Prof. Dr. İsmail Tufan

Ağır-Hafif Felsefesi

A
a
Çocukken kâğıttan uçak yapardık. Sınıfta birbirimize kâğıttan uçaklarımızı fırlatır, hangisinin havada daha çok süzüldüğünü tartışırdık. Uçurtmalarımızı yaparken hafif olmasına özen gösterirdik. Hafif cisimlerin uçabildiklerini bilir, ne kağıt uçağımızı ne de uçurtmamızı kartondan yapmaya kalkışırdık. Çünkü ağır cisimlerin hafif cisimlerden daha hızlı yere düştüğünü bilirdik. Buna inanmamız için haklı gerekçelerimiz vardı. Bir taşın yere hızla düştüğünü, bir kuş tüyünün süzüle süzüle yere konduğunu defalarca görmüştük.
Çocukluk arkadaşlıkları zamanla koptu, yerlerine yenileri geldi. Mahalle maçlarında adeta dünya kupası kazanmış gibi sevinen, kaybedenlerle alay eden o güzel saf dostluklar zamanla koptu. Yollar çatallaştı. Her birimiz ayrı yollarda yürümeye başladık. Kim bilir şimdi benim o güzel dostlarım neredeler, kim bilir şu anda tam da ben bu satırları yazarken ne yapıyorlar. Mutlular mı, hepsi hala hayatta mı, yoksa aramızdan ayrılıp kâğıttan uçağına atlayıp öbür diyara uçup giden dostlarım var mı?
Daha o zaman bazılarımızın öbürlerinden daha şanslı olduklarını görebiliyorduk. Elbiselerinden, ayakkabılarından, ama özellikle de o beyaz yakalı kara önlüklerinden şanslılar ve şansızları ayırt edebiliyorduk. Ben şanslılardandım. Her sene yeni bir önlük diktirilir, annem özene bezene kendi elleriyle diktiği kolalı beyaz yakalarımı her gün değiştirirdi. Şansızları önlük yakalarından da tanıyabilirdiniz. Onların plastikten yakaları vardı. Eğer şanlıysa iki tane, şansızlar arasındaki en şanssızların sadece bir tane plastik yakası olurdu. En adi plastikten imal edilen o önlük yakaları havada süzülen tozları üzerine mıknatıs gibi çeker, kısa süre sonra daha ziyade griye çalan bir zamanlar beyaz olduğu anlaşılan bir renge bürünürdü.
Şanslıların ve şansızların annelerinin rüyaları aynıydı. Çocuğu büyüyecek ve “büyük adam” olacaktı. Kız erkek fark etmezdi. Kız anneleri de çocuğunun büyük adam olacağını söylerdi. Adam kelimesi cinsiyetten arındırılmış bir kelimeydi, eğer büyük adam olunacaksa. Saf ve temiz yürekli o çocuklardan acaba hangileri “büyük” ve hangileri “küçük” adam olabildi?
Büyük ve küçük adamı nasıl ayırt edebileceğimi hiçbir zaman anlayamadım. Masa başında beyaz gömlekli adam mı, yoksa bir fabrikada ekmek parası için çabalayan, bir türlü iki yakasını bir araya getiremeyen işçi mi, büyük adamdır? Çocukken cevaplarımız saf, temiz ve yüreklidir. Tabii ki büyük adam uzun boylu olandır. Kısa çelimsiz adamın büyük adam olması mümkün değildir.
Ama gençlikte cevaplarımız değişir. Büyüklüğün boyla alakalı olmadığını anlarız. Büyük adamları aramaya başlarız. Her birimizin büyük adamı farklıdır. Seçtiğimiz büyük adama göre düşüncelerimiz şekillenir. Onda gördüğümüze inandığımız büyüklüğü kendimize yansıtmaya başlarız. Büyük adamlarımız bizim için adeta birer aynadır. Ona bakarken onu değil kendimizi görmeye başlarız. Biz de büyüyecek büyüyecek ve sonunda onun gibi büyük adam olacağımızı düşünürdük.
Biraz daha yaşımız ilerleyince büyük adamlarımızın küçüklükleri karşısında hayal kırıklığına uğrarız ve yeni bir büyük adam arayışına başlarız. Çünkü büyük zannettiğimiz adama baktığımızda onun küçüklüğünü değil, aksine kendi küçüklüğümüzü görür, bu yüzden de “aynamızı” değiştirmeye kalkışırız.
O bir zamanların saf ve temiz şanslı ve şanssız çocukları yetişti, hayat her birini yaprak gibi savurdu. Kim bilir kaç defa aynalarını değiştirdiler. Kim bilir şimdi hangi aynalarda kendi büyüklüklerini veya küçüklüklerini görüyorlar.
Herhalde taşın kuş tüyünden daha hızlı yere düşmediğini artık biliyorlar. Büyük adamın da küçük adam gibi aynı hızla yere düşeceğini herhalde artık anladılar.
Bana yaşlılık nedir diye soruyorlar. Benim için yaşlılık yere düştüğüm andır. Ayaklarımın üzerinde durabiliyorsam, bilincim açık, düşüncelerim berrak ise yaşlı değilim. Yaşlanma nedir, diyorlar. Yaşlanma, benim için taşların ve kuş tüylerinin yere düşme sürecidir. Taşlar ve tüyler yere aynı şekilde düşerler, sadece düşüş tarz ve biçimleri farklıdır. İşte bizim büyük adam mı, yoksa küçük adam mı olduğumuzun cevabı burada saklıdır. İster taş ister tüy ol; hiç önemli değil. Önemli olan yere nasıl düştüğündür. İşte bütün mesele budur. 
 
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

e-gazete E-GAZETE
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat


Kırşehir'in Güncel Haberleri