Kazakistan İzlenimleri 2

A
a
Yine dikkat çekici bir bilgi, burada faaliyet gösteren İlahiyat Fakültesinin amacının ihtiyaç olduğu için din adamı yetiştirmek olmasına rağmen, her yıl verilen 60-70 arasındaki mezunların tamamının Kazak istihbarat ve polis teşkilatında çalışmaya başlamalarıdır. Buradan mezun olan öğrenciler, Türkçe, Kazakça, Rusça ve İngilizce bildikleri için yılsonunda yetkililer gelip mezunların listesini alarak tamamına bu şekilde iş veriyorlarmış. Bir bakımdan Türkiye’nin kontrolünde ilahiyat okuyan bir çocuğun devlette bu şekilde görev alması sevindirici bir şey ancak öbür taraftan Kazakistan’ın acilen İslam’ı iyi bilen din adamlarına ihtiyacı var. Zira Sovyetler Birliğinin bölgede uyguladığı tahribat sonucu Kazaklarda İslam adına çok az şey kalmış. Bağımsızlık sonrası Kazakistan’a giren Selefilik (Vahhabilik) akımı sıkıntılı bir hal almış ve bu radikal akım İslam adına iyi bir görüntü vermemiş. O nedenle burada, ya Kazakistan’da faaliyet gösteren ilahiyat mezunlarına ya da Türkiye’ye getirilerek buradaki ilahiyatlarda okuyan mezunlara çok acil ihtiyaç vardır. Uç noktalarda olan akımlar insanı İslam’a yakınlaştırma yerine uzaklaştırma eğilimine itiyor. Hz. Peygamberin o engin hoşgörüsüyle ortaya koyduğu ve hayatında yaşadığı makul İslam anlayışına bu bölgenin çok ihtiyacı var. Aldığım bilgilere ve gözlemlerime göre hırsızlığın yaygın olduğu, devlet kademelerinde iş yapmak için rüşvetin kol gezdiği, içki tüketiminin hat safhada olduğu bu bölgede maneviyat eksikliği de hat safhadadır. Kazaklar arasında şöyle bir söz olduğu bana aktarıldı: “Ruslar bize votka içmeyi öğretti ama ne kadar içeceğimizi öğretmedi.”İçkinin su gibi tüketildiği bir toplum haline gelmişler. Aynı zamanda Kazaklar, daha çok kadınların çalıştığı ve erkeklerin yattığı bir toplum. Orta Asya’daki diğer Türk Cumhuriyetlerinin de durumunun bu anlamda farklı olmadığını düşünüyorum. O nedenle bu bölge ile ilişkilerimizi yavaşlatmadan devam ettirmemiz, vatanını, milletini seven, kaygısı ve derdi olan insanları buralara göndermemiz gerekiyor. Yine buralarda zekâsıyla temayüz etmiş gençleri Türkiye’ye götürüp 4-5 yıl eğitip üniversiteyi tamamlattıktan sonra tekrar buraya göndermeliyiz. Diğer yandan hafta sonu (20-21 Mayıs günleri) yapılan eğitim fuarının son derece başarılı geçtiğini söyleyebilirim. Fuar organizasyon yetkililerinin bize verdiği bilgilere göre, 1500 öğrenci bizzat fuara gelerek 15 üniversitenin stantlarından bu üniversitelerle ilgili bilgi almıştır. Üniversitemiz açısından da son derce başarılı geçen bir fuar gerçekleşmiştir. Geçen sene Bişkek’teki bir fuarla Kırgızistan’a açılmıştık ve şu anda Kırşehir’de 4-5 tane Kırgız öğrencimiz öğrenimine devam ediyor. Bu sene de Kazakistan’a girmiş olduk. Önemli bağlantılar gerçekleştirdik. Lisans, Yüksek Lisans ve doktora ya devam etmek için bu ülkeden şehrimize 20’ye yakın öğrencinin geleceği kanaatindeyim. Bu büyük bir başarı. Bu ilk önce böyle başlar, daha sonraki yıllar ilk gelen öğrencilerimiz diğer geleceklere referans olurlar ve sayı katlanarak devam edip gider. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi olarak hedefimiz 2017 yılında yabancı öğrenci sayısını 300’e, takip eden iki sene içerisinde de 600’ün üzerine çıkmaktadır. Eğer Osmanlı’nın bakiyesi olan topraklarda ve gönül bağımız olan toprakların insanlarına bu şekilde el atmaz isek güçlü, bütün bu coğrafyada öncü ve lider bir ülke olmamız mümkün olamaz. Fuarın devam ettiği Cumartesi ve Pazar günlerinde uygun zamanlarda düzenleme kurulu, üniversite rektör ve yardımcılarını Almatı’yı gezdirerek şehir hakkında bilgiler verdiler. Almatı, Tanrı dağlarının eteğinde adeta yeşile boğulmuş çok güzel bir şehir. Bütün dostlara buralara gidip görmelerini tavsiye ederim. Caddeleri son derece geniş ve düz olan düzenli bir şehir. Şehir yemyeşil. Karşısında Tanrı dağlarının tepesi bembeyaz kar. Adeta her taraf kartpostallık görüntülerle dolu. Cumartesi şehirde bir gezi turu ve Kazak ürünlerinin satıldığı pazarlar gezilip alışveriş yapıldı. Pazar ise Kazakların ikinci dünya savaşında 1 milyon 200 bin Kazak’ın öldürülmesinin anısına yapılan şehitlik meydanına gittik. İkinci dünya savaşında Sovyetler Almanlara karşı Kazak askerlerini ön cepheye sürmüşler. Aktarıldığına göre bir milyonun üzerinde Kazak o savaşta şehit olmuş. Onların anısına yapılan meydanda da hiç sönmeyen bir ateş yanmakta.Onların acısını unutturmamak için böyle bir yola başvurmuşlar. Yine Pazar günü Almatı’daki müzik müzesini de ziyaret ettik. Müzeyi son derece otantik buldum. Çok eskilerden beri Türklerdeki müzik anlayışını burada en güzel şekilde görebilmek mümkün. Yine aynı gün öğle sonrası heyetimizi Tanrı Dağlarının eteklerine kadar çıkardılar. Alatoğların (Aladağ) eteğinde bir Kazak çadırında bizi misafir edip ikramda bulundular. Sanırım bütün arkadaşlar için güzel saatlerdi. Cumartesi ve Pazar günleri eğitim fuarı devam etti, bir taraftan da ziyaretler gerçekleştirdik. Netice itibariyle 4 günlük Almatı yolculuğumuzda Kazakistan hakkında her şeyi bilmek ve öğrenmek elbette mümkün değil. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Kazaklar Ruslardan çok çekmişler. Ruslar bunları inanç ve kültüründen uzaklaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar. 1930’lu yıllarda Rusya Kazakların aydınlarını, birazcık öne çıkıp diğer insanlara rehberlik edecek herkesi yok edip ortadan kaldırmış. Kazakların hafızalarını adeta yok etmiş. Yine göçebe olan bu insanları yerleşik hayata zorlamak için bütün at ve hayvanlarını yok edip Kazakları açlığa sevk etmiş. O dönemde açlıktan ölen Kazak’ların hikâyesini herkesten duymanız mümkün. Sovyetlerin dağılmasıyla diğer Türk toplulukları gibi Kazaklarda bağımsızlıklarını ilan etmiş, Kazakistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olmasını hiç unutmuyorlar. Bağımsızlıktan sonra başa gelen Nur Sultan Nazarbayev, bütün Kazaklar tarafından takdir edilmekte. Dört gün boyunca gözlemlerim ve oturup konuşma imkânı bulduğumuz akademisyenlerden dinlediklerim Nazarbayev’in son derece dengeli politikası Kazakistan’ı önemli bir yere getirmiş. Bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Nazarbayev’in Turgut ÖZAL ile yakın ilişkiler içinde olduğunu ve Nazarbayev’in Özal’ın bazı düşüncelerinden faydalandığını naklettiler. Örneğin Almatı’nın yerine Astana’nın başkent yapılmasının Özal’ın fikri olduğu ifade edildi. Son derece stratejik bir karar olmuş. Almatı’nın 1000 km kuzeyinde kurulan yeni başkent Astana sayesinde Kuzey Kazakistan’daki %15’e kadar düşen Kazak nüfusu oranı bu uygulama sayesinde önemli ölçüde yükselmiş. Bir kısım Kazaklara göre eğer Astana başkent yapılmayıp Nazarbayev’in yerinde adımlar ve zamanında doğru kararlar almasaydı şimdi Kazakistan’ın Kuzey tarafı tamamen Rus kontrolüne kendiliğinden geçerdi. Geniş topraklara sahip dünyanın en büyük uranyum rezervine ve diğer birçok madenlerde de son derece zengin olan bu ülkede petrol ve doğalgaz da mevcut. Bir zamanlar ülke nüfusunun % 40’larını oluşturan Kazaklar, Alınan tedbirler sayesinde 18 milyon nüfusa sahip olan bu ülkenin günümüzde %65 civarını oluşturmakta. Eskiden nüfusun %40’nı oluşturan Ruslar günümüzde %20’ye düşmüş. Uygulanan belli politikalar Rusların bir kısmının Rusya’ya göç etmesine sebep olmuş. Son yıllarda Kazakçanın da ön plana çıkarıldığı, Kazakçayı bilmeyen insanların devlet kadrolarına alınmadığı şeklinde uygulamaların olması Rusçanın yanında Kazakçayı tekrar canlandırmış. Bu sevindirici bir uygulama. Kazaklar ve Ruslardan sonra yarım milyona yakın Uygur nüfusu ile 200 bin üzerinde Ahıska Türklerinin varlığı dikkat çekmekte. Bütün bunların dışında Kazakistan da çok sayıda farklı etnik kökenli topluluklar yaşamakta. Bunların sayısının 130 civarında olduğu verilen bilgiler arasında. Almatı 2 milyonun üzerinde Astana 1 milyonu aşan iki büyük şehri. Bütün sıkıntılara rağmen Kazakistan hızla gelişen bir bölge ülkesi olma yolunda. Yolu açık olsun.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri