Ulaş Salih ÖZDEMİR

Alkol ve Osmanlı

A
a
Bilindiği gibi içki; İslam’da kesin hükme göre haram kılınmıştır.  [1]Türkler de Müslümanlığı kabul ettikten hemen sonra, İslamiyet’e ters olan tüm adetlerini ve geleneklerini hem fiilen hem de nazaran terk etmeye çalışmışlardır.
İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmış olan “Kutadgu Bilig”in “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâbında yer alan şu beyitler bunu açıkça yansıtmaktadır:
“2091 – Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbal elden gider.
2092 – Dünya beyleri şarabın tadına alışırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur.
2093 – Dünyaya sahip olan vaktini kumara verirse, memleketin bozar ve kendisi de muhtaç duruma düşer.
2094 – Devlet işleri ihmal edilir ve vaktında yapılmazsa, arkasından avcı kuşla takip etsen bile, bir daha ele geçmez.
2095 – Bilgi veren ve bilgisizi yererek, içkiden men eden insan ne der, dinle.
2096 – Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme; içki içersen, sana fakirlik yolu açıldı demektir.
2097 – Avam içkiye müptelâ oldu, malı rüzgâr gibi uçtu; bey içkiye müptelâ olursa, memleketi nasıl durur.
2098 Bu içki ve meyhaneci düşmandır, insanın parasını alır; içki içen hırçın ve kavgacı olur.
2099 – İnsan sarhoş olursa, deli olur ve aklını kaybeder; deli hiç doğru iş yapar mı?
2100 – Takva sahibi insan ne der, dinle; ey boğazının kulu, bu söze göre hareket et.
2101 – Yapılacak nice işler içki yüzünden yapılamaz; yapılmaması gereken nice işler de sarhoşken yapılır.
2102 – Nice uygunsuz işler içki yüzünden işlenir; nice iyi işler sarhoşluk yüzünden geri kalır.
2103 – Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat bulur.
2104 – Nerede fesat olursa, oradan saadet kaçar, gider; fesat, şüphesiz, her yerde daima beyliğe halel getirir.
2105 – Saadet ve ikbal temizdir, her yerde temizlik arar; bu saadet durudur ve ancak saf olanı destekler.
2106 – Bey içkiye müptelâ, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.” [2]
Karahanlılar’dan sonraki Müslüman Türk devletlerinde ise içki, resmi hukukları olarak kabul ettikleri kendi fıkıh kitaplarında yasaklanmıştır. [3]
Osmanlı hukukçuları da kuruluş yıllarından itibaren İslam’ın haram kıldığı içkiyi ve hatta her türlü sarhoş edici içeceği haram kılmıştır. [4]Ve yasağa uymayanları İslam’ın uygun gördüğü (hadd-i şirb)  [5]cezasına çarptırılacağını bildirmişlerdir. Bunu Şer’iyye Sicillerinde gördüğümüz gibi Osmanlı Kanunnameleri’nde de görmekteyiz.
Osmanlı padişahları, çok az istisnalar dışında, hem fiilen ve hem de kavlen İslam’ın getirdiği içki yasağına uymuşlar ve bu yasağa uyulması için gerekli hukukî tedbirleri almışlardır.
Bütün Osmanlı Padişahları bu konuda hassastırlar; ancak bunlardan II. Bayezid’e ait olan bir fermanın, sadeleştirilmiş metnini, sizlere takdim ederek, meseleyi bütün yönleriyle vuzuha kavuşturmak istiyoruz:

“1 – Dergâhıma arz olundu ki, sancağınıza bağlı şehir, kasaba ve köylerde, düğünlerde, toplantılarda ve benzeri yerlerde, açıkça şarap içildiği, çeşitli sarhoş edici içkiler kullanıldığı, her türlü rezalet ve sefahetinirtikâb edildiği görülmüştür. Ayrıca İslam’ın şeâirineri’âyet edilmeyerek fâsıklarm bu gibi gayr-i meşru fiilerinden, bütün Müslümanların ve özellikle de âlimler ve sâlihlerin rahatsız olduğu bildirilmiştir.
2 – Durum böyle ise, emr-i bil-ma’rûfnehy-i anil-münker[6]  vazifesi boynumuzun borcu olması hasebiyle, bu gayr-i meşru fiillerin yasaklanması için, görevli olarak Hamza’yı gönderdim ve aşağıdaki talimatı verdim:
3 – Emrim size ulaşınca, bu konuda tam ihtimam gösteresiniz. Sen ki, sancak beğisin, kâdîlarsınız. Bizzat bu işin üzerinde durub kazanızdaki halka, şehirlerde, köylerde ve kasaba-larda tekrar te’yîd ve tehdit ile yasak edesiniz.
4 – Bundan sonra hiç bir yerde, fâsıklar toplanıp açıkça günâh işlemeyeler ve Islâm’ınşe’airine gereği gibi ri’âyet edeler.
5 – Sen ki, sancak beğisin, bu hususu görüp gözetip emrime aykırı hareket edenleri kâdî kararıyla hakkından gelip, şer’î hükümleri ve emirlerimi icra edesin.
6 – Bu memleketlerin subaşıları (emniyet âmirleri) ve yardımcıları da, bu konuda, kadîlara yardımcı olalar. Gayr-ı meşru fiillerin kaldırılması hususunda kadıların yanında yer alalar ve kimseye düğünlerde ve toplantılarda, İslam’ın emirlerine aykırı iş ettirmeyeler. Eden-leri mahkemeye sevkedip, şer’î yargılama neticesinde haklarından geleler.
7 – Siz ki, kâdîlarsınız, her biriniz, bu fermanımın bir örneğini şer’iye sicillerine kayde-desiniz ve daima icra edesiniz. Bu konuda ihmal ve müsamaha göstermeyesiniz. Ihmalve mü-samaha ettiğiniz duyulursa, sadece görevinizden azledilmekle kalmazsınız, büyük cezalara çarptırılırsınız. Bu yazılı emrimin, size ulaştığını, görevli memurum ile bana bildiresiniz.
Şöyle bilesiniz ve alâmet-i şerife itimat edesiniz.” [7]
Osmanlı devletinde her türlü sarhoşluk verici maddeler yasaklanmıştı. Buna dair bir belge;
2“Yıldız Sarayı Hümâyûnu
BaskitâbetDâiresi
2341.Müskiratın memnu’iyyet-i isti’mali hakkında irâde-i şerefsadıre-i cenâb-ı hilâfet-penâhimantuk-ı alîsi üzere vazifedarancatakayyüdat ifa edilmekte olduğu halde şu sıralarda ol-bâbda müsamaha vuku’a gelmekte olduğu haber alınmakta ve hatta me’murinden bazıları tarafından müskirat resminin Duyun-ı Umûmiye’ye ait olması cihetiyle bunun memnu’iyyetiistihlâkını ve dolayısıyla resm-i mezkûrun mikdârınıtenkıs edeceği yolunda mütalaâserd edil-diği işitilmekte olmasıyla gerek bu bâbda ve gerek matbu’âtdanmuntazar olan tehzib-i ahlâka bedel aksi hal muzırrı dâcîolmakda bulunan bir takım Romanlar hakkında memnu’iyyetin kemakan muhafazasıyla beraber bazı mahallerde tiyatro namı altında icrâ olunan ve su-i ahlâka sebeb bulunan lu’biyâtın devamı câiz olamayacağı gibi evvelce de tebliğ olunduğu üzere nisvan-ı Islâmiye’nin levazım-ı mesturına itina ile ânın hilafı hal ve kıyâfetdenittika eylemeleri ve iş bu vasâyayaadem-i müra’âttan zevcelerinin muahaze ve muateb edilmeleri muktezi bu-lunmasıyla ve bu şeyler zâbıtaya ait vezaiften olmasıyla zabıtâcahüsn-i ifâ’yı vazife edilmesi şeref-sudûr buyurulan irâde-i seniyye-i cenâb-ı hilâfetpenâhiicâb-ı âlisinden bulunmuş olmağla ol-bâbda emr u fermân hazret-i men-lehü’l-emrindir.
Serkâtib-i
Hazret-i Şehriyâri Tahsin
Fi 15 Rebülahir Sene 1323 ve fi 16 Haziran Sene 1321.” [8]
Osmanlı’da insana zarar verici bu tür maddeler yasaklanmıştı, zira Osmanlı, insana değer veren, insanı yaşatma anlayışını esas alan bir Medeniyet idi. Nitekim Şeyh Edebali’nin, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye yaptığı mühim nasihatlardan biri de:


“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” idi.
Bu vecize, devletin ve idarecilerin halka hizmet için var olduklarını, böyle bir mesuliyet altında bulunduklarını hatırlatmaktadır.
 
 

[1] Maide Suresi, 90, 91: “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (Elmalılı Meali)
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den konuyla alakalı rivayet edilen bazı Hadis-i Şerifler şöyledir:
“Sarhoşluk veren her içki haramdır.” (Buhâri, Vudû, 71; Edeb, 80; Müslim, Eşribe, 7.)
“Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” (EbûDâvud, Eşribe, 5: Tirmizî, Eşribe,
“Içki bütün kötülüklerin anasıdır.” (Suyûtî, Câmi’üs-Sağîr, 2/12.)
“Allah içkiye, onu içene, dağıtana, satana, satın alana, üzümünü sıkana [îmal edene], kendisi için sıktırana, taşıyana ve kendisine taşınana ve parasını yiyene lânet etsin.” (Tirmizi, Büyû: 58.)
[2] Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâb, 2091-2106 numaralı beyitler.
[3] Ahmet Akgündüz, “Osmanlı Kanunnameleri”nden naklen; Nermin Taylan, Osmanlı’da Yasaklar, Ekim Yayınları, İstanbul 2014, sayfa 99.
[4] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dâhiliye NezâretiMektûbî Kalemi, 662/18.
[5] İslam dinine göre cezası 80 sopa olan suç. Bakınız; Molla Hüsrev, Dürer Ve Gurer, İstanbul, cild 2, sayfa 69, 70. Abdülkadir Udeh, E-Teşrî’ul-Cinâiyy’ül-Islâmî, Kahire, cild 2, sayfa 496 ve devamı.
[6] “Emr-i bil-ma’rûfnehy-i anil-münker”, yani “iyiliği emredip kötülükten men etmek” Farz-ı kifayedir. Bu vazife Müslüman bir toplumda mutlaka birileri tarafından yerine getirilmelidir.
Bakınız; Al-i Imran Suresi, 104: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Elmalılı Meali).
[7] Bursa Şer’iyye Sicilleri, A 33/21, Vrk. 338/B. Aktaran: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Osmanlı’da Harem, 5. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 17 ve devamı.
[8] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Irâde Hususi, 130-52; Nermin Taylan, Osmanlı’da Yasaklar, Ekim Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 103
 
1000
icon
Vtnn 14 Mart 2018 18:00

Eyy Osmanlı sana uzanan diller kopsun

0 0 Cevap Yaz
e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri