BİR DÜĞÜNÜN ARDINDAN

A
a
Büyük bir düğün salonunda bir düğün merasimindeyiz. Masamızda birkaç esnaf, doktor, valilikten hatırı sayılır bir bürokrat var. İlk karşılaşmada hal hatır sormalar, kısa muhabbetler oluyor. Devletten, belediye çalışmalarından, siyasetten lehte, aleyhte hafif dokunuşlar oluyor. Söylemler kibarca. Fazla kırıcı, gücendirici olmamaya özen gösteriliyor.  
O esnada sahnede bir sunucu misafirlere ‘hoş geldiniz’ diyerek konuşmaya başlıyor. ‘Düğün merasimimize Kur’an-ı kerim tilavetiyle başlıyoruz.’ Diyor ve Kur’an-ı kerim okuyacak hoca efendiyi mikrofona davet ediyor. Talimi oldukça güzel sesi de müsait olan hoca efendi, Kur’an-ı kerimden özenle seçilmiş, nikâh ve evlilikle ilgili mesaj içerikli ayetleri bölüm-bölüm, aralarda besmeleler çekerek okuyor. Arapçaya vakıf olanlar, ilahiyat tahsili olanlar elbette durumun farkında ve huşu ile dinliyorlar. Onların da çok az olduğunu zannediyorum.  
Salon hınca hınç dolu. Düğün sahipleri üniversiteden hatırı sayılır iki öğretim üyesi olunca, bütün devlet erkânı, üniversite ve milli eğitim camiası, müftülük personeli, esnafın ileri gelenleri ve geniş halk kitlesi yani ilgi bir hayli fazla. Bir yandan da davetliler gelmeye devam ediyor. Karşılamalar, tebrikler, kutlamalar, tanıdıkların birbirlerini selamlamaları hal hatır sormalar… Bu arada okunan Kur’an, sıradan bir musiki dinletisinin ötesine geçmiyor. Yüksek tonajlı olan ses tonları biraz şiddetini düşürse de, tam bir sükûnet olmuyor.  
Yanımda bulunan Doktor: ‘Hocam çok uzattı değil mi? Kimse de dinlemiyor. Susup dinlemek gerekmiyor mu? Milletin Kur’an-a pek ilgisi ve saygısı kalmamış’ diye serzenişte bulundu. Aslında doğrusunu da söylemişti. Ben de:’ Doktorum; Kur’an-ı dinlemek farz lakin böyle ortamlarda sükûneti sağlamak zor. Hoca efendi aslında çok bilinçli ayetler seçmiş. Keşke kıraati kısa tutarak, anlamlarının sunumunu yapsa daha güzel olurdu’ derken o esnada sunucu, hoca efendiye kıraatinden dolayı teşekkür etti ve ‘şimdi okunan ayetlerin mealini sunuyoruz’ dedi ve okunan ayetlerin meallerini sundular. Öyle zannediyorum ki, merak ve saygıyla dinleyenler çok az gibiydi. Herkes kendi aralarındaki sohbetlere devam ediyorlardı.  
Ney dinletisi ve klasik ilahilerle program sürdürüldü. Bu esnada masada bulunan bir arkadaş: ‘biz Müslümanlar hiçbir şeyi tam olarak beceremiyoruz. Bir düğünü bile düğün gibi yapmıyoruz. Dinletilen sözde ilahilerin müzik kalitesi çok basit, doyurucu değil ve fazla ilgi çekmiyor. Sözlerine gelince çoğunun anlamı inançlarımıza uymuyor. Sözleri bir hayli şirk barındırıyor. Peygamberi övelim derken ilahlaştırıyorlar. Şöyle adam gibi müzikler dinletseler olmaz mı? Müslüman düğünü illa da böyle monoton mu olacak? Biraz müzik ve eğlence olsa günah mı olur?’ diyerek eleştiride bulundu. 
Aslında söylediklerinde haklıydı. Gerçekten bizim düğünlerimiz ifrat ve tefrit noktasında. Ya çok monoton, tamamıyla müzik ve eğlenceden yoksun, taziye evi gibi. Veya tam tersi, kadın erkek karışık, alabildiğine çılgın müzik, kulaklar patlatan orkestra eşliğinde, hiçbir kural tanımaksızın, kadınlı erkekli danslar ve bütün şehri rahatsız eden sözde müzik gürültüsü. Hiç tasvip edilmeyecek manzaralar sergileniyor. İnançlar ve gelenekler tamamıyla unutuluyor. Bir Müslüman olarak, çağırıldığımız o tür düğünlerde istemeyerek bulunuyoruz. İnsan o ortamda bulunmaktan hayâ ediyor. Bir an önce orayı terk etmek istiyoruz. Terk etmek de gerekir.  
Keşke düğünlerimiz aşırılıklardan uzak olsa. Bir orta yol tutturulabilse. Şimdi teknoloji çağında yaşıyoruz. Bilgisayar ortamında çok güzel programlar hazırlanarak dev ekranlardan davetlilere sunulabilir. Ülkenin çeşitli yörelerinden folklorik gösteriler sunulabilir. Erkek gençlerden oluşan bir grup, damatla beraber halay çekebilirler. Evliliğin anlam ve önemi ile ilgili kısa bir sunum yapılabilir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden, düğünlerde yapılan şakavari bazı oyunlar gösterilebilir. Müzik kalitesi düşük ilahiler yerine, sözlerinde mahzur bulunmayan türküler dinlettirilebilir.  
Örneğin: Âşık Veysel den ‘Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece’ türküsü, ‘Benim sadık yârim kara topraktır’ türküsü, buna benzer daha nice güzel deyişleri var. Müzik kalitesi de hoş. Dinlemeye değmez mi?  
Neşet Ertaş dan ‘Gönül dağı’ türküsü ve daha başka, duygu ve düşünce dünyamıza hitap eden güzel deyişleri var. Dinlemeye değmez mi?  
Esat Kabaklı’nın ‘Bil oğlum’ türküsü ve buna benzer çok güzel deyişleri var. Dinlemeye değmez mi?  
Musa Eroğlu’nun ‘Yolun sonu görünüyor’ türküsü, ‘Mihriban’ türküsü ve daha başka türküleri var. Dinlemeye değmez mi?  
Uzak diyarlardan, gurbet ellerden seslenmek isteyenlerin dilinden ağıt olmuş ve yürekleri dağlayan şu türkü de dinlemeye değmez mi?  
Mektup yazarım mektup, Üzerini pullama’  
Ben yazarken ağladım, sen okurken ağlama.  
Pir Sultan Abdal ve Karaca Oğlana ait nice güzel türküler var. Dinlemeye değmez mi?  
Anadolu da daha nice ozanlarımız var. Onlardan bir demet yapılarak sunulsa dinlemeye değmez mi? Hem onlar da bir vesile ile anılmış ve tanınmış olurlar. 
İnşallah bu bir teklif olsun. Belki dikkate alan olur. Selam ve dua ile… 
  
 Süleyman FAYDALI  

 
 
1000
icon
M.Şahin 21 Eylül 2018 10:18

Allah razı olsun hocam... Her zamanki gibi "efradını cami, ağyarını mani" bir yazı çıkmış ortaya... Berbat etmediğimiz,tüketmediğimiz ne kaldı ki...

0 0 Cevap Yaz
e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri