Kırşehir’de Müzik Etkinliklerine Dair… 3

A
a
Geniş düşünerek belirtmeliyim ki tüm dünya ve ülkemiz insanı çorabından gözlüğüne Batı dünyasının kılık kıyafetini benimsemiş görünmektedir. Aslında sanılmasın ki sadece Batı tüm bunları empoze etmektedir. Empoze gayreti hatta kimi zaman dayatması olmakla birlikte Batı uygarlığının göz kamaştırıcı çekiciliği tüm dünyayı o tarafa yöneltmiştir. Kabul edilmelidir ki Türk toplumu öz sanatı yanında büyük ölçüde farkına varmadan Batı sanatı ve müziği içinde farklı bir yer aramaktadır.
             “Taht-ı revan” tamlaması; “insan omuzunda veya hayvanlar üzerinde taşınan, tekerleksiz bir nevi araba.” anlamını içerir. Genelde dört kalın sopa üzerine oturtulmuş kapalı bir oturma yerinden ibarettir.Halk arasında şekli ve bir ölçüde anlamı değişerek “tahtırevalli” şeklinde söylenerek gelir.Anadolu’yu bin yıllardan beri göçlerle işleyen “uygarlıklar tahtırevanı, kültür tahtırevanı” olarak tanımlamak yerindedir.  Göçler çatışmalara, savaşlara yol açan bir olgudur. Diğer yandan tarih boyunca göçlerle gelen kavimler; kültürler Anadolu’yu tazelemiş, büyük devletler ve üstün uygarlıklar kurulmasına yol açmıştır.
            Anadolu coğrafi olarak dar bir kültür köprüsüdür. Doğudan batıya uzanan dağlar ile içlerdeki dağlar ve engebeler kültür köprüsünü tarih boyunca enikonu daraltagelmiştir. Bu süreçte, günümüzde kültür köprüsünün kontrollü biçimde genişletilmesi gereği anlaşılmaktadır. Bu noktada “farklılıkları kuşatan demokrasi temelli birlik” başlığının içi yeterince ve gereğince doldurularak uygulanmalıdır. İletişim, bilişim, ulaşım imkânlarının olağanüstü artması durumu birlik ve beraberlik alanında sürekli risk oluşturan tehdit olmaktan çıkarılmalı; ülkemizin geleceğine hizmet eder hale getirilmesine yönelik köklü uygulamaların ölçüsü artırılmalıdır.
            Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere Türkiye coğrafi olarak her bakımdan dünyanın başlarda gelen köprüsüdür; kültür köprüsüdür ve bu vasıf yeni olmayıp binlerce yıldan beri mevcuttur. Köprü olmanın pek çok avantajları olduğu gibi, gereği yapılmadığı takdirde bir yığın handikapın karşımıza çıkacağı aşikârdır. Bu ifadelerimize “Anadolu coğrafyasının çok seslilik ve çok renklilik arz ettiğini ve durumu göğüsleyebilmek, köprüyü genişletmek için gerçek anlamda ‘söz hakkı’ tanınması gereği kabul edilmelidir.” İfadesi doğal olarak eklenmektedir.
Sanat serbestlik, özgürlük alanıdır. Özellikle sanat alanında “bana benim için olanı vereceksin, bunun dışında istemiyorum” yaklaşımı doğru değildir. Çağdaş sanat uygulamalarının yıllar sonra kabul gördüğü unutulmamalıdır. İcralar, etkinlikler,  birkaç şehrimize mal edilen “…..…..olalı böyle zulüm görmedi.”  yaklaşımından uzak durularak gerçekleştirilmeli, kabullenilmelidir. Dönüp dolaştığınızda aynı yere gelme durumu olan dünya küresinde Türk sanatını anlamak için dünya sanatını anlamak şartı vardır. Türk toplumunun bu alanda kat edeceği mesafeler vardır.
             Uygarlıkların birbirinden alması ve etkilenmesi yeni değildir.  Tarihte özellikle İpek Yolu ile Uzak ve Orta Asya’dan, Hint’ten Çin’den, Kafkasya’ya, Afganistan’dan, İran’dan Anadolu’ya ve buradan Avrupa’ya kültür ve sanat taşınmıştır. Cacabey Medresesi ana eyvan sütunce düzenlemesinin bu yoldan; Hint’ten veya Kafkasya’dan gelen bir sanat uygulaması olduğu tezindeki gerçek payı geçerliliğini korumaktadır. Yine günümüze gelebilmiş Kırşehir’deki anıtlardan olan 1272 tarihli medresemizin taçkapısı ve kubbesinde iki renk taş işçiliğinin belirgin şekilde uygulanması sanat tarihinde “güney etkisi” olarak tanımlanır. Mimaride iki renkli taş işçiliğini Güneydoğu Anadolu’muzda; Diyarbakır şehrinde ve daha güneyde Suriye ve Irak bölgesi mimarisinde yaygın olarak görüyoruz. Daha ilgi çeken bir durum ise iki renkli taş işçiliğinin Endülüs Emevileri yoluyla İspanya’ya taşınmış olmasıdır. Kurtuba Camii mimarisi öncelikle iki rengiyle dikkati çeken şah eserlerdendir. 
Günümüz Türk toplumunda “sanat sanat için mi yoksa toplum için mi yapılmalıdır?” tartışmasının uzun süreden beri gerçekleşiyor olması memnunluk verici ileri bir adımdır. Bu içsel tartışma, şehirdeki sanat faaliyetlerinin esnekliği, gelişmesi, genişlemesi için yol açmaktadır. 25 Eylül 2014’de Mersin Devlet Opera ve Balesi Senfoni Orkestrasının Kırşehir’de konser vermesi, ilimiz türkülerinin yorumlanması önemli bir gelişme ve önemli bir adımdır.  Konserde Neşet Ertaş’ın ünlendirdiği Kırşehir türküleri icra edildi. Ayrıca TED Senfoni Orkestrası, İzmir Senfoni Orkestrası ve başkaca orkestralar Kırşehir türkülerini yorumlarla icra etmektedir.
            Senfonik müzik konusunu araştırmalarım ve müzik bilgim ölçüsünde şöyle açıklamalıyım:       
           Batı’da; Avrupa’da müzik uzun zamandan beri bilim kolu ve araştırma alanı halindedir. Klasik veya klasik gelenekten kaynaklanan pop müzik ve başkaca Batı müzik türleri sofistike içeriği; içten içe oylumlanması, çok sesliliği, ritmleriyle kendine güvenen tavrıyla müzik insanlarını çekmektedir. Dünya uygarlık ve kültür birikimi içinde cazibesini sürdürmektedir. Batı sanatı geldiği noktada kendini tekrar etmek endişesini taşımakta gelişmelerini sürdürememek konusunda endişelidir. Bunun yanında belirtmek gerekmektedir ki Batı için kültür, sanat ve bunun içinde müzik siyasette; dünyanın küreselleştirme serüveninde kullanılmaktadır.
Senfonik müzik Batı uygarlığının geliştirmiş olduğu bir türdür. …Senfoni, orkestra için bestelenmiş uzun müzik parçası anlamını içermektedir. Görülen o ki müzik parçalarının sonradan senfonik hale getirilerek icrası yapılmaktadır. Arya tarzıyla paraleldir. Senfonik müzikte; aryada dramatik etki bırakmak amaçlanır. Gelişmiş seslerle yapıldığı gibi müziğin, sesin geliştirilmesi için de bir yoldur. Büyük orkestralarla yapılan icralarda solo parçaların çok sesli hale getirilmesi imkânı vardır. 
            Neşet de türküleri her icrasında sesine sazına, parçalara  yorum katıyordu. Kırşehir türkülerinin gelişmiş orkestra ve koro ile senfonik yorumlanarak sunulması şehrimiz için önemli bir gelişme ve imkândır. Kabul edilmelidir ki uzun vadede ülke ve halk olarak “gelişmekte olan” kavramının içinde sanatımız, müziğimiz de vardır. Görülüyor ki dinamik bir genç nesle sahip, değişen toplum yapısı müzikte de değişi*p gelişmeyi tercih etmektedir. Bu noktada birkaç yıldan beri sözlü sunumlarımda Kırşehir’de senfoni orkestrası kurulması önerisini getirmekte olduğumu arz etmeliyim.    
            G*eniş düşünerek belirtmeliyim ki tüm dünya ve ülkemiz insanı çorabından gözlüğüne  Batı dünyasının kılık kıyafetini benimsemiş görünmektedir. Aslında sanılmasın ki sadece Batı tüm bunları empoze etmektedir. Empoze gayreti hatta kimi zaman dayatması olmakla birlikte Batı uygarlığının göz kamaştırıcı çekiciliği tüm dünyayı o tarafa yöneltmiştir. Kabul edilmelidir ki Türk toplumu öz sanatı yanında -büyük ölçüde farkına varmadan- Batı sanatı ve müziği içinde farklı bir yer aramaktadır.           
            Batı müziği kimi zaman etkilenme, sözleri değiştirilerek, ya da bütünüyle kültür ve sanatımız içine alınmıştır. Boyutları sanılandan kat kat yüksek derecededir. Bilinçlenmek yolunda yapacağımız zorunlu pratik bunun derecesini tam tespit etmek olacaktır.
            İngiliz müzik sanatçısı Adele’nin parçalarına, ülkemizi de içine alır şekilde tüm dünya da; internet sitelerinde -dünya nüfusuna yaklaşan şekilde- dokunulduğunu hepimizin bilmesiyle başlamalıyız. Ayrıca internet dışı dinlemelerin bir istatistiği, hesabı yoktur.  Adele’nin ismini duymamak, duymak istememek, parçalarını bir kez olsun dinlememek çağdaş Türk insanı için ne anlama geldiğinin karşılığını okurlarıma bırakıyorum. 
            Bu meyanda yukarıda değindiğimiz üzere, sanat alanında “bana benim için olanı vereceksin, bunun dışında istemiyorum” yaklaşımının doğru olmadığına dair sanat sosyolojisi yapmak gereği vardır. 19. yüzyıl ressamlarından Hollandalı Vincent van Gogh’un eserlerini son yıllarda psikiyatri kliniklerin pek çoğunun duvarlarında görmekteyiz. Van Gogh ruhsal bunalımlarla örülmüş fırtınalı hayatını eserlerine tümüyle aktarma yetenek ve başarısını göstermiştir. Renkleri, fırça izleri, figürleri ve objeleri oldukça karakteristik olan van Gogh’un eserlerini resimden anlamayan büyük bir kesimin teşhis etmesi gibi bir durum vardır. O ruhsal bunalımlarla boğuşan günümüz insanına ve insanın iç dünyasını araştıran psikolog ve psikiyatrlara -anlayacakları dilden- pek çok tablo sunmuştur.
           Van Gogh’a köylüler ve maden işçileri çağdaş bir İsa gözüyle bakıyorlardı. Ancak van Gogh’un eserleri yaşadığı dönemde maddi olarak ilgi görmemiştir.   Kendisi hasta, fakir ve yardımla yaşıyordu. “Ölümünden 10 yıl sonra ortaya çıkacak ‘Fauve’ ressamlarına hareket noktası olmuş ‘ekspresyonistler’i etkilemiş; kendinden önceki dönemlerin, çok sağlam sanılan geleneklerini bir hamlede yıkmıştır. Renkçilikte ve ‘itibari’ boya kullanmakta, hürriyeti sonsuza kadar götürmüştü. Resimde ‘konu’nun önemi olmadığını, herhangi bir konunun sanat gücünü ifadeye neden olabileceğini ispat etti. ‘Çizgi halindeki tuşlar’ ile çalışması da resim sanatına getirdiği yeniliklerdendir. Sanat gücü, denge hissinde ve ifadesindesiydi. Ölümünden sonra, Paris’te ‘Bağımsız Sanatçılar’ sergisinde eserleri teşhir edildi ve bir anda meşhur oldu. 37 yıllık ömrünün son 3-4 yılında yaptığı tablolar ile resim dünyasının ölmezleri arasına girdi.”(kaynak.http://www.ressamlar.gen.tr/vincent-van-gogh-kimdir-hayati-biyografisi/)
            Son yıllarda Batı’daki sanatsever zenginlerin servetlerine servet katmaları Wincentvan Gogh’un astronomik fiyatlarla yatırım aracı haline gelen tablolarının bazılarına  150-200 milyon dolar değer biçilmesine yol açmaktadır.  
            Geçen hafta, oldukça gelişmiş bir sese sahip Amerikalı siyahi sanatçı Witney Houston’u “I willalwaysloveyou” şarkısında dinlerken Muharrem Ertaş’ın seslendirdiği aydostlarından biri olan “Şu yalan dünyadan osandım da doydum” sözleriyle bilinen bozlak aklıma geldi. Defalarca karşılaştırarak dinledim. Houston adeta bir bozlak seslendiriyordu. Bizim coğrafyamızdan yükselen sesle Amerika’nın siyahi gırtlağından yükselen güçlü ve saldırgan sesin birbirine çok yaklaştığını duydum. İkisi de çilekeş bir ömür sürdü. Houston, toprağı bol olsun 49 yaşında uyuşturucudan öldü.   
          Yukarıda ifade etmiş olduğum üzere müzik sanatının dostluk ve kardeşlik içeren, duygulara hitap eden evrensel, demokratik yapısı değerlendirilmelidir. Bu isimlerden bir kısmının şehrimizde yapılan festivallere davet edilmesi kentimiz insanının uluslar arası müzik skalasına katkıda bulunacaktır. 
            Bu çerçevede başkaca geliştirici, destekleyici, teşvik edici tedbirlerin Kırşehir yerel idare birimlerince planlanarak uygulanması şehrimiz kültür ve sanat çalışmaları alanında ileri gelişmeler sağlayacağı kanaatindeyim.
Mehmet GÖKTÜRK
    Arkeolog
    Kırşehir Kent Konseyi
    Kültür ve Sanat Çalışma Grubu Başkanı
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri