik, verdiğimiz sözleri hep unutur olduk.  
-İslam bizden işi ehline vermeyi istedi, biz ise ’’ bizden olsun nasıl olursa olsun’’ dedik.  
Bu saydıklarımız daha da çoğaltılabilir. Bazı müşahhas örnekler vermek istiyorum. İslam dünyasının kahir ekseriyetinde can, mal, akıl, din, nesil emniyeti kalmadığı için insanlar her şeylerinden vaz geçip ülkelerini terk ediyorlar. Ve bu insanlar, her hangi bir İslam ülkesine değil, batı ülkelerine gitmek için var güçleri ile çabalıyorlar. Denizden karadan, en olumsuz şartlarla, bütün hakaretlere ve aşağılamalara rağmen, açıkça ‘’istemiyoruz gelmeyin’’ demelerine ve ülkelerine almamak için bir sürü engellemeler yapmalarına rağmen, yine de onlara gitmek için can atıyorlar. Bu uğurda ölümü göze alıyorlar ve ölüyorlar.  
Fazla uzağa gitmeye gerek yok, kendi ülkemizde, içinde yaşadığımız şehirlerde, kasabalarda köylerde ne anormalliklerle karşılaşıyoruz. Vatanı ve milleti sevmeye gelince mangalda kül bırakmayanlar, söz konusu cep ve cüzdan olunca hiç te insaflı ve insanî davranmıyorlar. Fırsatını yakaladımı bir liralık malı beş liraya satıyorlar. Ekonomik çalkantıyı hemen ranta çevirmeyi nasıl da beceriyorlar. Böyle bir pozisyonda hiçte fedakârlık yapmak akıllarına gelmiyor.  
Dolar ve yüronun yükselişini bahane ederek, hiç alakası olmayan ürünleri bile yüzde yüz artırarak, resmen vatandaşı soyuyorlar. Kriz döneminde fedakârlık yaparak insanlarla yardımlaşmayı ve dayanışmayı artırarak sıkıntıyı hafifletme yerine tam aksini yapıyor ve vatandaşı zora sokuyorlar.  
Geçenlerde bir çiftçi ile karşılaştım. Adam: ‘’Ben buğdayı daha iki ay önce kilosunu 85 kuruşa sattım. 50 kg unu da 70 liradan alıyordum. Bugün ne oldu da un 120 lira oldu. Benden alınan buğdayın dolarla ne alakası var. Bu bir fırsatçılık ve soygun değil mi? Bu soyguna nasıl müsaade ediliyor’’ diye feryat ediyor.  
Diğer bir vatandaş: ’’Devlet çocuklarımıza güya ücretsiz kitap verdi. Kitaplar şurada duruyor. Bize 300-400 liralık dergi aldırıyorlar. Bu bir soygun değil mi? Bu soyguna nasıl göz yumuluyor. Milli eğitim yetkilileri buna niçin engel olmuyorlar. Bundan haberlerinin olmadığını söyleyebilirler mi?’’ diye feryat ediyor.  
Markette çarşıda alışverişe çıkıyorsunuz sanki her şey dolara endekslenmiş. Suya bile yüzde yüz zam yapılmış. Yukarıda verdiğim örnekler ‘’devede kulak’’ mesabesinde. Müslüman bir toplumda bunları ne ile izah edilebilirsiniz?  
Bunun bir tek sebebi var. Allah ve ahiret korkusu diye bir şey kalmamış. İman ve vicdandan eser yok. Her şey paraya endekslenmiş. Kazan da nasıl kazanırsan kazan. Meşru, gayrı meşru diye bir şey yok. Ver Allah’ım, haram helal demez kulun yer Allah’ım. Artık o, Allah’ım dediği Allah’a da inanıyor mu, o da meçhul.  
Sözün özü bu davranışları ahlak haline, daha doğrusu ahlaksızlık haline getirmiş Müslümanlar İslam’ı ne kadar temsil edebilirler. ''Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine iman ediniz’’ (Nisa suresi 136.ayet) Yani ey iman ettiğini iddia eden Müslümanlar, Şu iman ettiğiniz kitap size neyi emrediyorsa öyle inanın ve öyle davranın. Kitapsız bir hayat yaşamayı bırakın. Kitabına uydurmayın, kitaba uyun. Selam ve dua ile… 
 
 Süleyman FAYDALI
 
1000
icon
Ramazan 12 Ekim 2018 18:15

Hay Allah raxı olsun. Yüreğinize sağlık ağzınıza kuvvet hocam. Mevlam cümlemizi kitaba göre yaşamayı nasip eylesin. Selam ve dua ile

0 0 Cevap Yaz
Yunus Ural 12 Ekim 2018 11:07

Allah razı olsun üstadım, elinize, dilinize, kaleminize sağlık, Mevlam yar ve yardımcımız olsun, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi yaşayan müslümanlar olmamız dileğiyle Allaha emanet olunuz.

0 0 Cevap Yaz
Şahin 12 Ekim 2018 11:02

Allah razı olsun hocam... Çok doğru tespitler ... Çözümü Tekrar Allah in kitabına ve Onun hayatta nasıl tatbik edildiğinin en güzel örneği olan Peygamberimizin Sünnetine tabii olmaktan geciyor...

0 0 Cevap Yaz
e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri